Ama anlıyorsun Elif, senin gibi birine evlenilmez, dedi Baran sakin bir sesle. Aşk ve güzel vakit geçirmek için kadınlar var. Kendini evlenmeye kadar saklayanlar da başka. Ne yazık ki sen o gruba girmiyorsun.
Peki neyin eksik bana, Baran? Ben yemek yaparım, güzel görünürüm, evde temizlik benim işim. Kadın olarak sana uyar mıyım? Elif şaşkınlıkla, ona aşık olduğunu sandığı adamına baktı.
İşte bu sorun! Zaten çürümüşsün. Anla ki senin gibi kadınlar eş olarak alınmaz. Onlarla sadece bağ olmadan ilişki olur. Evlenilenler ise hâlâ bekârlığını koruyan kızlar, senin gibi değil. O da bir deyim gibi, Ayaklarını yıka, suyu iç. Baran, son cümlesini söyleyip duvara dönüp horladı.
Bir hafta önce Elif, arkadaşlarıyla bir kahvehanede oturup planlarını paylaşıyordu: Hayat düzene giriyor. Otuz yaşındayım, hâlâ genç değilim ama kariyerim var, evim, arabam, her şey yerli yerinde. Evlenebilir, çocuk yapabilirim! diye. Üstelik aday da var, adeta rüyanın genç bir erkeği. Baran: hiç evlenmemiş, kendi dairesinde yaşıyormuş, annesiyle aynı binada bir daire almış. On dört yaş farkı, yakışıklı, bakımlı, kötü alışkanlığı çok az, ciddi bir pozisyonda, tam bir şans.
Tanıştıklarında Baran, Elif’in diş hekimliğine hasta olarak gelmiş, çıkınca kalbini kaptırmıştı. Elif aynı anda iki klinikte çalışıyordu, boş zaman bulamıyordu. Ama Baran çiçek getirmişti, sıradan gül değil, nergis. Şubat ayı! Restoran! Ve işin içine bir anda aşık olma geldi.
Sadece bir eksik vardı: ilişki iki yılını doldurmuştu, ama hâlâ bir evlenme teklifi gelmemişti. Arkadaşları Elif artık evlenme vakti geldi diyordu. O da aynı duyguyu hissetmişti. Bir akşam Barana konuyu açtı, uyku öncesi O beni çürük, evlenmeye layık olmayan biri diyerek işitti.
Kafası karıştı. Ne hak ediyor o bana? diye düşündü. Ertesi akşam yine kafede arkadaşlarıyla buluştu, tavsiye istedi.
Kızlar, hayal edin, Baran bana sen artık o değil! Senin gibi kadınlarla evlenilmez dedi!
Ciddi misin? diye şaşırdı Cemre. Sen çok güzel, zeki, bağımsızsın!
Sadece bekârlığını koruyan kızlarla evleniyorlar diyor. Ben ise üçüncü sınıf, eksikmiş gibi. Diğer her şeyde uyumlu: zeki, parası var, yatakta da sorunsuz.
Elif, bunu bir kenara bırak, kendini değersiz hissetme, diye homurdanarak iç çekti Ece.
En iyisi, Baranı evimize getir, Mert ile bizim on yıl süren evliliğimizi göstersin! dedi Cemre, şaka bir gülümsemeyle.
Arkadaşlar Baranı davet etmeye karar verdi. Baran, genelde bu tür buluşmalardan hoşlanmazdı ama bu sefer arabayı kendisi sürmeye razı oldu. Elif, arkadaşlarıyla güzel bir kaçamak olacağını düşünüp gülümsedi; sonunda yönlendiren o olmayacaktı.
Mert ve Cemrenin kır evinde evimiz gibi bir atmosfer vardı: çocuklar, mangal, kuş cıvıltısı, Şükür adlı köpek bir pil gibi koşuyordu. Öğle saatlerinden akşama kadar sofralar kuruldu. Büyükler ayrıldı, çocuklar uyudu, masada yalnız bizim olanlar, ev sahipleri ve Baran kaldı.
Çay ve meyveli turta eşliğinde sohbet ederken Baran bir kez daha başladı:
Cemre, Elif hâlâ evlenmemiş neden? Siz on yıldır evlisiniz.
Biz de üçüncü sınıfta aşık olmadık diye omuz silkti Cemre. Elif o zaman okula gidiyor, çalışıyordu, vakti yoktu.
Ya siz evlenirken hâlâ bekârlığınızı koruyarak mı gittiniz?
Ne! diye güldü Cemre. Mertle birinci sınıftan beri birlikteliğimiz!
Ama o birinci sınıftan mı?
Pasaport mu göstereceksin? diye bağırdı Mert. Benim eşim oldum, nokta.
Görüyor musunuz! Yani o temiz bir evlilik. Aile onuru söz konusuydu. Birden fazla sevgilisi olan birine evlenmek utanç bir şey!
Sizin aileniz neden böyle bir temizlik istemiş? diye güldü Ece. O zaman Elife ne umut verdiniz?
Hiç bir şey vaat etmedim, omuz silktim Baran. Arkadaşınız ikinci sınıf bir kadındır; evlenmek için gerçek nedenler gerekir. Ben de onları görmüyorum.
O zaman ben de üçüncü sınıftan, boşanmış, çocuğum var demek, diye alayla Ece. Ah, adamım, senin ailen de ne hal!
Kadınlarla nasıl konuşuyorsun? bağırdı Mert. Sınıflar senin! Sen de balık gibi çürük bir sardalye! Baranı yakalayıp dışarı attı, iki metre boyunda, kaslı, zor iş değildi.
Buradan çık! Kutlamayı bozmayacağım. Kızlar olmasaydınız, seni bir gün çürütürdüm. Sen misafir değilsin.
Elif, ben gidiyorum. Sen benimle mi kalacaksın, yoksa kalacak mısın? diye göğsünü gere gere Baran çantayı alarak çıktı.
Elif, kahkahalar arasında bir şey söyleyemedi. Baran, destek beklemeden kapıyı çarparak gitti.
Mert, teşekkürler diye kıkırdadı Elif. Artık hiç adam istemiyorum! Çürük de olsa!
Yanlış bir şey yaptık, evlilik üzerine onu aydınlatmaya çalışmak dedi Cemre gülerek. Ama ne bir karakter! Kızlar, duydunuz mu? Ben birinci sınıftayım! demiş.
Şakalar bütün gece sürdü. Sonra Ece Elifi evine götürdü. Elif, hastalarının randevularına ve hastalık geçmişi formlarına geri döndü. Baran bir daha aramadı.
Elif Hanım, resepsiyonda bir zarf bıraktık.
Teşekkür ederim, Leyla. Sonra bakarım.
Randevuyu bitirip zarfı açtığında içinde (devamı senin hayal gücünde).




