Bugün akşam evin kapı zilinin çalmasıyla başlıyor her şey. Elif işten çıktığında önünde yeni bir yüz, Veli, bir genç adam duruyordu. Elif öncekini örtmek için hızla önlüğünü attı, ellerini sildi ve kapıyı açtı.
– Merhaba anneciğim, – diye çocuğunun yanağına bir öpücük kondurdu, – Buluşun: bu Veli, bizimle kalacak.
– Selam, – dedi Veli hafif bir selamla.
– Ben de annem Lüya, – Elif annesine hitap etti.
– Anne, bu akşam yemeğimiz ne?
– Bezelye püresi ve sucuk.
– Bezelye püresi yemem, – dedi Veli, ayakkabılarını çıkarıp odasına yöneldi.
– Anne, Veli bezelye yemiyor, – diye gözlerini büyüttü Elif.
Veli kanepede çantasını yere bırakarak oturdu.
– Bu aslında benim odam, – dedi Lüya.
– Elif, hadi, sana nerede kalacağımızı göstereyim, – bağırdı Elif.
– Bence burası hoş, – homurdanarak kanepeden kalktı Veli.
– Anne, Veli’ye ne yiyecek bulalım, – dedi Lüya.
– Kalan bir paket sucuk var, biraz hardal ve ketçapla, ekmekle yeter, – cevapladı Veli.
– Pekala, – diyerek mutfağa yöneldi Lüya.
Lüya bir tencere bezelye çorbası koydu, iki sucuk kızarttı, bir salata tabağını yana kaydırdı ve iştahla yemeye başladı.
– Anne, niye tek başına yiyorsun? – dedi Elif mutfağa girerek.
– İşten yeni döndüm, açım, – diye yanıtladı Lüya, sucuk çiğneyerek. – Aç olan kendisi servis yapsın ya da kendisi pişirsin. Bir de bir sorum var; Veli neden bizimle kalacak?
– O benim eşim, – dedi Elif.
Lüya neredeyse boğazını tıkanacak kadar şaşırdı.
– Eş mi?
– Evet, ben 19 yaşıma girdim ve artık kararlarımı kendim alıyorum.
– Bizi düğüne bile davet etmediniz.
– Düğün yoktu, sadece evlendik. Şimdi eşiz, birlikte yaşıyoruz, – açıkladı Elif.
– Tebrik ederim. Neden düğün olmadan?
– Düğün masrafı varsa bize verebilirsin, harcayacak bir yer buluruz.
– Anladım, – Lüya yemeğini bitirirken sormuştu, – Neden bizim evimizde kalacak?
– Çünkü dört kişilik bir daireyi paylaşıyoruz, bir odalı bir dairemiz var.
– Kiralama seçeneği yok mu?
– Odam var, kiraya vermeye ne gerek var? – diye cevapladı Elif.
– Peki, bir şeyler daha var mı?
– Elif, tencere ocakta, sucuk tavada. Azsa buzdolabında yarım paket daha var, alıp yiyin.
– Anne, yeni bir damat var artık, – vurguladı Elif.
– Ne, bir kutlama yapmamı mı bekliyorsun? Çalıştım, yorgunum, ritüel yok, ellerinizi ve ayaklarınızı kendiniz halledin.
– İşte bu yüzden evli değilim! – diyerek Elif sinirle odasına kapıyı çarptı.
Lüya yemeğini bitirip bulaşıkları yıkadı, masayı sildikten sonra spor salonuna gitti. Haftada birkaç akşam spor salonu ve havuzda zaman geçiriyordu. Saat on civarında eve döndüğünde mutfakta bir felaket buldu: çorba tenceresinin kapağı kaybolmuş, çorba kurumuş ve çatlamıştı; sucuk paketleri dağılmış, bayat ekmek dağınık, tavada yanmış izler ve bir çatalla kazıyan yapışkan bir tabaka vardı; lavaboda bulaşık birikti, yerde ise bir tatlı sıvısı lekesi; hava sigara dumanıyla doluydu.
– Vay canına, bu yeni bir şey! Elif asla böyle bir dağınıklık yapmazdı, – diye düşündü.
Kapıyı çaldı ve genç çift şarap içip sigara içiyordu.
– Elif, mutfağı temizle, yarın yeni bir tava al, – dedi Lüya ve odasına döndü, kapıyı kapatmadan.
Elif bir anda ayağa kalkıp koştu.
– Neden temizlemek zorundayız? Tava için para bulamam, okula gidiyorum, bulaşık sana kalmış mı?
– Elif, bu evin kuralları şunlardır: Yediysen temizle, kirlediysen temizle, bozduysan yenisini al. Herkes kendi işini yapar. Tava pahalı bir şey, ama şimdi kullanılamaz hâle geldi.
– Burada kalmamı istemiyorsun, değil mi?
– Hayır, – sakin bir sesle cevapladı Lüya.
– Ama benim bir payım var.
– Hayır, daire tamamen benim, ben satın aldım, sen sadece kayıtlısın. Masrafları benim hesabımdan karşılamamı bekleme. Kalmak istiyorsan kurallara uymalısın, – dedi.
Elif bağırarak:
– Ben hayatımın her anını senin kurallarına göre yaşıyorum. Şimdi evlendim, bana ne yapmamı söyleyemezsin!
– Yaş almış bir kadın olarak bana daireyi vermelisin, – diye yanıtladı Lüya.
– Ben size bir koridor, bir oturma bankası bırakıyorum. Düğün mü yoksa? Benimle oturmayı mı planlıyorsun? O adam burada kalmayacak, – dedi sertçe.
Elif bağırarak:
– Veli, biz gidiyoruz! – ve çantasını topladı.
Beş dakika içinde yeni damat odaya dalıp:
– Anne, sakin ol, her şey yoluna girecek, – dedi sarhoş bir şekilde. – Biz geceyi burada geçirmeyeceğiz, ama sen iyi davran, gece sevgimizle geçecek.
Lüya şaşkın:
– Ben kimim senin annen?!
– Ben de buradayım, – dedi Veli, annesine bir yumruk atmaya hazırlanırken.
Lüya yumruğu tırnaklarıyla kavradı,
– Bırak beni! – diye bağırdı.
Elif çığlık atarak annesini Veli’den çekti, Veli ise Elif’in beline ve boynuna güç kullanmaya çalıştı.
– Seni döveceğim, dava açarım, – bağırdı Veli.
– Polis çağırıyorum, delil tutacağız, – diyerek Lüya cevap verdi.
Genç çift kaçarak, iki odalı daireyi terk etti.
– Artık benim annen yok, – bağırarak Elif gitti. – Çocuk göremeyeceksin.
– Ne kadar talihsiz, – alaycı bir şekilde Lüya yanıtladı, – En azından bu evde mutlu olabilirim.
Ellerine baktı, bazı tırnakları kırılmıştı.
– Sadece sizden zarar gördüm, – homurdandı.
Aradan üç ay geçti, iş yerinde Lüya’yı kızının yeni bir yüzü karşıladı. Kızının yanakları sarktı, zayıflamış, mutsuz görünüyordu.
– Anne, akşam ne var? – diye sordu.
– Bilmiyorum, henüz bir şey planlamadım. Sen ne istersin?
– Tavuk ve pilav, – dedi Elif, salya akıtarak. – Ve bir Rus salatası.
– O zaman tavuk almaya gidelim, – dedi Lüya. – Rus salatasını sen kendin yap.
Elif bir şey sormadı, Veli bir daha ortaya çıkmadı.
Bu olaylar bana gösterdi ki, evdeki kurallar ve sorumluluklar net olmalı, ama insanları kontrol etmeye çalışmak yerine kendi hatalarından öğrenmek daha sağlıklıdır. Hayatın karmaşası içinde, başkalarının kararlarına saygı göstermek ve kendi huzurumu korumak en büyük ders oldu.




