Veli, beni terfi ettirdiler! diye bağırdı Bahar, ayakkabılarını çıkarmaya çalışırken sesini bir çığlık gibi yükseltti. Düşünsene, ikramiyelerle birlikte iki yüz bin lira! Harika, değil mi?
O, salonun kapısını çarparcasına içeri girdi, eşine sarılmak için çırpınıyordu. Ama bir anda durdu, çünkü Veli kanepede oturuyordu. Yanında, koltuğun sırtına yaslanmış, kayınvalidesi Ayşe Hanım oturuyordu. Bahar’ın ağzındaki gülümseme donmuştu. Oda birden ağır, yapışkan bir sisle doldu. Yanakları bir anda kızardı sanki bir sınavdan beş almış bir öğrenci gibi sevinçten çılgına dönmüş, şimdi de kayınvalidesinin keskin bakışlarıyla süzülüyordu.
Veli oturmuş halde kaldırıldı, ama tamamen ayağa kalkmadı. Ayşe Hanım hâlâ sessizdi, baharı baştan aşağı inceleyerek. Zaman uzayan bir duraklamaya dönüştü. Bahar çantasının sapını sıkıca kavradı, gözlerini yere indirdi. İçinde bir sıkışıklık hissetti; az önceki neşesi şimdi yeri yaver bir utangaçlık, hatta biraz yabancı bir çocukluk duygusuna dönüştü.
Bahar, bu harika bir haber! dedi kayınvalidenin sesi birdenbire sessizliği kesti ve Bahar başını kaldırdı.
Ayşe Hanım geniş bir gülümseme açtı, kollarını açıp baharı karşıladı. Bahar şaşkınlıkla ona doğru adım attı. Kayınvalidesi onu kısaca ama sıkı bir şekilde sarıldı, omzuna bir tokat attı.
Tebrik ederim, kızım! Çok iyi iş çıkardın, hak ettin!
Teşekkür ederim, diye boğazından çıkarak söylemeye çalıştı Bahar, hâlâ ne olduğunu kavrayamıyordu.
Veli kanepeden kalktı, biraz daha yaklaştı. Yüzünde samimi, sıcak bir gülümseme belirdi.
Başaracağına ben de inanıyordum, dedi, eşini belinden tutup kendine çekti.
Ayşe Hanım bir adım geri çekildi, ellerini birleştirip başını salladı.
Şimdi hayatımız çok daha güzel olacak!
Bahar, ne söyleyeceğini bilemedi, sadece başını salladı. Kayınvalidesinin sözleri doğruydu ama içinde bir şey eksik, bir şey eksik bir his vardı.
Tamam çocuklar, size engel olmayacağım, dedi Ayşe Hanım, koltuğun yanındaki sepeti alıp kapıya yöneldi. Hak ettiğinizi kutlayın.
Veli annesini kapıya kadar uğurladı. Bahar oturmuş hâlâ salonun ortasında duruyordu. Kapı çaldı, Veli geri geldi. Yüzündeki gülümseme hâlâ aynıydı, ama gözlerinde bir endişe parıldıyordu.
Ne oldu? diye sordu Bahar, kanepenin kenarına oturup ona baktı.
Ne demek istiyorsun? Veli mutfağa geçip çaydanlıyı açtı.
Bahar ayağa kalktı ve peşinden gitti.
Ee, annen… Neden geldi?
Veli dolaptan iki fincan çıkardı.
Boş bi şey, önemsiz, diye savurdu. Kafana takma.
Veli!
Bir an durakladı, eşiyle göz göze geldi, yorgunluk gözlerinde belirdi.
Baba ile iki yüz bin lira kredi çektiğimiz var. Evi yenilemek istedik, ama şimdi geri ödeyemiyoruz, para isteyip gelecekler.
Bahar başını salladı. Çaydanlık ses çıkarmaya başladı, su kaynamaya başladı. Veli sıcak suyu fincana doldurup poşetleri içine attı. Bahar fincanı eline aldı, elleriyle kavradı, ısının parmaklarına yayılmasını hissetti. İçinde bir kötümserlik belirdi; yapışkan, ağır bir his. Nedenini açıklayamadı ama oradaydı.
Ne cevap verdin? diye fısıldadı.
Yardım ederim, ama ne zaman mümkün olursa, biliyorsun ki şu an boş paramız yok.
Bahar tekrar başını salladı ve bir yudum çay içti. Sıcaklık dudaklarını yaksa da umurunda değildi. Düşünceleri başka bir yere kaydı, Velinin sözleri kafasını bir türlü dinlendiremiyordu.
İki hafta su gibi geçti. Yeni pozisyon Baharı tamamen sarstı; iş bir bir bir yağdı, programı sıkılaştı, ama her anından keyif alıyordu. Hedefine ulaşmıştı ve içeride bir tatmin dalgası yayılıyordu. Eve yorgun ama memnun bir şekilde dönüyordu.
O akşam ofisten biraz erken çıktı. Dışarıda hafif bir yağmur çisecek gibi yağıyordu, arabasına koştu, ısıtıcıyı açtı. Eve giderken bir bakkala uğradı, ekmek, süt, akşam yemeği için bir şeyler aldı. Eve geldi, ıslak montunu askıya astı, mutfağa girdi, alışverişi yerleştirdi.
On dakika sonra kapı çaldı. Bahar ellerini havluyla kurulayarak kapıyı açtı. Kapının önünde Ayşe Hanım, şemsiyesiz, ıslak saçlı, eski bir paltoyla duruyordu. Gülümsemesi yoktu.
Merhaba Bahar, dedi içeri girerken. Veli evde mi?
Değil, hâlâ işte. Bir şey mi var?
Ayşe Hanım salonun kanepesine oturdu, Baharı aşağı yukarı süzdü.
Bahar, doğrudan konuya gireceğim. Biraz para lazım, on bin lira.
Bahar kapı önünde donakaldı.
Biliyorsun ki babamla zor durumdayız. Kredi bizi sıkıyor, maaş yetmiyor. Sen de artık kazançlı bir konumdasın, belki yardımcı olursun.
Bahar suskun kaldı, ne söyleyeceğini bilemedi. İçinde bir sıkışıklık, rahatsızlık ve hafif bir kızgınlık karışmıştı.
Şey Ayşe Hanım, şu an yanımda nakit yok diyerek sözlerine başlamıştı ki Ayşe Hanım onu kesti.
Sorun yok, transfer ederiz. Telefonun var, değil mi?
Bahar kayınvalidesine bakarak durdu, tartışmanın faydasız olduğunu anladı. Ayşe Hanım gözlerinde bir tereddüt bile yoktu, Baharın kabul edeceğini biliyordu.
Bahar talimatı yerine getirdi. Ayşe Hanım başını salladı ve çıkmak üzere yöneldi.
Teşekkürler, kızım.
Kapı kapandı, Bahar koridorda kaldı. Şimdi fark etti ki, kayınvalidesi ne zaman geri ödeyeceğini bile söylemedi. Sadece parayı aldı ve gitti.
Bu durum içini rahatsız etti.
İki hafta sonra Bahar ilk büyük maaşını aldı. Telefon ekranındaki rakam ona bir gülümseme kondurdu gerçekti, hak etti. Eve dönerken bir pastane, sushi ve pizza alıp bir kutlama yapmayı düşündü.
Dairenin kapısını açıp içeri girdi, salonun içinden sesler geliyordu. Bahar çantalarını taşıyarak ilerledi, kapının önünde durdu. Ayşe Hanım oturmuş, Veli de yanındaki kanepede yorgun bir yüzle bakıyordu.
Bahar çantaları girişteki zemine bıraktı.
Bir şey mi oldu?
Ayşe Hanım ona bakarken gözlerinde bir çaresizlik ve öfke karışımı gördü. Kayınvalidesi ona yaklaştı.
Bahar canım, bir sıkıntımız var. Emekli maaşımız hiç yetmiyor. Krediyi de ödemeliyiz, ay sonuna kadar otuz bin lira. Ne yapacağız? Çok zor durumdayız
Bahar kaşlarını çattı. Kayınvalidesi hızlı ve karışık bir şekilde konuşuyordu, sanki Baharın sözünü kesmesini bekliyormuş gibi.
Çok yardım gerekiyor, otuz bin lira çok büyük bir şey değil, değil mi?
Veli kanepeden kalktı.
Anne, benim param yok. Yardım etmek isterim ama şu anda hiçbir şeyim yok, bir kuruş bile.
Ayşe Hanım bir kez daha bakışını çantalara çevirdi.
Bak, burada para var, diyerek Bahara doğru yürüdü. Görüyor musun, lezzetli şeyler almışsın. Bahar?
Bahar bir adım geri çekildi. Kayınvalidesi ona bir metre kadar yaklaşmıştı.
Sen iyi bir gelin, değil mi? Aileye yardım etmeyecek misin? Biz akrabalarız, sen bizim sorumluluğumuzsun.
Baharın boğazı tıkanmıştı. Kadının talepkârlığı tüm sınırları aştı.
Neden ben yardımcı olayım? sonunda haykırdı.
Ayşe Hanım bir an durdu, gözlerinde bir kararlılık parladı.
Çünkü artık ailenin en çok kazananısın. Çocukların sorumluluğu, ebeveynlerine yardım etmektir, anlıyor musun?
Evet, ama bize, bize değil.
Kayınvalidenin yüzü çarpıcı bir ifadeye büründü. Daha da yaklaştı, sesi yükseldi.
Ben senin kocanımın annesiyim, unutmadın mı? Aileyiz! Bize yardım etmeye mecbursun!
Hiç kimseye sorumluluk hissetmiyorum! Bahar yumruklarını sıktı. Planlarım var, ailem var. Krediyi bu kadar büyük almanın hatası da sizde.
Ayşe Hanım Veliye döndü.
Veli! Duymuyor musun ne diyor? Eşini akıllandır! Ne kadar kaba!
Veli annesine yaklaştı, yüzü sertleşti.
Anne, yeter artık. Para ihtiyacın varsa bana yönelt, Bahara değil. O bize bir şey borçlu değil.
Ayşe Hanım konuşmaya kalktı ama Veli sözünü kesti.
Ben seni dışarı çıkarıyorum. Konuşma bitti.
O, annesinin kolunu tutup kapıya doğru yürüttü. Bahar salonun ortasında kaldı, kapının kapanışını dinledi. Birkaç dakika sonra Veli geri döndü, çantaları topladı ve ona baktı.
Kutlama yapalım mı?
Veli yorgun ama içten bir gülümseme gönderdi, Baharı sarıldı.
İlk büyük maaşın kutlu olsun, canım, sen çok zekisin.
Bahar onun kucağına yaslandı, gözlerini kapadı. İçinde bir huzur yayıldı. Artık Ayşe Hanımın bir daha para istemesi mümkün değildi. Hayatındaki ışıklar sönmüş gibi gözükse de Velinin yanındaydı, bu her şeyden daha önemliydi.




