Petar o zaman sakin bir sesle, neredeyse şefkatle söyledi:

Ahmet sakin bir şekilde, neredeyse koruyucu bir tavırla şöyle dedi:

Neden çalışıyorsun canım? Ben yeterince kazanıyorum. Sen evi, bizi, çocukları düşün, onlar gelince.

Onun sözlerine güventim tamdı. Çünkü onu sevmiştim. Çünkü bunun böyle olması gerektiğini düşünmüştüm.

Fakat yıllar geçtikçe eve bak demek, sus ve karışma demeye dönüşmüşti.

Bir sabah güneş doğmadan, İstanbul Garının yanındaki kafede gözlerim şişmiş, göğsümde bir hafiflik hissiyle uyanmıştım. Bundan sonra ne yapacağımı bilmiyordum, ama kesin bir şey vardı: bir daha geri dönmeyecektim.

Sabah saat yedide, Antalyaya giden tren kalktı.

Cam kenarına oturdum, rayların uzaya kayboluşunu izlerken, tekerlek sesleri geçmişimi silip atıyordu.

Geçen her dakikada, olduğum kadını geride bırakarak, olabilecek yeni benliğime yaklaşıyordum.

Varınca plan yapmamıştım; yalnızca sokaklarda dolaşıp Kahve & Ruh tabelalı küçük bir kafe gördüm.

Vitrinde bir kağıt asılıydı:

İç mimar aranıyor.

Durdum. Bu bir işaretti.

İçeri girdim.

Barın arkasında, kır saçlı, gülümsemesi sıcak, kırk beş yaşında bir kadın duruyordu.

Pozisyon hâlâ açık mı? dedim.

Evet. Deneyimin var mı? diye sordu.

Eğitimliyim ama on iki yıldır çalışmadım.

Kadın gülümseyerek:

Bu kaybolmaz. Nasıl bir değişiklik yapardın, kafeyi senin hayalin olsaydı, çizin bana.

Bir kağıt ve bir kalem uzattı.

Başta elim titredi, ama ilk çizgiği attığımda korkum kayboldu.

Yarım saat sonra kağıdı ona verdim.

İnce ince inceledikten sonra gözlerine baktı:

Yarın başlayacaksın.

Kafeden çıktığımda gözyaşlarımı tutamadım. Ama bu kez acıdan değil, bir rahatlamadan geliyordu.

Yıllar sonra ilk defa kendimi hayatta hissettim.

Bir hafta sonra telefon çaldı.

Ekranda Ahmet.

Cevap vermek istemedim, ama parmaklarım kendi kendine düğmeye bastı.

Neredesin? dedi soğuk bir sesle. Annem ne zaman özür dileyeceğini soruyor.

Özür dilemene gerek yok, Ahmet.

Yok mu?! Beni herkes önünde utandırdın! İnsanlar diyor ki ben yalnız kaldım, çünkü eşim deli!

Sessiz kaldım.

Geri dön, geç kalmadan. Seni affederim.

Derin bir nefes aldım.

Hayır, Ahmet. Bu sefer sen bana af dilemelisin.

Sessizlik çöktü.

Sonra sesi taş gibi sertleşti:

Tamam. Ama ortak paraya dokunma. Kartı zaten blokelendim.

Gülümsedim.

Merak etme. Artık kendi geçimimi sağlıyorum.

İnanmadı. Ama artık önemi yoktu.

Üç ay geçti.

Deniz kenarındaki eski bir semtte küçük bir oda kiraladım.

Eski bir dizüstü bilgisayar aldım ve geceleri çalıştım.

İlk başta kafede yardımcı oldum, sonra sipariş almaya başladım insanlara ev, ofis, dükkan tasarımları yapıyordum.

Müşteriler tasarımlarıma bayılıyor, birini diğerine tavsiye ediyordu.

Bir gün tanımadığım bir numaradan arama geldi.

Hanımefendi Nurten Yıldız? Ben Avukat Emre. Bay Ahmet Yıldız’ı tanıyor musunuz?

Evet, o eşim.

Boşanma dilekçesi verdi. Ama ortak birikimimizi benim iznim olmadan harcadığınızı iddia ediyor.

Gülümseyerek:

Sadece bir bilet aldım. Özgürlüğüm için.

Kısa bir duraklamanın ardından avukat sesini bir gülümsemeyle sürdürdü:

Düşüncenizi beğendim. Ücretsiz yardımcı olurum, sadece bu kadar.

Böylece Emre ile tanıştım.

Bütün evrakları, davayı, mal paylaşımını ona bıraktım.

En önemlisi, kendime tekrar güvenmeyi öğretti.

Emre farklıydı.

Emir vermiyor, acımazdı. Sadece yanımda olur, kahve verir, gülümser, saygı gösterirdi.

Bir akşam işe dönerken beni beyaz gül buketiyle karşılamıştı.

Her şeyin nasıl başladığını hatırlıyor musun? dedi sessizce. Çöpe attığın o buketi. Şimdi bu buketi saklamanı istiyorum.

Gözlerim doldu; ama bu hüzün değil, minnettarlıktı.

Altı ay sonra kendi stüdyomu açtım.

Kapı üzerindeki tabela:

Nurten Design Studio

Bazen uyanıyorum ve bunun gerçek olduğuna inanamıyorum.

Bir pazar sabahı mesaj geldi:

Seni dergide gördüm. Tanıyamadım. Değişmişsin. Ahmet

Uzun uzun ekrana baktım ve şu satırı yazdım:

Değişmedim Ahmet, sadece yeniden ben oldum.

Balkona çıktım.

Hava kahve ve gül kokuyordu.

Güneş yüzümü okşuyordu.

O anda anladım ki, bir daha asla başka birinin masasına yer açmasını beklemeyeceğim. Çünkü artık kendi yerime sahibim.

Hayat, kendine inanıp kendi yolunu çizenlerin ödüllerini verir.

Rate article
Lifequest
Petar o zaman sakin bir sesle, neredeyse şefkatle söyledi: