Çocukluk Arkadaşım

Çocukluk dostu

Affedersin, Can, ama ben senin eşine âşık oldum.

Böyle derken uzak bir yere bakıyordu. Sözlerin kendi isteği dışına çıkıp ağzından döküldüğü hissediliyordu.

Serkan aniden durdu. Yüzünde bir dizi duygu bir anda belirdi; nefes almak zorlaşıyordu

Emin ol, aramızda hiçbir şey olmadı, diye aceleyle ekledi dost, Gülbahar hâlâ hiçbir şeyden habersiz

Serkan sessiz kaldı. Zaman sanki durmuş gibiydi.

Peki, ne zaman bana bunu söylemen gerektiğini düşündün? diye soğukkanlı, düz bir soru duyuldu.

Biz arkadaşız, diye yanıtladı hâlâ gözlerini kaçıran, senin bir tavsiye vermeni istedim sesi titredi, içindeki çalkantıyı gizleyemiyordu.

Bana tavsiye mi istiyorsun? Serkan acı bir tebessümle yanıtladı, eşime göz koydun ve beni kutsamamı mı istiyorsun? Ne kadar çılgınca!

Hayır, yanlış anladın! Eğer onun peşine düşmek isteseydim, alırdım. Şüphen olmasın. Beni tanıyorsun. Ama yapamam. Sen benim kardeşim gibisin.

Kardeş? Serkan koltuğundan kalktı, hatırlıyor musun, Deryayı Veliden kaçırdığın zamanı? O zaman da sonsuz bir dostluk sözü vermiştin.

Hatırladım! O ne zaman? Okulda! Gülbahar bambaşka bir şey.

Evet, bambaşkı. O benim eşim! Ve hâlâ hamile, fark etmedin mi? O hâlde bizim hayatımızdan çekil!

Ciddi misin? Dostluğumuzu bir kadın yüzünden mi satıyorsun? sesinde şaşkınlık ve kırgınlık çınlıyordu.

Aileden. Aradaki farkı anlamanı umuyorum. Sonra da bana ihanet ettiğim için mi suçlayacaksın?

Sen mi başladı bu işi? zehirli bir dostane soru yükseldi. Gülbaharla sinemaya git, vaktim yok, tamiratına yardım et, anneannesine götür. Kendi eşini bana ısrarla veriyorsun! Kendin! Ben de faydalı olmayı seviyorum! Anlıyor musun?

Çık, Serkan kapıyı çarparcasına açtı. Sakinliği ürkütücüydü. Bir daha geri gelme. Bizi unut.

Tamam. Bil ki, kardeşim, başka bir konuşmayı bekliyordum. Şimdi vicdanım hafif.

Misafir dışarı çıktı ve kapı kapanınca hemen harekete geçti.

Gülbaharı aradı.

Görüşelim. Çok önemli bir şey var.

Bir şey mi oldu? endişelendi, hadi gel, Serkan hâlâ işte. Bekleyelim birlikte.

Gelmem mümkün değil. O o beni evinize göndermenizi yasakladı

Nasıl? Neden?

Bilmiyorum. Açıklarsın diye düşündüm.

Anlamıyorum, kararsızlıkla yanıtladı Gülbahar, o zaman parkta buluşalım

Buluşma gerçekleşti.

Kadın sessizce dinliyordu, oysa adam Serkanın birden patlamasından, ona bir türlü açıklanamaz bir suçlamada bulunmasından, aralarında var olmayan bir ilişkinin varlığından bahsetmesinden söz ettiriyordu

Yalan söylemiyordu; sadece önemli detayları atlıyordu.

Kocan, ailemizi mahvediyorum diye düşünüyor, diyerek gözlerine dikti, ama bu saçma.

O bir hakaret, fısıldadı Gülbahar.

Serkan sadece kıskanıyor, cömertçe ekledi, fark etmedin mi?

Gülbaharın aklında bir bulmaca oluşuyordu: kocanın aniden sorular sorması, arkadaşlarıyla huzursuzluğu, sürekli şüpheleri

İdealde bir şüphe zemini…

Ne yapmalıyım? acı bir sesle sordu.

Onunla konuş. Yanıldığını söyle. Sadece arkadaşız demelisin.

Ona inanmaz.

O zaman bir şey söyleme, nazikçe elini tuttu, bu gece benimle kal. Kocan yalnız kalmanın ne demek olduğunu hissetsin

Gülbahar korkuyla ona baktı. Gözlerinde bir mücadele, şüphe, korku, kocaya karşı bir öfke ve yeni, tehlikeli bir his vardı.

Olur, sonunda söz verdi, ama senin dürüstlüğüne güveneceğim

İlk adım atılmıştı.

Akşam boyunca anlayan arkadaş rolünü üstlendi. Çay içerken komik anıları hatırladılar ve gözleri birbirine çarpıştı; şaşkın ama ilgilenmiş bir bakış.

Gülbahar kanepede uyuyunca onu uyandırmadı

Sabah çaldı telefon. Serkanın sesi boğuk, uykusuzdu.

Gülbahar nerede? diye sordu.

Burada, göz kırpmadan, sakin bir sesle yanıtladı. Her şey yolunda. O sadece geri dönmeyi istemedi.

Sessizlik uzadı. Serkanın yüzünü gözünde canlandırdı, tatminle doldu.

Şunu ona ilet Serkan kelimeleri toplar gibi sustu. Kapı kapandı. Sonsuza dek.

Hatlarını kestikten sonra telefonu kapattı.

Gülbahar uyanıp konuşmayı duydu:

Ne oldu?

Serkan seni artık görmek istemiyor. Seçimini yaptığını söyledi.

Gözleri doldu. O da ona sarıldı, teselli sözleri söyledi ama duygusu yoktu. Gerçekten: Neden eski bir mutluluğa ağlıyor, eğer onu bu kadar kolay parçaladıysa?

Bir hafta sonra Gülbahar eşyalarını topladı:

Anneyi ziyarete gideceğim, baktı ona, bir başıma kalmam, düşünmem lazım.

Tabii, Serkan onayladı, git.

Gülbahar gitti, vedalaşırken:

Artık sana, ona, kendime bile inanmıyorum

***

Serkan boş bir dairede yalnız kaldı. Sessizlik boğuyordu, düşünceleri tersine döndürüyordu.

Planı, o kadar net ve zarifti ki çatladı. Kadının iki taraf arasında savrulması gerekiyordu! Serkan, Serkanı eziyet edip, onu elinde tutup, aşağılamak istiyordu. Ancak Gülbahar gitti ve her şeyi mahvetti!

***

Koltukta oturup tavana baktı. Çocukluk anıları gözünün önünden akmaya başladı.

Sürekli şanslı Serkan! Her zaman gol atar, sınavları çalışmadan geçer, kızların bakışlarını çekerdi. Her şey ona kolay gelirdi!

Kıskançlık yıllarca birikmiş, sessiz, ekşi bir nefret haline gelmişti.

Sonra hayat onları dağıttı. Ve bir tesadüf karşılaştı.

Yine Serkan, başarılı bir iş insanı, güzel eşi, yakında doğacak çocuğu. Mutlu, huzurlu bir gülümsemesi, yarınlara emin adımları eski kinini harekete geçirdi.

Daha fazla dayanamadı. O şanslı adamın gururunu yıkmak, biraz olsun mutluluğunu çalmak istedi! En ufak bir an için bile!

Ve hiç beklemedi ki, her şey bu kadar basit olacak

***

Bir telefon sessizliği deldi. Tanıdık olmayan bir numara. Telden bir ses kaza haber verdi. Gülbahar bir trafik kazası geçirmiş, annesine giderken

Serkan orada, şok içinde, hareketsiz kaldı. Bu artık kurnazca bir plan değil, intikam değildi; bir felaketti!

***

Serkan, kazayı öğrendiğinde hastaneye koştu, günlerce orada kaldı.

Gülbahar, gözyaşları ve ağrısıyla, her şeyi anlattı. Kocası neden kıskandığını, nasıl sadece konuşmak bahanesiyle yanıltıldığını, onun da öğretmek için bu oyuna çekildiğini. Serkan, elini sıkıca tutarken, olayın ne olduğuna artık aldırmadı. Tek istediği, eşinin hayatta olmasıydı. Kaybedeceği bir şey olmadığını fark etti.

Birkaç gün sonra Serkan evine döndü, üstünü değiştirmek için.

Kapı girişinde çocukluk dostu duruyordu. Yüzü solgun, gözleri dönüp duruyordu.

Nasıl? diye içini çekti.

Serkan, yorgun, bakışları sönmüş bir şekilde, çocuğun kaybını ima edercesine, Her şey bitti dedi.

Dost daha da soluklaştı. Gülbahar artık yokmuş gibi hissetti.

Ben istemedim! kelimeler bir sel gibi aktı. Sadece sana kıskandım! Bütün hayatım boyunca! Senin her şeyin vardı, benim hiç Onun mutluluğunu gördükçe dayanamadım! Seni cezalandırmak, ailenle oynamak istedim! Onun ölmesini, bu şekilde olacak diye düşünmedim! Onun ölümünü istemedim!

Serkan sessizce dinledi bu karışık, çığlık atar gibi gelen pişmanlığı, ardından:

Senden hiçbir zaman iyilik beklemezdim. Ama itirafını duyunca bir nebze rahatladım. Umarım bir nebze de hafiflesin.

Üzgünüm, kısık sesle yanıt verdi. Bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim

Düşünmek lazım, Serkan kesti, sık sık Diyorlar, yardımcı olur. Şimdilik, hoşça kal.

Dost daireye geri çekildi.

Çocukluk dostu yalnız kaldı. Uzun uzun durdu, hangi yöne gideceğini anlamaya çalıştı. Sonunda yavaşça bir yola düştü

Rate article
Lifequest
Çocukluk Arkadaşım