Ikarus otobüs şoförü bilet ödemeyen 80 yaşındaki kadını indirdi; kadının verdiği cevap ise birkaç satıra sığdı!

Otobüs şoförü Hasan Demir, 80 yaşındaki Ayşe Kılıça, Biletiniz yok. Lütfen indiğinizden emin olun, diye sertçe seslendi. Kadın, yıpranmış bir palto içinde, neredeyse tutunamayacak kadar ince bir çubuğa sıkıca tutunmuş, gözlerini kapalı tutmaya çalışıyordu.

Otobüs neredeyse bomboştu. Camın dışı, İstanbulun kışının suskun kar yağışıyla kaplanmış, gri alacakaranlık şehri yavaşça yutup gidiyordu. Ayşe, tekdüze bir sessizliği bozmadan, yıpranmış torbasını sıkı sıkı kavradı; bu torba, her pazarda alışveriş yaparken yanında taşıdığı tek eşya gibiydi.

Çıkarın! Burası huzurevi değil! diye bağırdı Hasan, sesini yükseltti.

Zaman otobüste birden donmuş gibi hissetti. Birkaç yolcu gözlerini kaçırıp, hiçbir şeyin farkında olmadıklarını göstermeye çalıştı. Cam kenarında oturan genç kız İrem, dudaklarını sinirle ısırdı. Koyu bir palto giymiş adam Kemal Öztürk kaşlarını çattı ama yerinden kalkmadı.

Ayşe yavaşça çıkışa yöneldi. Her adımı bir çaba gerektiriyordu. Kapılar gürültülü bir çatırtıyla açıldı ve buz gibi rüzgar yüzüne çarptı. Bir basamakta durdu, şoförün gözlerinden kaçınarak bakmadı.

Sesinde titrek bir hüzünle, Ben de senin gibi çok şey doğurdum, sevgiyle. Şimdi ise oturacak bir yer bile bulamıyor bana, dedi ve adımlarını sessizce geri çekti.

Otobüs kapıları hâlâ açık kaldı, şoför Hasan kendini düşüncelerinin gölgesine saklamaya çalıştı. Bir yerden bir bağırış yükseldi. İrem gözyaşlarını sildi. Kemal ayağa kalkıp çıkışa doğru yöneldi. Yolcular birer birer otobüsten inmeye, biletlerini koltuklarda bırakarak gitmeye başladı.

Birkaç dakika içinde otobüs tamamen boşaldı. Sadece Hasan oturdu, içindeki özür dilerim kelimesi içini yakıyordu. Ayşe, karlı yolda yavaşça yürürken silueti karanlıkta kayboldu; her adımı hâlâ bir asalet taşıyordu.

Ertesi sabah Hasan, her zamanki gibi işe gitti: erken saat, termosunda çay, rotası, sefer listesi. Fakat bir şey içindeki değĭşmişti; gözlerinin önünde Ayşenin yorgun bakışı dönüp duruyordu: ne kızgın, ne kırgın, sadece tükenmiş Ben de senin gibi çok şey doğurdum, sevgiyle, sözü hâlâ kulaklarında çınlıyordu.

Rotasını sürdükçe, duraklardaki yaşlıların yüzlerine daha dikkatli bakmaya başladı. Onu bulmak istiyordu, ama nedenini bilmiyordu. Özür dilemek mi, yardım mı, yoksa sadece utanmak mı?

Bir hafta geçti. Bir akşam, vardiya bitmek üzereyken, eski bir çarşı durağında, kıvrılmış, hafifçe gövdeyi büken bir figür gördü; aynı yıpranmış çanta, aynı palto.

Otobüsü durdurup kapıyı açtı ve inip ona doğru yürüdü.

Anne, diye fısıldadı. Affet beni. O zaman yanılmıştım.

Ayşe gözlerini ona dikti ve hafif bir tebessümle, kin ve suçluluk olmadan, Hayat, evlat, bize hep ders verir. Önemli olan dinlemek. Sen dinledin, dedi.

Şoför, onu otobüsün ön koltuğuna oturttu, termosundan çay ikram etti. Sessizce yol aldılar; ama bu sessizlik sıcak ve aydınlıktı, ikisinin de bir nebze rahatlandığını hissetti.

O günden sonra Hasan, cebinde her zaman birkaç jeton taşımaya başladı; bilet alamayanlar için, özellikle de yaşlılar için. Her sabah vardiya başlamadan önce o cümleyi hatırladı; bu sadece bir suçluluk anısı değil, aynı zamanda bir insan olmanın öğretisi oldu.

Bahar aniden geldi. Kar eridi, duraklarda kar tanesi çiçekleri açtı; yaşlı kadınlar üçer taneyi şeffaf poşetlerde satıyordu. Hasan yüzlerini tanıdı, selam verdi, yardım etti, bazen sadece gülümsedi ve onların bu küçük mutluluğunu gördü.

Fakat o bir anneyi bir daha hiç görmedi. Her gün aradı, başkalarına anlattı, tarif etti. Birileri ona mezarlık köprüsü arkasında yaşadığını söyledi. Hafta sonları, üniformasız, otobüssüz, sadece yürümek için oraya gitti.

Bir gün, basit bir ahşap haç ve oval bir çerçeve içinde bir fotoğraf gördü; aynı gözler. Uzun süre sessizce ayakta durdu; ağaçlar hışırtı yaptı, güneş dallardan süzüldü.

Ertesi sabah otobüsün ön koltuğunda küçük bir kar tanesi çiçeği buldu. Kendi elinde kopardı, yanına kartondan bir levha koydu; Unutulanlar için bir yer, ama bize unutmayanlar, diye kendi elleriyle oydu.

Yolcular sessizce yazıyı okudu, biri gülümsedi, biri bir madeni para bıraktı. Hasan yavaşça, daha dikkatli sürmeye devam etti; bazen biraz erken fren yaptı ki yaşlı kadın otobüse binebilsin.

Şimdi anladı:

Her yaşlı bir annenin yansımasıdır.
Her gülümseme bir teşekkürdir.
Ve tek bir birkaç kelime bir hayatı değiştirebilir.

Rate article
Lifequest
Ikarus otobüs şoförü bilet ödemeyen 80 yaşındaki kadını indirdi; kadının verdiği cevap ise birkaç satıra sığdı!