Bu fotoğrafı nereden aldın? Mert bembeyazlaşır, duvarındaki kayıp babasının resmini fark ettiğinde
Mert işten döndüğünde annesi balkonda çiçekleri sulamaktadır. Asılı saksıların üzerine eğildiğinde yaprakları nazikçe düzeltir. Yüzü huzurlu, sakin bir ışıkla ışıldar.
Anne, sen bir arı gibisin, Mert ceketini çıkarıp ona omzundan sarılır. Yine bütün gün ayakta mı kaldın?
Nasıl bir iş ki, gülümseyerek söyler. Ruhum dinleniyor. Bak, her şey nasıl çiçek açıyor. Koku sanki sadece balkon değil, bütün bir botanik bahçesi gibi.
Gülüşü hafif, içten, her zamankine benzer. Mert çiçeklerin narin kokusunu içine çeker ve çocukluğunda komünal dairede yaşadıkları zaman, tek bahçe olarak kalanı kalıcı kalan bir kalanço çiçeği hatırlar.
Zaman hızla geçer. Şimdi anne sık sık ona hediye ettiği, yıl dönümünde aldıkları yazlık köye gider. Küçük bir ev, ama büyük bir bahçe istediğin her şeyi ekebilirsin. Baharda fideler, yazın seralar, sonbaharda kavun ve kavunluk; kışın ise baharın habercisi bekler.
Mert bilir ki, annesi ne kadar gülse de gözlerinde her zaman sessiz, aydınlık bir hüzün saklıdır. O hüzün, annesinin en büyük dileği gerçekleşene kadar, yani bir ömür boyu beklediği babasını görmeye kadar silinmez.
Babası. Bir sabah işe gitmiş ve bir daha geri dönmemiştir. Mert o zaman sadece beş yaşındaydı. Anne o gün babasının onun kulak memesine bir öpücük kondurduğunu, çocuğuna göz kırparak İyi ol dediğini anlatır. Sonra babası gizemli bir şekilde ayrılmıştır, bir daha ne zaman dönmeyeceğini bilmeden.
Polis raporları, araştırmalar, komşuların fısıltıları Belki kaçtı, Başka biri olabilir, Bir şeyler oldu. Ama anne hep aynı şeyi söyler:
O sadece böyle gitmezdi. Demek ki geri dönemez.
Bu düşünce Merti otuz yılın üzerindeki hayatı boyunca bırakmaz. O, babasının onları bırakamayacağını, sadece yapamadığını bilir.
Liseden sonra teknik üniversiteye girer, ama içten içe gazeteci olmayı hayal eder. İş bulmam lazım der, annesi hastanede gece hemşiresi olarak çalışır, şikayet etmez. Ayakları şiştiğinde, gözleri uykusuzluktan kızardığında, Her şey yolunda, Mert. Önemli olan derslerin der.
Mert çalışır, gece olsun kayıp babasını veri tabanlarında arar, arşivlere bakar, forumlara yazar. Umudu sönmez, aksine ona güç verir. Annine destek olmak için güçlü olmalı, diye düşünür.
İlk iyi işini aldığında önce annesinin borçlarını öder, sonra birikimlerini biriktirir ve sonunda aynı yazlık köyü satın alır.
Bak anne, artık dinlenebilirsin, der.
Anne gözyaşlarını sakınmaz, Mert onu sarar ve fısıldar:
Bunu bin kez hak ettin. Her şey için teşekkür ederim.
Mert bir aile kurmayı, içi çorba ve taze ekmek kokan bir evde, Pazar günleri bütün akrabaların toplandığı, çocuk seslerinin yankılandığı bir yeri hayal eder. Fakat şimdilik çok çalışıyor, kendi işini kurmak için para biriktiriyor. Çocukluğundan beri el becerileriyle oynamayı sever.
Kalbinde bir hayal vardır: babasını bulmak. Bir gün eve girip şöyle demek ister:
Özür dilerim Daha önce söyleyemedim.
O zaman her şey yerli yerine oturur, affeder, üçü de sarılır ve gerçek bir bütün olur.
Bir akşam Mert rüyasında babasını görür; nehir kenarında eski bir palto içinde ona seslenir. Yüzü sisli, gözleri aynı gri, tanıdık.
Mertin işi stabil, ama tek maaşla kendi hayalini gerçekleştirmek zor. Akşamları bilgisayar ve akıllı sistem kurar, bir iki evde tamir yapar. Yazıcı, yönlendirici, güncelleme Özellikle yaşlılar onu sever; nazik, sabırlı, her şeyi açıklayıcı.
Bir gün tanıdığı bir zengin aile, şehir dışındaki bir köyde, güvenlik ve geçiş kartlarıyla ev ağı kurması için sipariş verir.
Saat altıdan sonra gelin. Ev sahibi evde, her şeyi gösterecek, denir.
Mert zamanında varır, kontrol noktasından geçer, beyaz sütunlu büyük pencereli eve ulaşır. Kapıyı genç bir kadınyirmi beş yaşında, ince bir elbise içindeaçar.
Usta mısınız? İçeri girin. Babanın odası orada. Şu an görevde ama bugün her şeyi kurmanızı istedi, der hafif bir gülümsemeyle.
Ev aydınlık, geniş, hafif bir lüks kokuyla doludur. Oturma odasında bir piyano, duvarlarda tablolar, kitap rafları, çerçeveli fotoğraflar. Çalışma odası koyu ağaç, yeşil lamba, büyük bir masa, deri bir koltuk.
Mert aletlerini alır, bilgisayara oturur. Her şey sorunsuz giderken duvardaki bir fotoğrafa göz atar. Genç bir çift: beyaz elbise içinde çiçekli bir kadın, yanında gri takım elbiseli bir adam. Gülümserler.
Yıllar yüz hatlarını değiştirmiş olsa da, iç ses net bir şekilde bağırır: bu babası.
Mert kalkar, fotoğrafın yanına yürür. Gri gözler, tanıdık çene, dudak yanındaki çukur Yanlış yapması imkânsızdır.
Affedersiniz bu fotoğraftaki kişi kim? sessizce sorar.
Genç kadın şaşkın bakar.
Bu benim babam. Siz onu tanıyor musunuz?
Mert ne söyleyeceğini bilemez, fotoğrafa bakar sanki bir hayalet görmüş gibi. Kalbi o kadar hızlı atar ki kadın onun nefesini duyar gibi hisseder. Sonunda zorlanarak yanıt verir:
Sanırım belki. Der derin bir nefes alarak. Bana sizin babanız nasıl tanıştı? Üzgünüm, garip gelebilir ama benim için çok önemli.
Kadın biraz utanır, ama cevap verir:
Babam sıradan bir mühendisdi. Annemi tatilde tesadüfen gördü, sonra aşık oldu
Kadın Merte bakar:
Sanki soluk alıp kaçtınız. Her şey yolunda mı? Su ister misiniz?
Mert sessizce başını sallar. Kadın mutfağa gider, Mert ne yaptığını anlamaz; belki etik, belki yasa dışı… Bilgisayarını açar ve araştırmaya başlar.
Kişisel klasör parola korumalıdır. Doğum tarihini girer, şaşkınlıkla çalışır. İçinde eski fotoğraflar, belge taramaları ve isimsiz bir metin dosyası bulunur. Dosyayı tıkladığında şöyle bir mektup çıkar:
İlk günden biliyordum ki bu yanlış. Sen güzeldin, zekiydin, varlıklı ve aşık. Ben ise hiç kimse değildim. Yalan söyledim bekar olduğumu, kimseyi tanımadığımı. Kısa bir ilişki olacağını düşündüm. Fakat sen beni aileye nişanlı gibi tanıttın, evlilik hazırlıkları başladı Kaçmak istedim ama artık kaçamıyordum. Senin güvenin, babanın parası beni bağladı. Yeni kimlik düzenlediler, evlilik kaydı yok. Gurur duymuyorum ama herkes için daha kolay olacağını sandım. Lida unutacak. Oğlum hâlâ küçük, anlayamaz. Şimdi kendimi tanımıyorum. Bolluk içinde yaşıyorum ama her sabah kahvemle kendimi bir hain gibi hissediyorum. Geri dönüş yok.
Mertin gözleri bulanır. Sandalyenin sırtına yaslanır, uzun bir süre tek noktaya bakar. Ne hissetmesi gerektiğini bilmez; öfke mi, küçümseme mi, üzüntü mü?
Karşısında on yıllık bir ihanet, annesini tek başına para toplamak zorunda bırakan, ikinci kez evlenmeyen bir anne ve lüks içinde yaşayan, sorumluluğu terk eden bir baba vardır.
Mert işi çabuk bitirir, üzerindeki beyaz zarfı alır ve arabasına yönelir. Nasıl arabaya bindiği aklında kalmaz; kapıyı kapatır, elleri titrer.
Üç gün kelimeler bulamaz, gerçeği nasıl söyleyeceğini düşünür. O sırada anne, her zamanki gibi hisseder:
Bir şey mi oldu, Mert? Sanki başka bir insan gibi davranıyorsun
Mert her şeyi anlatır: ev, fotoğraf, laptop, okuduğu tarih. Anne sessizce dinler, ara sıra gözlerini kapatıp ellerini sıkarak eklemlerini beyazlatır.
Mert susar, odada sessizlik hakim olur. Anne kalkar, pencereye doğru yürür, uzakta bir yere uzun uzun bakar ve sonra sakin bir sesle söyler:
Biliyor musun bu beni hafifletti.
Mert şaşırır:
Hafifletti mi?
Evet. Yıllarca Neden? diye sormuştum. Acı içinde mi? Kötü mü? diye. Şimdi anladım; o bir sıkıntı içinde değil, başka bir yaşamı seçmiş.
Anne masaya oturur, ellerini kollara koyar. Gözlerinde gözyaşı yok, sadece uzun bir yolculuğun yorgunluğu vardır.
Artık beklemeye ihtiyacım yok, Mert. Korkmuyorum, bir şey kaçırmadım. Ben özgürüm.
Özür dilerim, bu şeyi bulduğum için, fısıldar.
Anne başını sallar.
Özür dilemek lazım değil. Hayatımız daha iyiye yönelir; bazen anlamak zaman alır.
O, ona çocukken bisikletinden düşüp ağladığında sarıldığı gibi sarar.
Biliyor musun, sen benim en büyük hediyemsin. Aslında o düşünürken O bana seni getirdi. Yani her şey boşuna değildi.
O akşam Mert gölet kenarında oturur, gün batımının pembe tonlarında gökyüzüne bakar. Anlar ki babasını görmek istemediğini; söz, açıklama ya da boş bir özür de istemediğini. Babası artık yabancı bir malikânde değil; o, çocukluğunun sıcak, temiz bir imgesi. Kalbinde fazlası yok, sadece hatıralarda kalması yeterli.
Yaşamak, kötülüğü tutmak değil, geçmişi geride bırakabilmektir. Ve o akşam Mert her şeyi tamamen serbest bırakır.
Rar uzun ömürlü jel mum 59 TL. Siteyi ziyaret edin.




