Ferit Şahin, bastonuna yaslanarak veranda çıkmıştı. Hava portakal çiçeği kokusu ve deniz tuzu yaymıştı. Önünde, zarif bir kolye takmış, soğuk bakışlı Hanımefendi Elif Şahin duruyordu; acısını saklamayı öğrenmiş bir kadının bakışlarıydı.
Affedersiniz, efendim dedi o, soğukkanlı bir sesle. Burada hayır dağıtmıyoruz. Yardıma ihtiyacınız varsa kiliseye bakın.
Tekerlekli sandalyesindeki adam yavaşça gözlerini kaldırdı. Derin, yorgun ama iyi niyetli gözleri Elifinkilerle buluştu. Bir an Elif donakaldı; bu bakışta tanıdık bir şey vardı.
Para için gelmedim, hanımefendi fısıldadı. Sadece sizi bir kez görmek istedim.
Hizmetçi kapıyı kapatmaya yöneldi, ama Elif elini kaldırdı.
İçeri girsin.
Salon, balmumu ve kahve kokusuyla doluydu. Mermer zemin, lamba ışıkları altında parlıyordu.
Ferit sandalyesini ağır adımlarla itiyordu, sanki her hareket bir ömür kadar ağırdı.
Askerde hizmet ettiniz mi? sordu Ferit, karanlık bir sesle. Yoksa bir kaza mı?
Bir inşaat kazası dedi adam sakince. Felç oldum. Çocukken bir balıkçı beni bulmuştu. Hiçbir şey hatırlamıyordum sadece bileğime kazınmış bir isim.
Elif hafifçe ileriye eğildi, sesinde merak tınısı duyuldu.
Peki, neden buraya geldiniz?
Gazete haberlerinde kayıp bir çocuğun öyküsünü okumuştum. Sizin oğlunuzdu. O da benim sekiz yaşındaydım, aynı yıl, aynı yerde derken bir nefes aldı. Belki kader bana bir şaka yaptı.
Ferit şüpheyle baktı.
Demek ki bizim oğlunuzsunuz? sesi sertleşti. İlk defa bu hikayeyle gelen sahtekarlar olmaz.
Para ya da şöhret istemiyorum, efendim. Sadece kalbinizde hâlâ o çocuğa yer olup olmadığını öğrenmek istedim.
Yanındaki kolundan küçük bir paket çıkardı, açtı. İçinde paslı bir bileklik, üzerine kazınmış Ahmet yazıyordu.
Elif ağzını kapattı. Gözleri yaşla doldu.
Olmaz bu mümkün değil diye mırıldandı. Onu gömdük
Boş bir tabut dedi Ferit sessizce.
Ferit atladı.
Yeter! bağırdı. Çekilin! Bu ailenin ne kadar acı çektiğini bilmiyorsunuz! Bu yaraları bir daha açmama izni vermeyeceğim!
Ferit Elif onu durdurmaya çalıştı.
Hayır! bastonunu yere vurarak çırptı.
Ferit başını eğdi.
Özür dilerim. Sanırım yanılmışım.
Sandalyesini çevirip ağır adımlarla dışarı çıktı. Geniş evin içinde sadece tekerlek sesleri yankılandı.
Bahçede çeşmeye yaklaştı, üzerine Hanımefendi Elif Şahine yazılmış bir zarf çıkardı ve taş bankın üzerine bıraktı.
Pencerenin kenarından genç bir kadın Elifin kızı Lale izliyordu, fark etmedi.
Ferit yürüyüp gittiğinde Elif zarfı açtı.
İçinde kaza fotoğrafları, sahilde bir kez görülen, kirli, korkmuş bir çocuğun silueti ve bileğinde o paslı bileklik vardı.
Yanında bir not:
Bağışlanma istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Sadece hayatta olduğumu bilmenizi istedim. Ve sizin ikiniz benim tek rüyamdınız.
Elif sessizce ağladı.
Ferit sesini kısıp fısıldadı. O onun. O gözleri tanıyorum.
Tesadüf dedi soğukkanlı. Bu adamın hayatımızı mahvetmesine izin vermeyeceğim.
Nasıl bir hayat, Ferit, yalan üzerine kuruluysa? sessizce yanıtladı.
İki gün sonra Lale, Alanyaya gitti.
Limanda onu ağları tamir ederken buldu. Ferit ona bakmadı, sadece:
Gelmemeliydin.
Kardeşimi tanıyamayacağını mı sandın? diye yanıtladı.
Ferit başını kaldırdı. Gözleri annesininkiyle aynıydı temiz, güçlü, sarsılmaz.
Seni rahatsız etmek istemedim. Siz kendi hayatınızı yaşıyorsunuz. Ben sadece bir yabancıyım.
Lale sandalye yanına diz çöktü, elini tuttu.
Hepimiz yabancıyız, evimize dönmeye karar verene kadar.
Ferit gözyaşlarını tutamıyordu; yıllardır biriktirdiği damlalar yüzüne akıyordu.
İstanbula döndüklerinde, Elif onları kapının önünde bekliyordu.
Ferit hastanede dedi. Seni görmek istiyor.
Hastane odasında babası solgun ve yorgun yatıyordu. Görür görmez oksijen maskesini çıkardı.
Cesur biriydim titrek bir sesle söyledi. Senin intikam almak için geldiğini düşünmüştüm. Ama sen sadece sevgi arıyordun.
Ferit elini tuttu.
Sadece evime dönmek istedim.
Ferit yıllar sonra ilk kez gülümseyerek:
Hoş geldin, evlat.
Bir hafta sonra Şahin evinde yeniden kahkaha yankılanıyordu.
Veranda kahve ve kavrulmuş badem kokusuyla doluydu. Elif paslı bileği cam bir çerçeveye yerleştirdi.
Bahçede Ferit eski bir tekneyi tamir ediyordu, Alanyadan getirmişti.
Neden aldın? diye güldü Lale.
Çünkü deniz her şeyi geri vermez; sabırlı olursan bazen bir şeyler verir.
Kapıda Ferit, bastonuyla çıkageldi.
Aile sadece kalan şey değildir, sessizce ekledi. Gidip de geri dönmeyenlerdir.
Ferit onlara bakıp başını salladı. Yolun bittiğini biliyordu.
On beş yıl sonra akşam, bir dua gibi fısıldadı:
Evde nihayet evde.




