30 Ekim 2025
Bugün yine annemle, Ayşe Hanımla tartıştık. Anne, her şeyi anlıyorum ama biraz daha önceden haber verseydin olmaz mıydı? Ben bir kuaför randevusu ayarlamıştım, ödemesini de yaptım. Senin yüzünden şimdi gecikiyorum, dedim. O da Elif, bir an önce geri dönmek istiyorum ama bir saatlik yolculuk yapacak vaktim kalmayacak, diye savundu. Gerçek şu ki, ben zaten bir şeyleri ertelemekten bıktığım bir noktada, bir arkadaşımın çocuğunu alacak bir pencere bulmuştuk. Annemin bana hep bir şey gerektiğinde bir an önce gelmek zorundasın tutumu, beni nefretle karıştırıyor.
Anne, Kimin yardımıyla geçer bu durum? Randevunu iptal et ya, diye sesini kısık tuttu. Ya yarına ya da sonraya kaydırabilir miyiz? Sana zaman kalır mı? diye sordum. O da bir an duraksadı, sanki içindeki son saygıyı topluyormuş gibi. Hayır, Elif, salı günü döneceğim, beş gün sonra, dedi. Beş gün mü? Buraya en fazla üç saat sürer! diye bağırdım. Ama benim kızlarımla bir söz verdim, onları bırakamam, diye yanıtladı. O zaman torunlarıma da yardım edebilirsin, diyerek kırdım. Sizin kızlarınız kendi başına kebap çorbası yiyebilir, diye ağzında bir hınçla ekledi. Biliyorum, bu bir öncelik meselesi. Biraz yaşlı kadınlar bazen aileden daha önemli hâle geliyor, dedi. Annem, eğer bize lazım değilsen, bir daha görmeyeceksin, diye bağırdı ve o an bir çığlık gibi yükseldi. O an kalbim ağrımaya başladı; annemin bu tavrı beni derinden yaralasa da, tek çocuğum olduğu için onu kaybetmekten korkuyordum.
Ben, Elif, sekiz yaşındayken babamı kaybettik. Annem, eksikliği oyuncaklar, hediyeler ve sıkı kucaklamalarla doldurmaya çalıştı. Bu, beni biraz bencil yaptı. Kızım Muratla evlendiğimde fark ettim ki, onun da sorunsuz bir şekilde aile içinde yer alması zor. Murat, servis merkezinde çalışıyor, ev aletlerini tamir ediyor ve iyi bir maaşı var. Ben ise ev hanımıyım; hamile kalınca maddi sıkıntı başladı ve kavgalar kaçınılmaz oldu.
Bu adam çılgın! diye bağırdım bir gün çantamı toplarken. Gece evde kalmayacak, bir güvenlik işine bakmış, ama o da bir kadına çarpıntı gibi geliyor, diye şikayet ettim. Annem, Murat böyle bir şey yapmaz, sen de ona daha çok sorumluluk vermek istemiştin, diyerek sakinleştirmeye çalıştı. Ben sadece gündüz ek iş istiyorum! Normal bir adam akşamları eşine yakın olmalı, diye ısrar ettim. Bu tartışmalar artık rutin haline gelmişti; Murat bir ara bir peluş ayı ya da çiçekle gelse de, ben hâlâ harcamalarından şikayet edip affedip yine aynı döngüyü yaşıyorduk.
Bir gün Murat bir kaç günlüğüne evden kaçtı. Ben de kapıyı çalan bir sesle Sen benimle oyun oynamıyorsun, kızımın dışarıda kalması senin sorumluluğun, diye bağırdım. Komşuların önünde utanmıştım, ama artık Elif bir daha Murattan ayrılmadı.
İlk torunum doğduğunda sorunlar katlanarak büyüdü. Benim çocukluk anılarıma göre annemin şikayetleri ise bir başka boyuta geçti: Anne, bir gün bile onu götürmezsen onu döveceğim, diye bağırdı. O an kızım bana hiç sorumlu değil gibi hissetti; ama ertesi gün yine beni arayıp her şey yolunda gibi konuştu. Büyük ihtimalle bu durum kayınvalidenin etkisiydi. Muratı sık sık evin var, unutma diye azarlayan Fatma Hanım, ben de bu sesleri duymaktan bıkmıştım. Çocuk dört yaşına geldiğinde Fatma Hanım başka bir şehre taşındı; o zaman iki çocuğumla yalnız kalmak beni korkuttu.
Yine de çözüm basitti: tüm yükü anneme bıraktım. Annem, Ben hâlâ emekli değilim, arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum, derdi. Bu yüzden ben, Anne, Can ve Denizi bir saat içinde sana bırakarım, diye talep ederken, Lütfen demekten kaçınıp sadece bir talep gibi söylüyordum. Annem uzaktan çalışıyor, ama bu her zaman mümkün olmuyordu. Zaman bulamadığında, baskı yapıyordu: Tabii ki senin işleri aileden daha önemli, diyerek beni küçük düşürüyordu. Sonra susuyordu, bir süre iletişime geçmiyordu. Ben ise, Seni seviyorum, çare bulmaya çalışıyorum, diyerek bir kez daha uzlaşma yoluna girmeye çalışıyordum; hatta hafta sonu planlarımı iptal edip tiyatro bileti satıyor, hastalık izni alıyordum.
Her şey aynı döngüde devam etti, ta ki iki gün önce annemi iki arkadaşımla Antalyada bir tatil köyüne götürmeye karar verince. Bir hafta sonunu tamamen dinlenmek için ayırmıştım, ama Elif bir anda Saç kesimime hâlâ gelmen gerekiyor, şimdi hemen gel! diye bağırdı. Ben de fiziksel olarak yetişemeyeceğimi, yakıt masraflarını da düşünerek cevap veremedim. O an kendimi bir köle gibi hissettim; bir köpek gibi koşmam bekleniyordu.
Meral, bir arkadaşım, Neden bu kadar moralsiz oldun? diye sordu. Ben de durumu anlattım. Artık sessizlik gelecek, belki de daha kötüsü, dedim. Selin, diğer arkadaşı, Ben de aynı durumda olsam, onlarla tamamen iletişimi keserdim, dedi. Meral ise, Kimin yararı olur? Sen yokken kim ona yardım edecek? Kayınvalide uzakta, çocuklar da sürekli bir sorun içinde. O zaman herkes fark eder ki, yardım sadece senin değil, senin de ihtiyacın, diye ekledi. Yarım saat kadar konuştuk, anneme ne yapması gerektiği konusunda düşündüm ve karar verdim: Kayınvalide artık gelmeyecek, diğer akrabalar da çok az, bir dadı alamıyordum. Tek kalıcı destek, aşırı baskı yapan annemde kalmıştı.
İki hafta boyunca telefonumu kontrol ettim, fakat Eliften hiçbir haber gelmedi. Tam da umutsuzluğa kapıldıktan bir sabah, telefon çaldı: Anne, Selim hastalandı, sen ona bakabilir misin? Çalıştığım yer beni bırakmıyor. Bu, Elifin benzeri bir talebi, ama yeni bir durumdu. Ben izin alıp tüm işleri bırakacak olsam da, bir düşünce belirdi: Eğer hastalanırsam, bu izin bana kim fayda sağlar?
Elif, gerçekten çok özür dilerim, ama işimde birikmiş işler var. Yarın sabah haber verebilir misin? diye söyledim. Bir anlık sessizlik ardından, Elif şu cevabı verdi: Tamam anne, belki hafta sonu canı sıkılırsa bakabilirsin, ben de işimi ayarlamaya çalışırım. Bu reddin içinde bir uzlaşma vardı, benim de bir adım atmam gerekiyordu. Hafta sonu boşum, plan yapmadım, dedim. Tamam, teşekkür ederim, dedi.
Konuşma mükemmel olmasa da, en azından bir kez daha barıştık. O günden beri Elif, bana sorular sormadan önce gerçekten ihtiyacım olup olmadığını soruyor, zaman zaman çay ve annemin sevdiği lokumları getiriyor. Bazen yine baskı yapıyor, ama artık şantaj değil, sevgiyle yaklaşıyor. Ben de artık kendi planlarımı ertelemeyecek, gerektiğinde hayır diyecek cesareti buluyorum. Yardım istemek bir zorunluluk, zorlamayla değil. Bu, hem benim hem de torunlarım için en sağlıklı yol gibi görünüyor.
Bugün, bu karmaşık ama gerçekçi ilişkimizin bir yansıması olarak, hem anneliğin hem de çocuğun sorumluluklarını düşündüm. Belki de en önemlisi, kendine değer vermeyi unutmadan, sevdiklerine de aynı değeri gösterebilmek.




