Anne hastanenin önünde akrabaları tarafından karşılanmadı çünkü anne kızından vazgeçmedi…

Sevgili Günlüğüm,

Bugün hastane koridoru, ışıl ışıl ve geniş, adeta bir kutlama alanı gibiydi. Yeni doğmuş bebeklerin haberini duyan herkesin yüzünde bir sevinç ve hafif bir heyecan karışımı vardı. Çiçek buketleri taşıyan babalar, yeni büyümüş büyükanneler, büyükbabalar ve yan yana dizilen tanıdıklar, neşeli kahkahalarla ortalığı dolduruyordu. Herkes, yeni aile üyelerini görmek için nefesini tutmuş bekliyordu.

Bizde bir erkek bebek doğdu! İlkimiz! diye fısıldadı genç bir ninelerden biri, gözlerinden mutluluk gözyaşları süzülürken elinde gök mavi balonlar sıralıyordu. Yanındaki kadın gururla bağırdı: Bizde iki kız var! Hemen iki tane, hayal edebiliyor musun? Diğerleri de Üç kız kardeş! Tam bir masal gibi! diye hayretle karşılık verdi. İkiz mi? Ne kadar nadir! Tebrik ederim! diye ekledi bir başkası.

Bu telaş içinde, ağır kapıyı zorla açmaya çalışan küçük bir kız çocuğu gözden kaçtı. Ellerinde, neredeyse taşıyamayacak kadar dolu olan bebek eşyası çantaları vardı. Bu ne bir bebek mi? diye sordu genç bir adam, İsmail, yanına gelen kuzeninin annesini almaya gelmişti. Kadının sağ kolunda, önkol ile gövde arasında sıkışmış bir bebek yorganı göründü; bu durum ona gerçek gibi gelmedi.

İsmail şaşkınlıkla bağırdı: Nasıl olur? Ailesi ve arkadaşları nerede? Bu büyük şehirde genç bir anneye kim yardım eder?! Ailesi uzun süre boyunca ikinci çocuğun doğumuna ve hastaneden çıkışına hazırlanıyordu; bu mutluluk dolu anın ne kadar kıymetli olduğunu biliyorlardı.

İsmail hemen kapıyı tutarak, İzin verirseniz eşyalarınızı taksiye koymanıza yardımcı olayım, dedi. Kadın hafif bir hüzünle, Teşekkür ederim, ama sadece yalnızca gideceğim, diye yanıtladı ve bebeği daha güvenli bir şekilde tutup otobüs durağına yöneldi. İsmail, Otobüsle mi yeni doğan bir bebek taşıyacak? diye düşündü; evine arabayla götürmek isterken akrabaları onu hastaneden çıkarıp kuzenini almayı bekliyordu. O an, tüm dünyasını unutarak koştu.

İsmailin akrabası Elif, küçük bir köyde annesiyle birlikte dar bir evde yaşıyordu. Annesi 40ında bir hamilelik geçirmiş, babasını hiç tanımamıştı; babası bir tatil kaçamağında başlayan bir aşkın meyvesiymiş. Elif, annesine yardım etmek, ev işlerine koşmak, okulda başarılı olmak ve her zaman itaatkar olmak için elinden geleni yapıyordu. Maaşları sadece yerel bir bakkalda satıcılık yapmaktan ibaretti; bu yüzden sık sık yiyecek alacak parası kalmazdı. Annesi emekli olduktan sonra maddi durum daha da zorlaşmıştı.

Elif, büyüyünce yüksek bir eğitim alıp iyi bir iş bulmayı hayal ediyordu; böylece aile asla aç kalmazdı. Arkadaşları sinema ve dansa gitti, ama Elif ders kitaplarıyla haşır neşir, komşusu Feritin dışarı çıkma tekliflerini defalarca reddediyordu. Annesi Hadi dışarı çık, hava çok güzel! Neden sadece kitaplarla dolusun? diye ısrar etti.

Üniversiteye gireceğim, sınavları yüksek puanla geçeceğim. Bu benim tek şansım, diye yanıtladı Elif. Ferit, ilkokuldan beri onun hayranıydı ama karşılık bulamıyordu. Elifin sıkı çalışması meyvesini verdi; bütün sınavları mükemmel bir şekilde geçti ve hayalindeki prestijli şehir üniversitesine kabul edildi. Sevinci tarif edilemezdi, ama annesi endişeliydi.

Ya nerede oturacaksın? Para bulamayacağım, diye endişelendi annesi. Elif sakin bir sesle, Endişelenme, akşam işi bulacağım, yurt odasını da ayarladım, dedi. Yurt odasını bir köylü kızla paylaşıyordu; oda arkadaşları ona yemek getirir, Elif de derslerinde onlara yardımcı olurdu. Çabaları sayesinde bir kafenin garsonluğuna da bir iş buldu; siparişleri getirir, gülümseyerek müşterileri karşılar, bu iş ona üniversite hayatını sürdürebilmesi için yeterli geliyordu.

Orada Mert adında yakışıklı bir gençle tanıştı. Mert, bankada ekonomist olarak çalışıyordu; her hafta sonu arkadaşlarıyla kafeye gelir, şakalar yapar, neşeyle sohbet ederdi. Elif, yanaklarındaki gamzeleri izlerken bir kez göz göze geldi; utangaç bir bakış takibiyle Mert ona özel bir ilgi göstermeye başladı. Çift, birlikte vakit geçirmeye, Mertin dikkatli ve sevgi dolu yanını keşfetmeye başladı.

Mert, iki yıl önce üniversiteden mezun olmuş ve geniş bir iki odalı dairede, işe yakın bir yerde yaşıyordu. Elif hamile olduğunu söylediğinde Mert sevinçle, Tam da evlenmek için bir fırsat! diyerek mutlu bir şekilde karşılık verdi. Üniversiteyi bitirince, evlenmek ve sana güzel bir ev hazırlamak istiyorum, dedi, Seninle bir aile kurmak, bir bebeği birlikte büyütmek istiyorum.

Elifin ailesi, Mertin babasının büyük bir süt fabrikasının sahibi olduğu, annesinin ise ona işlerde yardımcı olduğu bir iş adamı ailesiydi. Başta endişeliydiler, ama Mertin ailesi Elifi sıcak bir kalple karşıladı; onun evini temiz, düzenli ve sevgi dolu buldu. Elifin hazırladığı yemek, Mertin babasını bir restoranda yediği en lezzetli yemek gibi övdü. Elin çok güzel! dedi Mertin annesi, Okan. Okan, Elife Sadece Elif diye hitap etmemizi istedi; birlikte düğün hazırlıklarına başladılar, pahalı mağazalarda alışveriş yaptılar, kahvehanelerde oturup sohbet ettiler. Okan, elit bir bayan gibi görünmemişti; sade ve samimi davranıyordu.

Düğün büyük ve gösterişli geçti; konuklar, sunucular, sanatçılar, havai fişekler Elif, maliyetleri düşünürken Okan sadece Endişelenme, bütçemiz yeterli, dedi ve Elifi rahatlatmaya çalıştı. Okanın kız arkadaşı, Sen benim oğlumun eşi, gerçek bir kutlama hak ediyorsun, diyerek ona destek oldu.

Elif, duyduğu söylenen tüm olumsuzlukları bir kenara bıraktı; Seni affettim, diye düşündü bir gün, çünkü Mert düğünde çiçekler ve hediyelerle ona özür diledi. Elif, Her şey yolunda, diyerek içten bir huzur buldu.

İlk ultrason görüşmesinde doktor sağlıklı bir kız bebek olduğunu söyledi; Mert, Erkek bekliyoruz diye dalgalandık, diyerek şaka yaptı. Ancak Okan, iki erkek çocuğu olmayı hayal ederken bir kız çocuğu beklemek ona büyük bir sevinç getirdi; bir sürü pembe elbise ve mini etek aldı.

Elif, bu güzel hediyelere bakıp kızının geleceğini hayal etti; bale, resim, erken çocukluk eğitimi Okan da ona destek olarak her şeyin en iyisini sağlamaya çalıştı. Ancak bir kontrol sırasında bebekte bir risk belirdi; hamilelik tehlikeye girdi. Okan, en iyi doktorları devreye soktu; Elif ise çok kötü hissediyordu, su içmek bile mide bulantısı yaratıyordu. İkinci trimesterda durum daha da kötüleşti; Elif hastanede yataklı, Okan ise evde yemek yapıp temizlik yapıyordu. Elif minnetle Okana bakıyordu, çünkü yapacak başka bir şey yoktu.

Mert ise iş, arkadaşlar ve telefon arasında kaybolmuştu; Elifi sadece analizlerden, prosedürlerden ve endişelerden bahsederken dinlemekten sıkılmıştı. Hayalini kurduğu bir erkek çocuğu yerine hamile bir eş, sürekli hastanede yatıyor, bir başka genç öğrenci de yanına giriyordu. Mert, bu durumu ailesine söyleyemiyordu; kimseye itiraf edemiyordu.

Aylar geçti, Elifin süresi bir ay erken geldi. Doğum odasına girdiğinde ağrılar dayanılmazdı; doktorlar elinden geleni yapıyor, ardından Elifi cesaretlendirmeye çalışıyordu. Doğum gerçekleşti ama bebek hemen bir odada başka doktorlarla tartışıldı; Elif bir an için yalnız kaldı. Sabah başhekimin bebekte Down sendromu var dedi; ultrason bunu göstermemişti. Doktorlar Sen gençsin, sağlıklı bir bebek doğurmalısın, bu çocuğu bakıma vermek daha iyi olur dedi. Elif, hayretler içinde Hayır! diyerek çocuğunu reddetmek istemedi, ona Aylin adını verdi.

Okan telefonla Her şeyi biliyorum, birlikte başaracağız, dedi. Elif, Bir psikolog buldum, ona çocuğumun acısını unutması için yardımcı olacak, diye cevapladı. Mert, Neden anne vazgeçebilir, baba vazgeçmemeli? diye bağırdı. Okan, bir kez daha Vazgeçmezsen ailemizden çıkarsın, diye tehdit etti. Elif, Ben ve Aylin yalnız kalacağız, diye kararlı bir şekilde yanıt verdi.

Evde, bir yabancı kadının paltosu bulundu; mutfaktan bir genç kadın, Turgutun tişörtüyle çıktı. Sen kimsin? diye sordu Elif. Sevdiğiniz adamın eşi, diye yanıtladı kadın ve Elif eşyalarını topladı. Aylin, pahalı hediyelerle süslenmiş bir bebek karyolasında uyuyordu; ama artık kimse ona, sadece Elif ona ihtiyaç duyuyordu.

Elif, Aylinle annesiyle birlikte yaşamaya başladı; zorluklara rağmen kendine gelerek kızını destekledi. Aylin, güzel bir çocuk oldu, şiir okuyor, konuşuyor, beklenenin aksine sağlıklı bir şekilde büyüyordu. Elif, Feritten evlenme teklifini kabul etti; Ferit, Aylini kendi çocuğu gibi benimsedi. İki erkek çocuk daha doğdu; Elif, Aylini bir blogda tanıtarak onun şiirlerini paylaştı.

Bir gün Moskovada Down sendromlu çocuklarla çalışan bir tiyatro yönetmeni, Aylinin videolarını izleyip onu sahneye davet etti. Aylin, oyuncu oldu; aile büyük şehre, anneannesini de yanına alarak taşındı. Aylin on yedi yaşına geldiğinde, Mert bir çiçek ve şarapla sahneye geldi, özür diledi. Elif, Her şey yolunda, Mert. Seni affettim, çocuğumuz için teşekkür ederim, diyerek içini bir ferahlıkla doldurdu.

Bugün, tüm bu karmakarışık geçen yılları düşündükçe, hem acı hem de neşeyle dolu bir yolculuk yaşadığımın farkına varıyorum. Hayatın bize getirdiklerini kabullenip, sevgiyle yönlendirmek İşte bu, benim bugünkü düşüncem.

Yarın yeni bir gün, Aylinin gülüşüyle ve Feritin şefkatiyle devam edeceğiz.

İyi geceler.

Rate article
Lifequest
Anne hastanenin önünde akrabaları tarafından karşılanmadı çünkü anne kızından vazgeçmedi…