Elif, annesi Fatma Hanımın itirazlarına rağmen Mert ile evlendi.
– Kızım, senin böyle bir eşe ihtiyacın yok. Bu Merti evlat edinen tek kişi onun babasıydı. Büyükannesinden büyütülmüş, ailesi yok. Bir otobüs garajında tamirci olarak çalışıyor Bir kelimeyle, sıradan bir işçi
– Anne, Mertin suçsuz olduğunu unutma; ailesi onu küçükken kaybetmiş. O aynı zamanda meslek yüksekokulundan mezun, elleri becerikli, her işi halledebiliyor.
– Ne yapar ki? Çivi çakmakla yetinir. O maaşla nasıl geçiniriz? Sen dördüncü sınıfta, eğitimini bitirmen şart. Bizim yardımı olmadan nasıl ayakta duracaksınız?
Elif, Fatma Hanımın bu sözlerini sık sık duyar, ama kocası işe giderken duymaz. Fatma Hanım, iki genç arasında ayrılık yaratmaya, kavgayı körüklemeye çalışır; damadını ise hiç sever gibi değildir.
Mert, disiplinli bir gençtir, askerlik görevini tamamlamış, Elife derin bir sevgi besler. Düğünden önce de şöyle der:
– Evimizde, benim büyükannemin iki odalı dairesinde yaşayalım. Senin ailenin dört odalı evine kıyasla daha küçüktür Fatma Hanım beni asla kabul etmeyecek. Babamla iyi anlaşıyorum ama evin disiplini Fatma Hanıma ait.
Fatma Hanım, kararı ne olursa olsun istediğini elde etmeyi sever. Elif bu gerçeği bilir, kendi ayakları üzerinde durur, annesinin otoritesine başkaldırır. Fatma Hanım, kızının bağımsızlığını kıskanır; ama aynı zamanda kızından kendine benzer bazı özelliklerin geldiğini de kabul eder.
Elif, Mertin annesinin onu rahatsız ettiğini bilir, ama kocasıyla bir süre anne evinde kalmayı kabul eder.
– Mert, ben okula devam ediyorum, sen tek başına çalışıyorsun; tek maaşla geçinmek zor. Annem her zaman yardımcı olur.
– Olur, bakalım ne olur, dedi Mert.
Mert, maaşını aldıktan bir gün markete gider. Elif henüz derslerden dönmemiştir. Fatma Hanım, onu görür ve bağırır:
– Bu ne alıyorsun, kim istedi?
Mert sakin bir sesle yanıtlar:
– Kendim alıyorum. Elif bu peyniri çok sever, biliyorum
Fatma Hanım sözünü keser:
– Sen kimsin, burada kimsenin yeri yok! Sadece kızımın huzuru için buradayım.
Mert şaşkın, ama kibar kalmaya çalışır:
– Fatma Hanım, neden bana bu kadar hakaret ediyorsunuz? Size saygıyla yaklaşıyorum.
Fatma Hanım öfkeyle devam eder:
– Şimdi maaşını bir sonraki aya kadar bana ver, her şeyi ben yöneteceğim, market alışverişi de dahil. Anladın mı?
Mert, Neden maaşımı size vermeliyim? Biz Elifle bir aile kurduk der. Fatma Hanım, Aile yok, senin aile yok. Parayı ver! diye bağırır.
Mert, O zaman evden çık, artık burada kalmak istemiyorum der ve gider. Üç gün boyunca haber alamaz. Elif, Mertin neden gitmiş olabileceğini düşünür, ama doğum haftası yaklaştığı için endişelenir.
Fatma Hanım, Olaya bir açıklama getirir: Mertin kendisine para vermesini istediğini söyler, ama gerçek nedeni söylemez. Elif, annesine sorar:
– Anne, gerçekten ne oldu? Mert beni bırakmadı mı?
Fatma Hanım:
– Kızım, sana yalan söylemem. Mert beni hakaret etti.
Dördüncü gün Elif, Mertin büyükannesi Ayşe Hanımın evine gitmeye karar verir.
– Mertin yanına gidiyorum, diye annesine söyler.
– Nereye?
– Onun evine, büyükannesiyle.
– Eğer gelmezse, sana artık ihtiyacım yok demektir.
Elif, Mert benim için tek kişi, annem seninle sürekli tartışıyor, beni yormuş. Ben de iki taraf arasında kalıyorum der. Çantası ve montuyla evden çıkar, yolda düşünür:
– Bir çocuğu büyütmek, annemi dinlemekle eşit değil. Olgun bir insan olmalı, annemin sözlerini çiğnememeli.
Büyükannesi Ayşe Hanım kapıyı açık bir yüzle açar, Elifi içeri alır. Mert, mutfakta yarım kalmış bir votka şişesiyle oturur. Elif şaşkın, çünkü Mert asla içki içmezdi. Mert hafifçe bir yudum alıp, sandalye üzerine oturur.
– Mert, ne oluyor? diye sorar Elif.
Mert, Annemin sürekli bana ne söyleyeceği, ne yapacağı konusunda karar vermemi istiyor. Paramı bana vermesini istiyor. Biz bir aileyiz, bizim kararlarımızı kendimiz almalıyız diyerek içini döker.
Elif, Anne, bu durumu bana saklamış der.
Mert, Ne yapalım şimdi? diye sorar.
Elif, Büyükannemle kalalım, ama maddi açıdan zorlanacağız. Çocuk yakında doğacak, ona bir şeyler lazım.
Mert, Maaşım iyi, ekstra mesai yaparım, ama sen okula devam et; ben de çok çalışırım der. Elif, Eğitimimi bırakmak istemiyorum, az kaldı, ama bebeğin bakımı için bir çözüm bulmalıyız diye ekler.
Mert, Ben annemin yanına geri dönmem, burada kalacağız der.
Elif, Boşanmak mı? Böyle bir son mu? diye bağırır, ama bir an durur.
Büyükannesi Ayşe Hanım, Çocuk bir kez doğar, ardından her şey değişir. Lütfen boşanma düşüncesini bir kenara bırakın, size yardım edeceğim. Emekli maaşım sınırlı ama paylaşırım, yemek yaparım, bebeği bakarım. Birlikte güçlü oluruz der.
Elif, bu teklifi kabul eder, çünkü sevdiği eşinin yanında olmak, annesinin baskısından kaçmak demektir. Mert, Elifin kararını gördükçe rahatlar, elini tutar, Tamam, evet, şimdi herkes için bir yuva kuracağız diye söyler.
Fatma Hanım, Elifin eşyalarını toplarken bağırır:
– Mertle aç kalacaksın, yoksullaşaçaksın, torun istemiyorum!
Elif, Bu sözcükler beni bir çivi gibi çökertti ama artık kendi yolumu çizeceğim diye fısıldar. Çantasını alır, dışarı çıkar, ama Mert ve büyükannesi ona destek olur, Gideceğin yer bizim evimiz derler.
Zaman geçer, Elif hamileliğini sorunsuz geçirir, sağlıklı bir erkek çocuk doğurur. Çocuk adı Deniz konur. Ayşe Hanım, evin işlerini üstlenir, Elif eğitimine devam eder, Mert ise ek mesai yaparak aileye maddi destek sağlar.
Deniz üç yaşına geldiğinde anaokuluna başlar. Elif, Büyümeleri için sosyal ortama girmeli, ben de işe geri döneceğim der, ve Mert de ona destek olur.
Hepsi birlikte bir arada, sevgi ve anlayışla yaşamayı öğrenir. Fatma Hanım ise artık dışarıdan sadece telefonla haber alır, ama evin huzuru bozulmaz.
Hayatta en değerli şey, sevgi ve anlayışla yürümek; zor anlarda birbirine kenetlenmek ve kendi yollarımızı cesurca çizmektir.




