Vazgeç! Bana söz vermiştin, istifa edeceksin!

Vazgeç! Beni işten ayrılacağıma söz vermiştin!
Kıvanç, aklına çalım girdi mi? diye sorar Derya, kendine gelmeye çalışırken. Böyle bir görevden kim vazgeçer? Buradaki maaşı biliyor musun?
Paraya mı takıldı? der Kıvanç alaycı bir tavırla. Yoksa güç seni sarstı mı?

Okuyucu, kahramanın soğuyan bir çay bardağı karşısında ağlamasını pek sevmez. Fakat Derya çay içmez, bir an için bir çay fincanına bakan derin düşüncelere dalar. Çayı, ayran, portakal suyu ya da sütle değiştirmek aynı acıyı hafiflemez.

Derya rahat bir koltuğa oturmuş, ama oturmak zor bir durumdur; çayın soğumasını izlerken kafasını çökertir, düşünceleri ağırdır ve çıkmazdaymış gibi hisseder. Tek teselli, bu sahneyi oğlu görmemesidir. Bir aylık yaz kampı, çocuğunu ebeveynlerinden uzak tutar, mutlu ve memnun dönmek sözü verir. Kamp, Deryanın düşüncelerine hafif de olsa dokunur, ama asıl sebep Kıvançtır. O da Deryanın eşidir.

Oldu kelimesi burada zor bir anlam taşır; Kıvanç hâlâ evli mi, yoksa sadece geçmişte mi evli? Derya bu Schrödingerin kocası sorusuyla boğuşur. Şimdi gerçekten eşi var mı?

Kıvanç kapıyı çarparken son sözlerini söyler:
Yeter! Seni görmek istemiyorum! Bütün hayatımı mahvettin! Gidiyorum!

Bu sözler net gibi görünür, ama detay eksiktir: ne kadar süreyle gidecek? Geçici mi, kalıcı mı? Sorular yanıtlanmaz, çünkü cevap yoktur.

Görünen o ki, suçlu yaz kampıdır; Veli oraya gitmişti. Derya, oğlunun kamp ücretini priminden ödedi, ama Kıvanç haksız yere bağırdı:
Aile bütçesinden kırk bin lira çıkarmak için büyük bir akıl gerekmez! Fakat bunu konuşmak lazım! Belki başka önceliklerimiz vardır?
Para var! Ne istersek alalım! der Derya omuz silkerken.

Kıvanç odadan fırladı, Derya ise onun sesini duyunca hem şaşkın hem de kırgın hissetti; dört on yıl evlilik bu sözlerle çatladı. Derya kendini suçlu bulmaz; Kıvanç ise onu en kötü eş olarak nitelendirir.

Eğer beni sevseydin, böyle işlere karışmazdın! Sessiz oturur, hayatın tadını çıkarmazdın! Ama her zaman öne atlamak istiyorsun!
Ben sadece kendimle ilgileniyorum! Ailemizi düşünseydin, örnek bir ev hanımı olurdun!

Derya neyin yanlış olduğunu anlamaz; çalışır, evini, çocuğunu, eşini sevgiyle gözetir. Sorular sorduğunda sadece daha fazla bağırış ve suçlama alır:
Ne? Neden? Ne için? diye savrulur, çay hâlâ soğumaktadır. Ve eğer birikmişse, neden şimdi? Kamp bir de neyin peşine düşmüş?

Ticari bir bina içinde kaybolmak, harita ve pusula olmadan bir ofisi bulamamak gibidir. Çalışanlar ise zamanla katların haritasını öğrenir, ihtiyaç duydukları her şeyi bulur. Bu iş karınca yuvasıdır. Derya ile Kıvanç burada, bir parkta tanışırlar.

İkisi de sokak menajerleridir; eğitim almamış, telefon ve soğuk müşteri listesi verilen kişilerdir. Günlerce arama yapıp hizmet satmaya çalışırlar. Tanıştıkları anda zaten işe alınmışlardır, fakat iş stresi yüzünden öğle aralarında ofisten kaçıp parkta buluşurlar. Farklı firmalarda çalışıyorlardı; park olmasaydı belki asla tanışmazlardı.

Birlikte aynı sorunları, aynı sıkıntıları paylaşırlar; cümleleri birbirine tamamlarlar, kalpleri birbirine yaklaşır. Aralarındaki çekim, evliliği kısa ama beklenen bir hâle getirir. Çocuk sahibi olmaktan çabuk karar almazlar. Deryanın annesinden kalan bir dairesi vardır, ama sadece aşkın değil, bir hayatın da olması gerekir; bunun için çalışmak zorundadır.

Üç yıl evlilikten sonra bir terfi teklifi gelir:
Bana bir terfi teklif edildi, Derya, aynı zamanda hamileyim der Derya.
Ne güzel! karşılık verir Kıvanç.
Ne seni mutlu etti? sorar Derya hafif bir alayla.
Çocuk, tabii ki! Terfi ise bir yana, çocuğu doğurmak zorundayız! yanıtlar Kıvanç.

Derya, o an terfi almadığını daha sonra anlar; Kıvanç hâlâ terfi beklemektedir. Derya izinli olduğunda ailenin geçimini Kıvanç üstlenir; maaşı asgari, kalan kısmı komisyonla gelir. Çalışkan olsa da terfi alamaz. Derya izinden döndüğünde ise aynı terfi teklifi kendisine yapılır, ama hamilelik nedeniyle reddeder.

Bu durum aile içinde hafif bir gerginlik yaratır; Derya bunu çocuğuna duyduğu kıskançlıkla açıklar, Kıvanç ise işte daha uzun saatler kalır. İkisi aynı anda terfi alır: Kıvanç kıdemli menajer, Derya bölüm başkanı olur. Kıvanç kutlamalardan kaçınır, ama teşekkür sözcüklerine cömerttir; bu da evde daha çok zaman harcamasını ister:
Yakında ben de bölüm başına geçeceğim. Neden bu tozlu ofislerde oturuyorsun? Ev ve çocuğa bakman daha iyi! Ben sizi temin ederim!

Kıvanç, terfi aldığım için hemen ayrılmak istemiyorum. Güvene aldım, ekibi sorumlu tutuyorum! der Derya.
Yani iş mi, aile mi? sorar Kıvanç.
Derya için her şey aynı anda önemlidir; ev, çocuk ve iş bir arada yürür.
Şöyle yapalım: Verilen görevleri tamamlayıp sonra işi bırakırım, önerir Derya.
Kıvanç kabul eder, ama Deryanın patronunun niyetini bilmez. Derya bir emir belgesi alır:
Bunu ben istemedim! Kimse bana sormadı! Günün sonunda genel müdür geldi, bir çiçek verdi, bir emir verdi, ben bir şey söyleyemedim!

Vazgeç! der Kıvanç kararlı bir sesle. Pazartesi işe gel ve vazgeç! Beni işten ayrılacağına söz vermiştin!
Kıvanç, aklını kaçırdın mı? sorar Derya, kendine gelmeye çalışırken. Böyle bir pozisyondan kim vazgeçer? Buradaki maaşı biliyor musun?
Bir ev yenileyebilir, araba alabilir, Veliyi iyi bir okula gönderebiliriz!
Tatil yapabiliriz, üç yıl biriktirmek zorunda kalmadan tatil paketleri alabiliriz!
Para mı peşindesin? yanıtlar Kıvanç. Yoksa iktidar mı kafanı bulandırdı?
Öncelikle aileyi düşünüyorum! der Derya. Hem işimi yapıyorum, hem evde her şey hazır. Senin için her zaman zaman bulurum!

Derya arabayı kendisi alır, anahtarları Kıvança verir; her şey eskisine döner, evde hava iyileşir. Yenileme tamamlanır, Veli iyi bir okula gider, yılda iki kez tatile çıkarlar.

Fakat yeni bir sorun ortaya çıkar:
İkinci bir araba almamız gerekiyor der Derya. Eski arabayı nasıl kullanacağımı hatırlamıyorum.
Başka bir sürücüye mi ihtiyacın var? sorar Kıvanç.

Derya, başkanlığa terfi edildiğini söyler:
Merkez ofise geçiyorum, şehir merkezinde. Beni buraya getirirsen trafikle geç kalırsın.
Anladım diye iç çeker Kıvanç. Gerçekten mi? Başka bir yere taşınmak zorunda mıyız?

Geçen sefer de aynı sorunu yaşadık, der Derya. Patronların bize sunduğu fırsatları değerlendirmeliyiz.

Geçen ay kamp için kırk bin lira harcadılar; Velinin hem eğlenceli hem de sağlıklı bir ortamda vakit geçireceğini düşündüler, bu yüzden parayı çekip ödediler. Bu, Deryanın priminin sadece yarısıydı.

Kıskançlık! diyerek fark eder Derya, bu bir sıradan kıskançlık, Kıvanç hâlâ kıdemli menajer olarak kalmış. Kırk bin lira, Kıvançın maaşının yarısı kadar, Deryanın ise çok daha fazlası. Para olmasa da, Kıvanç yıllarca bir adım daha yükselmekte zorlanmış.

Kıvanç, Deryayı işten ayrılmaya zorlamaya çalışmış, kadının kariyerini yükseltememişti. Bir anlık bir kırılma, Deryanın oturma odasındaki kilit sesini duyurur: Kıvanç kapıyı açar, Geri döndüm, der.
Eşyalar için mi? sorar Derya.
Eve döndüm! yanıt verir Kıvanç.
Hayır! itiraz eder Derya. Eşyalar için mi geliyorsun? Artık seninle yaşamayacağım!
Üzgünüm, der Kıvanç kanepeye otururken.
Bağışlamıyorum! fısıldar Derya sertçe. Artık seni affetmeyeceğim! Sen bana her şeyi söyledin! Kararımı verdim! Böyle bir koca istemiyorum! Gelirimin daha fazla olması benden sorumlu değil, senin başarısızlığın!

Kendini mi büyük zannettin? bağırır Kıvanç. Herkes senin terfileriyle nasıl yükseldiğini biliyor!

Derya çayın soğukluğu hâlâ hissederken, Kıvanç yüzünü siler. Yeni bir çay fincanı alıp ısıtmaya karar verir; Derya ise ilişki başlangıcındaki rekabet ruhunu hatırlar. Rakip olma isteği, aralarındaki boşluğu daha da derinleştirir. Belki de başka bir fincanda düşünmek gerekir; çayın soğuk kalmaması için, hâlâ sıcak içmek gerekir.

Rate article
Lifequest
Vazgeç! Bana söz vermiştin, istifa edeceksin!