Hatırlıyorum; bir zamanlar anne-babam bana daireyi, benimki ise kiralık mı? Hayır, sevgili, sen kiralıklısın, bana ise özgürlük! diyerek cevaplamıştı.
Melek Hanım, gözlerini oturma odasına süzerek hayalci bir ses tonuyla, Burada duvarımızın yanına bir dolap koyabiliriz; sadece koltuğu götürürsek, rahat olur, ya da nereye koyacaksın, Zeynep? dedi.
Zeynep bir an duraksadı; Melek Hanımın bir iç mimar olmadığını, gelin annesi olduğunu, ve burada demekle kastettiği yerin kendisinin, yani Zeynepin, uzun yıllar birikimle, serbest çalışmalarla, kısıtlı kahve ve maaşlarından ödenen dairesi olduğunu anlamıştı.
Sanırım kafamı bir şeyle örteceğim, diye yavaşça cevap verdi, kanepeden kalktı. Anlamadım. Siz mi taşınıyorsunuz?
Melek Hanım gülümseyerek, Biz sadece konuşuyoruz, dedi, baban Denizle bir bakmıştık. Ne oldu? Geniş bir daire, tasarımcı tadında bir iç mekan. Kiralık ev bize uymuyor, ama Pavlonun o saçma kazasından sonra borçları ödeyemiyor. Anlayacaksın, aile demek aile demektir.
Anne-annesi o sözü aile diye söylerken, Zeynepin bu sınıfa dahil olmadığını ima ediyordu.
Sen akıllısın, Zeynep, gelir getiren bir işin var, kaybolmazsın, diyerek Melek Hanım devam etti. Biz ise yaşlı iki insan kiralık köşelerde dolaşmak zorunda kalacağız.
Siz zaten altı elli beş yaşındasınız, diye bağırdı Zeynep. Emeklilik de değil, hâlâ aktif bir uzun ömür. Bulmaca çözüyor, kır bahçesine gidiyorsunuz. Benim dairem neyle alakalı?
Melek Hanım dudaklarını ısırdı, bir anlık kırgınlıkla, meşhur silahını çıkardı. Ben sana bu eşi doğurdum. Ve eğer hak ediyorsa, o senin hastanede dolaşırken yanındaydı. Şimdi onun kardeşi başı dertte sen ona sırtını mı çeviriyorsun?
Kardeşi babasının arabasıyla bir direğe çarptığında, yolcu koltuğunda yabancı bir eş vardı, Zeynep zorla bir sesle ekledi, kimse beni aramadı, sen gelmek ister misin? diye. Şimdi Pavlonun moral ve kredi yaraları iyileşirken bizimle mi kalacağız?
Deniz, mutfakta iş yapıyormuş gibi davranarak, Sadece konuşuyoruz, anne-baba bir şey talep etmiyor, diye bağırdı.
Zeynep kapıya yaklaştı, sessizce fısıldadı: Siz konuşurken ben yaşıyorum. Kendi dairemde. Sanki hepimizi bir rahip Pavlonun yurduna dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Olmaz.
Sadece bağırmamayı düşündü, bir nefes aldı ve yatak odasına çekildi.
Denizle üç gün boyunca konuşmadılar. Kimi zaman Marketten bir şey getirdim mi? ya da Cumartesi annemin doğum günü müydü? gibi sözcükler duyulsun, Zeynep ise sessizce başını sallar, ya da duymadığını taklidi yapardı. Evde bir tür yapışkan sessizlik hâkim olmuştu; duvarların her birinde saklı bir kırgınlık hissi vardı.
Cumartesi geldiğinde her şey değişti.
Zeynep, Deniz pencereden bakarak sanki bir şeyden atlamak istermiş gibi konuştu, biliyorum zor. Ama anne-babamın başka çaresi yok. Krediyi babaya yükledik, daire satıldı. Bir ay içinde sokakta kalacaklar. Sen ise?
Ben ne? diye sordu Zeynep.
Sen güçlü bir kadınsın. Kendine bir iki ay kiralık bir yer buluruz. Sonra bir çözüm buluruz.
Zeynep önce bir tencereyle vurmak, sonra sarılmak istedi; sonunda sadece sordu: Yani evimden gitmem mi gerekiyor, çünkü anne-baban bir kez daha çocuklarını yönetemedi?
Değil, Deniz savundu, sadece senin daha çok seçeneğin var.
Benim aklım daha iyiydi. Kardeşin gibi arabada kadınları çarpıp onları çarpık bir hayata sürüklemedim. Eşim de izinsiz bir oturma izni vermedi, diye alaycı bir ses tonuyla yanıtladı Zeynep. Deniz, sana bir tavsiye vereyim mi?
Nasıl? diye sordu.
Eşyalarını toparla ve bizimle birlikte gidip git.
Deniz bir an dondu, uzun bir süredir birlikte yaşadıkları hayat içinde ilk kez ne söyleyeceğini bilemedi. Zeynep onun yüzünde bir eş, bir koruyucu ya da bir yabancı gölge gördü.
Gitmeyeceğim, dedi, bu da benim evim.
Kendi paramla aldım ki.
Ama biz bir aileyiz, Zeynep. Aile fedakârlık demek değil mi?
Fedakârlık bir istektir; zorla gelen bir şey değildir. Bir kurban ile bir aptal arasındaki fark nedir? Kurbanın seçeneği vardır.
Zeynep çığlık atmadı, ağlamadı. Sadece bavulunu, yani Denizin bavulunu, koridora koydu. İstediğin yere gidebilirsin. Tek odalı bir daire kirala, annemin evine yerleş, hatta kardeşinin başının üstünde uyuyabilirsin. Ama bu benim evim, benim kalacak yerim. Sen ve senin büyük annen, bu yolu unutabilirsiniz.
Deniz eşyalı olmadan, bir köpeğin bakışı gibi çaresiz gözlerle çıktı ve veda ederken Bundan pişman olmayacaksın. Tek başına hiç kimse sonsuza dek yaşamaz, dedi. Zeynep, Yalnız değilim. Ben kendimle birlikteyim, diye düşündü ve o da Sen kiminle olduğunun farkında değilsin, diye ekledi.
Akşam kapı çaldı. Zeynep açtı, karşısında eski dostu Selin duruyordu. Ne oldu böyle? diye Selin sarılarak içeri girdi. Geçen hafta bana Pavlo iyi biri dediğinde sen de aynı şeyi söylemiştin. Şimdi ne oldu?
Zeynep bir kadeh şarap doldurdu. Şimdi o annesi gibi; komodin ve benim yatak odası planlarıyla.
Selin bir kahkaha attı. Biliyordum, annesi bir fırtına. Neden onunla ilişkiye girdin?
Akıllıydı gibi görünüyordu.
Görünmek kelimesi kilit. Belki de güneyde bir tatile gidelim, zorunlu bir izin gibi, dedi Selin. Şimdiden bir kaçamak var.
Hayır, oturup burada bir kadeh şarapla bekleyeceğim. Onun komodini balkondan atarım, üçüncü kattan.
Selin gülümseyip sustu. Peki ya geri dönerse?
Zeynep şarabı izledi, haftanın her anını düşünerek O zaman bir matkap alır, kilidi kırarım. Kodu sadece benim bildiğim bir şifre. dedi.
Cumartesi, tam sabah on ikinde, Zeynep çaydanlığı koymuş, bir erkekten uzak bir gün hayal ediyordu ki kapı çaldı. SitiLinç kuryesi gibi birini düşündü, bir blender için. Kapıyı açtığında Melek Hanım elinde bir bavulla, ardında Pavlo Denizin kardeşi ince spor ayakkabılı, yüzünde acı ve bir yandan da hırsızlık umudu karışımı bir ifade vardı. Yanında da Mehmet Babam, kel, 1987de emekli olmuş bir adam duruyordu.
Melek Hanım Günaydın, sadece birkaç ay kalacağız. Daire satılıyor, diyerek çay saati gibi konuştu. Zeynep bir kelime bile söylemedi; sözcükler kalmadı.
Zeynep, diye araya girdi Mehmet Babam, durum bizim elimizde değil. Gelinle anlaşacağız, ama şu an tadilat var. Deniz de seninle yaşamak ister mi?
Deniz bir anda ortaya çıktı, Sen bir şey söylemedin mi? O kapıdan çıkıp gittiğimde? diye sordu. Zeynep Ne demek istiyorsun? Ben seni kapıdan attıktan sonra mı? diye bağırdı.
Melek Hanım Kavga mı çıktınız? diye sordu, Sadece barışçıl çözmek istiyoruz.
Zeynep Bizim evimizde yabancı insanlar, diye düşündü içinde. Pavlo sigara ve eski bir tamirhane kokusuyla bavulunu sürükledi. Melek Hanım Bavulu kapıdan içeri sürme, uğursuzluk, diye bağırdı. Zeynep sessizce Uğursuzluk, evin içine girmektir, işgal etmektir, diye fısıldadı.
Pavlo kanepeye oturdu, ayaklarını sehpanın üzerine koydu, Mehmet Babam balkona bakarak Burada sigara içebilir miyiz? diye sordu. Zeynep Burada sessizce oturabilir, hızlıca çıkabilirsiniz, diye karşılık verdi.
Melek Hanım mutfakta bir kavanoz turşu, bir paket bulgur ve pişirme kalıpları çıkardı. Evden bir şey getiriyorum, birlikte yaşayacağız, düzenli olmak isterim, dedi. Zeynep bir an alayla, Bu banyo patatesi mi, yoksa tencere içindeki kaktüs mü? diye karşılık verdi.
Melek Hanım Şaka yapma lütfen, herkes zor zamanlar yaşıyor, diyerek devam etti. Sen ve Deniz birlikte kalmalısınız, ben bir anne olarak endişeliyim.
Zeynep Siz pazar günleri çorba getirdiğinizde, istemediğimi söyledim; siz de iş değiştirmenizi önerdiğinizde, bir öğretmen gibi stabil olduğumu söylediniz. Şimdi aniden bavullarınızla evime geldiniz, bu bir işgal, Melek Hanım. Savaş mı oynuyorsunuz? dedi.
Pavlo ara verdi: Zeynep, şu an başka bir yerimiz yok, abi seni anlayan bir insan diyordu.
Zeynep telefon açıp Denizi aradı. Üçüncü zilde cevap verdi, Şu an toplantıdayım Zeynep Ailem burada, bavullar, kardeşin, annen, baban Onlara ben kabul ediyorum dedim mi? dedi. Uzun bir sessizlik ardından Deniz Sanırım anlaşacaksınız Sen zalim değilsin, kalbin büyük. diye sustu. Şimdi bir delik var, bitti. Benden ve bu daireden kurtuldun. Yeni yerinde iyi şanslar. Annemin eli hafif, özellikle raflarda. diye bağırdı ve kapattı.
Akşam Melek Hanım Zeynep, yatakta kalalım mı? Sen salonu kullanır mısın? dedi. Zeynep Hayır. Ben yalnız bir oda istiyorum. Melek Hanım Üç kişi bir odada Bunu istedim yıllardır, dedi. Zeynep Üç kişi bir başına, tam istediğim şeydi, ama hayır.
Melek Hanım Sen çok bencil, dedi. Kadın yumuşak olmalı. Zeynep Erkek ev kiralar, eğer yetişkinse ya da evli bir kadının dairesiyle evlenirse. Melek Hanım Sen yükseldin; bu yaşta tek başına yaşamazsın. Zeynep Sizin yaşta bir başkasının parasını harcarsınız, komik.
Ertesi Pazartesi Zeynep işe gitti, tek düşüncesi Hepsini bir anda ortadan kaldırmak. Çalışma yerine girerken güvenlik görevlisi Nalan Hanım Zeynep, bir genç adam gelmişti, konut komisyonundan. Telefon numarası istedi, vermedim. Kimdi?
Zeynep Komisyon hangisi? diye sordu. Nalan Bilmiyorum, ama yakışıklıydı, bir çanta taşıyordu, içinde plastik bir komodin vardı. Zeynep bu durumu bir işaret olarak gördü.
O akşam alt kat komşusu Olga Hanıma, Eğer bağırış, çorba kokusu, rahatsızlık duyarsanız, polis çağırın. Ailemi evime zorla sokmaya çalışıyorlar, dedi. Ertesi gün polis memuru, Merhaba, dairede yasadığınız yasal mı? diye sordu. Melek Hanım bağırdı, Nasıl yasal? Memur Sahibi misiniz? Zeynep Hayır ama bu benim gelinim! dedi.
Memur belgeleri inceledi, Bir saat içinde toplanın yoksa mülkiyet gaspı olarak kabul ederiz. Bir buçuk saat sonra ailesi sessizce, vedalaşmadan, evi terk etti. Melek Hanım Bir gün yalnız kalacaksın, anlayacaksın, dedi gözlerdeki kırgınlıkla. Zeynep kapıyı kapattı, zemine oturdu ve gülmeye başladı. Yalnızlık, ses duymayanlarla yaşamaktır. Burada sadece çaydanlık kaynadığında ben karar veriyorum.
Ayakta durup odasına girdi; köşede bir plastik komodin, çocukların oyuncağı gibi, bir not vardı: Bizi hatırlasınlar. Sevgiyle, M.H.
Bir hafta geçti; daire steril bir hastane gibi temizdi. Zeynep kapıları kaparken bir tatmin hissi duyuyordu. Akşam tek başına çay içer, Pavlonun koltuğundaki iz ve haşlanmış iç organ kokusu yoktu.
Bazen merdiven kuyusunun sesine kulak verir, Cumartesi geceleri komşuların fısıltılarını duyar, birinin bir kuzenin evine Bilgiççeda oturduğunu öğrenir. Komodini atmadı; bir kenara koydu, bir sembol gibi.
Ertesi Cumartesi, tam yedi akşam; bulaşıkları yıkarken kapı çaldı. Bu kez Deniz, yeni bir çiçekli takımla, bir demet krysantemle, annesiyle birlikte gelmişti; yüzü bir travma sonrası hastaneden çıkarılmış bir hastanın gibi.
Deniz Bu Olya, dedi, biz bir süredir birlikteyiz. O, çorba yapıyor. Zeynep Ay, ne kadar çabuk? Senden bir ay önce buradan kovulmuştun. Olya Biz çok eskiden tanıştık, zaman yoktu anlatmaya.
Melek Hanım sessizce durdu; dudakları hafifçe titredi. Deniz kaşlarını ovdu, Geçen Kasımdan beri bir aradaydık ama evliliği bozmaya çalışmadım. Şimdi satmak istiyoruz.
Zeynep bir kahkaha attı, Bu dairemizi satmak mı? Benim dairem mi? Deniz Ama belge ikimiz adına, satın aldık. Zeynep Ayrıldık, ben senin payını banka transferiyle aldım. Elinizde bir makbuz var. Olya Paylaşır mısın? Zeynep Tabii, bir kaşığı borç, bir çorbayla paylaşırım.
Kapıyı kapatıp iki kilidi de çarptı. Melek Hanım Zeynep, pişman olacaksın! YaşlıAncak o sabah, komodinin içinde sakladığım eski mektup, bana özgürlüğün en kıymetli mirasını hatırlattı.




