Stefan’ın Sokağa Terk Edilmiş Kediyi Sahiplendikten Sonra Bir Ayda Evinin Halleri Değişti

Ekim ayı sert geçiyordu. Pencerenin dışındaki yağmur dinmek bilmiyordu, rüzgar sokakları savuruyor, bacalardan uğultu yükseliyordu. Ahmet Yılmaz, mutfakta boşluğa bakarak oturuyordu. İki yıldır hayatı dakikalarca öngörülebilir hâlde: kalkmak sabah yedide, kahvaltı sekizde, haberler dokuzda. Her şey tertipli, her şey yerli yerinde. Kapı önündeki terlikler hizalanmış, dolaptaki fincanlar aynı sırada, kulpları aynı yöne bakıyor. Bu düzen, eşi Elifin vefat etmesinden sonra ona sığınmıştı.

Ne güzel hâl, kendine fısıldadı. Elif beğenirdi.

Akşamüstü, her zamanki gibi ekmek almaya mağazaya gitti. Çıkışta merdivenin başında oturan bir kedi gördü. Kızıl, tüyleri dökülmüş, tek bir gözü bulanık, titrek bir titrek hâlde, sanki hem soğuktan hem de bir korkudan titriyor gibiydi.

Selam, dostum, Ahmet oturdu. Görünüşün pek iyi değil.

Kedi ona bakarak, Yanlış kelimeler, yaşaman acıtır der gibi bir bakış attı.

Ahmet elini uzattı.

Kedi kaçmadı, tersine ona dokunulmasına izin verdi, hafif bir mırıltı çıkardı.

Sen bir buz kırığısın, Ahmet başını salladı.

Tam o anda merdivenlerden bir ses yükseldi. Üçüncü kattaki komşusu Fatma Çelik çöp çıkarmaya iniyordu.

Ahmet! bağırdı. Ne yapıyorsun bu bu yaratıkla?

Donmuş bir zavallı bu.

Haklısın! Burada dolaşması lazım değil. Pire, hastalık hepsi burada yayılıyor.

Ahmet komşuya, ardından kıza baktı.

Gidelim mi bir yere? fısıldadı. Sıcak bir yere.

Delirdin! bağırdı Fatma. Evi kirleştireceksin!

Ya burada ölürse, daha temiz olur mu?

Ahmet kediyi alıp evine götürdü. Kedi, adım adım, tereddütle ama sıkı sıkı onu takip etti. Kapıya geldiğinde havayı kokladı.

Korkma, gir, Ahmet çabukça teselli etti. Burada sokak yok.

İlk iş olarak onu banyoya götürdü. Ilık su, az miktarda şampuan; kedi direniş göstermedi, hatta zevk alır gibi gözlerini kapadı.

Zavallı benim, Ahmet, yara izlerini ve eski tırnakları incelerken düşündü. Kim seni böyle yaptı?

Kediyi sosis, peynirle besledi; hepsi bir anda tüketildi.

Artık Kızıl, karar verdi. Tam sana göre.

Eski bir havlu ısıtıcıya koydu; kedi kıvırcık bir top gibi yuvarlandı ve anında uykuya daldı. Ahmet ona bakıp düşündü: Şimdi ne yapacağım? Hem yemek, hem veteriner

Evde başka bir şey vardı; bir yaşam.

Bir gece daha çekersin, kendine söylendi. Sonra bakarız.

Sabah uyandığında mutfakta bir karmakarışıklık vardı; tencere devrilmiş, çay bardağı kırılmış, toprak tabakalar yere serilmişti. Kızıl, kendinden emin bir şekilde patisini yalıyor, sanki Günaydın der gibi bakıyordu.

Ne yaptın sen? bağırdı Ahmet.

Kedi başını kaldırdı, kayıtsız bir ifadeyle baktı; sanki İyi sabahlar, nasıl uyudun? der gibi.

Tamam, geri veririz seni, yorgun bir nefesle söyledi Ahmet. Bu iş benim için zor.

Evi yerle bir edilmiş bir mutfakta dururken, iki yıllık düzenin bir gecede bir çukur hâline dönüştüğünü hissetti. Hayat, bir ahır gibi diye düşündü.

Kediyi kucağına aldı, kapıya yöneldi; Fatma Çelik onu bekliyordu, bir şeyler not alıyormuş gibi.

İşte bu! bağırdı, evin içinde bir yıkım gördükten sonra. Söylemiştim, kötü bitecek!

Ahmet ona, kediyi göğsüne yaslayıp mırıldandı.

Bırakamam onu, aniden söyledi.

Ne? Nasıl, bırakmazsınız?

Alıp yetiştireceğim. Alışacak.

O da her şeyi dağıtacak!

Olur, benim evim bir saray değil.

Fatma kaşlarını çattı, kapıyı çarparak çıktı. Ahmet ise kediyi ve harap mutfağıyla yalnız kaldı.

Tamam Kızıl, derin bir nefesle söyledi. Söz ver, bir daha böyle şeyler yapma.

Yarım saat boyunca evi temizledi, Kızıl yanına oturmuş, izliyordu.

Görüyor musun, işin böyle mi? süpürgeyi çekerken konuştu. Ben yoruluyorum, sen izleyen oldun, ne alıp verirsin bana?

Kedi hafif bir miyavla onayladı.

Yemek zamanı geldiğinde, her şey tekrar pırıl pırıldı. Fakat masaya oturduğunda Kızıl bir anda üst raflara çıkıp bir kitap yığını devirdi.

Şaka mı bu! bağırdı Ahmet.

Öfke geçip gitti; bir şeyler içten içe tıkırdama başladı, ya da yerine oturdu.

Akşam mağazaya yiyecek almak için gitti. Satıcı şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı:

Kedi mi getirdiniz evinize?

Öyle görünüyor, Ahmet cevap verdi.

Evde hayvanla mı yaşıyorsunuz? Cidden mi?

Şaşkınım, dedi Ahmet.

Kediyi yeni aldığım mamayla besledim. Kedi memleketteki bir yoldan yürür gibi mutlulukla yedi.

Beğendin mi? sordu Ahmet.

Kedi ayağına sürtünerek cevap verdi.

Bir hafta içinde Ahmetin hayatı tanıdık bir saatten çıkmıştı. Yataktan alarm yerine Kızılin göğüsüne tırmanmasıyla uyanıyordu. Akşam haber yerine kediyi bir ip ile oynuyordu.

Elif gülümserdi, dedi. Böyle bir adamın başına ne gelmiş?

Evde bir kedi evi, kazma tahtası, tabaklar birikmişti. Sessizlik artık yoktu; ev canlanmıştı.

Fatma zaman zaman kapıyı çalar, gelip sorar, bazen sorarsız sorular sorardı; sürekli Kızıla bakar, Hayvanat bahçesi kurmuşsun! derdi. Ahmet ise gülerek, Böyle bir temizlikten daha temiz bir şey yok! diye yanıt verirdi.

Üç hafta sonra Ahmet bir taburede ısıtıcının üzerine boya sürerken, Kızıl bir patisiyle boya damlasına dokundu; tüm evde beyaz izler bıraktı.

Ah, sen bir sanatçısın! kahkaha attı Ahmet, kediyi kaldırarak.

Kapı çaldı.

Ne var yine? dedi Fatma.

Kızıl sanat yapıyor, Ahmet izleri gösterdi.

Çılgınlık! bağırdı Fatma. Bu güzel!

Dördüncü haftada yeni bir oyuncak alındı. Satıcı sadece derin bir nefes çıkardı:

Kedinizi şımartıyorsunuz.

Değer, Ahmet utanarak yanıtladı.

Kedi evde bir seni özledim mırıltısı çıkardı.

Özledin mi? fısıldadı Ahmet. Ben de seni özledim.

Kedi gerçekten özlemişti; sanki bir şey bekliyormuş gibi.

Bir ay sonra Fatma bir fotoğraf çekmek istedi:

Çekiç mi alayım? Torunuma göndermek istiyorum.

Tabii, Ahmet izin verdi. Kızıl profesyonel gibi poz verdi.

Fatma gülüştü; uzun zamandır böyle bir kahkaha duymamıştı.

Fotoğraf çekildikten sonra Ahmet düşündü: Fatma bile değişti, iyileşti. Yoksa ben mi görsem böyle?

Sabah sessizlikle uyandı; aynı telaşlı sessizlik.

Kızıl? bağırdı, panikle ayağa kalktı.

Cevap yoktu. Kedi göğsünde de yoktu. Mutfakta mama kabı hâlâ oradaydı, kimse dokunmamıştı. Kalbi acı çekti.

Olmaz fısıldadı, sesi titredi.

Evi bir kez daha aradı, tekrar etti. Kedi yoktu. Bir umutla balkon hatırladı.

Balkon kapalıydı, ama dün bir pencereyi unuttu mu? Pencereyi açmıştı, şimdi açık. Zemininde kırık çömlek parçaları vardı.

Tanrım düşündü. Düşmüş olabilir!

Dördüncü kattaydı; aşağıda çıplak beton. Hızla giyindi, dışarı koştu. Her çalının, her çiçeğin altını araştırdı, arabaların altına, bodrum katına baktı.

Kızıl! bağırdı. Nerede!

Geçenler ona merhametle baktı; bir anne kucağını iterek sordu:

Amca, ne oldu?

Kedi kayboldu Ahmet gözyaşlarını tutamadı.

Belki gezintiye çıktı mı? Böyle şey olur.

Emin değilim

Tüm sokakları, komşu sokakları dolaştı; ama Kızıl bir iz bile bırakmamıştı.

Akşam evine döndü, boş bir mama kabını izleyerek oturdu. İçinde bir hüzün varlığını sıkıştırıyordu.

Kapı çaldı. Fatma Çelik.

Ahmet Bey, dışarıda bağırıyordunuz Bir şey mi oldu?

Kızıl kayboldu, kısık bir sesle söyledi.

Nasıl kayboldu?

Sabah uyanınca yoktu. Belki balkondan düşmüş, belki kaçmış Bilmem

Fatma içine bakarak:

Her yerde baktınız mı?

Evet.

Bodruma da?

Evet.

Belki birine kaptırdı? Sahiplendi mi?

Bu düşünce Ahmetin içini daha da yaktı.

Bilmiyorum Fatma, ilk defa onun adını söyledi. Aklım karıştı.

Kendinizi fazla yıpratmayın, omzuna çırpıcı bir dokunuşla. Kızıl bulunur, akıllı hayvan, çıkacaktır.

Sözler teselli olmadı.

Gece boyunca gözünü kapatamadı; kapının arkasından bir miyav sesi bekledi ama sadece sessizlik

Sabaha kadar uyuyamadı. Kızıl olmadan yaşamam mümkün değilti. Bir ay içinde Kızıl onun bir parçası olmuştu.

İkinci gün, sabah akşamı, sokaklarda fotoğrafını göstererek dolaştı.

Görmediniz mi? Kızıl, göğsü beyaz.

İnsanlar başını salladı. Bir evcil hayvan dükkanı satıcısı ilan vermeyi önerdi:

Yardım edeyim, bir ilan koyarım.

Ben bunu bilmem, Ahmet çırpındı.

Ben yaparım! satıcı gülümseyerek fotoğrafı alıp her yere dağıttı.

İnternette Kızıl kayıp, Mavi Sokak, ödül var gibi bir duyuru çıktı; telefon sessizdi.

Üçüncü gün Ahmet neredeyse kabullendi; pencereden boş bakıp, hayatın bir çark gibi döndüğünü düşündü. Bir ay önce her şey programlıydı; şimdi Kızıl kaos, sıcaklık, kahkaha getirdi; ardından kaybolmuş, derin bir boşluk bırakmıştı.

Belki de bu kader, mırıldandı, yansımasına bakarak. Yaşlıların mutlu olması mı? Sessiz oturup beklemek mi?

Ama kalbi kırılmıyordu; mırıltıyı duymak, var olmayı hissetmek istiyordu.

Üçüncü günün akşamı çayını otomatik olarak içti; ellerini meşgul etmek için.

Ve bir anda uzaktan bir miyav duyuldu.

İlk başta bir hayal sanmıştı; ama ses tekrarlandı, acıklı, uzayan bir ses.

Ahmet yerinden fırladı, merdiven boşluğuna koştu:

Kızıl?!

Sessizlik.

Üst kata çıktı:

Kızıl! Burada mısın?

İkinci katta, pencere çerçevesinin arasındaki dar boşlukta, titrek bir gölge gördü. Kızıl, titrek, çirkin, acı bir miyavla bağırıyordu.

Tanrım neredeyse haykırdı. Nasıl buraya girdi?

Kedi zayıf, kirli ama hayattı.

Sabret, Ahmet elleri titreyerek çerçeveyi açtı, titrek kediyi dikkatle çıkardı.

Kedi neredeyse hiç hareket etmiyordu; Ahmet ona sarıldığında hafif bir mırıltı çıkardı.

Ve Ahmet ilk defa iki yıldır gözünden yaş akıtıyordu.

Aptal fısıldadı. Neden bana böylesini yaptın? Buldum, buldum

Eve döndü, Kızıla ılık süt verdi, yavaşça besledi. Akşam olunca kedi canlandı, bir pençeyle oyun oynadı.

İşte bu güzel, Ahmet gözyaşlarıyla gülümseyerek söyledi. Her şey yolunda.

Şimdi ocak. Kızıl geldiğinden üç ay geçti. Ahmet pencereye oturmuş, güneş ışığının bir noktasında uzanan Kızılı izliyor; tombul, memnun, kendinden emin bir kedi.

Kafanı yedin, dostum, Ahmet şaka yaptı. Tam bir ev kedisi oldun.

Kedi sadece mırıldandı, gözlerini bile açmadı.

Kapı çaldı. Fatma Çelik göz kırpıp baktı.

Girebilir miyim? seslendi.

İçeri gel, Gülüm.

Fatma, kahve ve kedi için el yapımı bir fare getirdi, Kızılı okşadı.

Nasılsın? Kediye dokundu. Kral gibi yaşıyor. Yerini tutuyor, rahatça yaşıyor.

Sen de pişman mısın? Ahmet içtenlikle sordu. Kediyi alıp getirdiğimize.

Fatma gülümsedi, Belki bir kedi alır mısın? Bence evde çok sıkıcı. dedi.

Alın! Ama önce veteriner, aşı

Biliyorsun, değil mi?

Öğreniyorum, Ahmet göz kırptı.

Akşamları Ahmet ve Kızıl koltukta oturur, televizyon izler; kedi kucağında uyur, geriye doğru yuvarlanır.

Hatırlıyor musun, seni dışarı atmak istediğim zaman? Ahmet gülerek kedinin karnını kaşıdı. Aptal bir şey yaptım. Biraz daha iyi bir şey kaçırdım.

Dışarıda kış rüzgarı eser, ama evde sıcaklık, konfor, bir yaşam vardır.

Ahmet uykuya dalarken, Kızılın tVe Ahmet, Kızılın huzurlu mırıltısı eşliğinde, yeni bir sabaha umutla adım attı.

Rate article
Lifequest
Stefan’ın Sokağa Terk Edilmiş Kediyi Sahiplendikten Sonra Bir Ayda Evinin Halleri Değişti