Özel Bir Doğum Günü Kutlaması: Unutulmaz Çift Akşamı
Helena ve eşi, onun doğum gününü restoranda kutladıktan sonra eve döndüler. Gece harikaydı; akrabalar, iş arkadaşları gibi pek çok kişi vardı. Helena bu insanları ilk kez görüyordu, ama Rui davet etmişti, bu yüzden önem taşıyordu.
Helena, kocası Ruinin kararlarına itiraz etmeyi sevmezdi; kavga ve tartışmalardan kaçınır, onunla anlaşmayı tercih ederdi.
Helena, daire anahtarları nerede? Alabilir misin?
O çantasını açtı, anahtarları aramaya başladı. Ani bir acı hissetti, elini çabuk çekti ve çanta yere düştü.
Neden bağırdın?
Bir şey beni soktu.
Çantanda o kadar çok şey var ki, şaşırmıyorum.
Helena tartışmadı, çantayı alıp anahtarları dikkatle çıkardı. Eve girdiklerinde olay unutulmuştu. Bacakları yorgunluktan ağrıyordu; bir duş ve yatağa uzanmak istiyordu. Ertesi sabah elinde şiddetli bir ağrı hissetti; parmağı kızarmış ve şişmişti. O geceyi hatırladı, çantasını açtı ve içindekileri tek tek çıkardı; dibinde büyük, paslı bir iğne buldu.
Bu da ne?
Nasıl oraya düşmüş olabileceğini anlamıyordu. İğneyi çöp kutusuna attı, ardından ilk yardım çantasıyla yara bölgesini temizledi. Parmağını sargıla sardı ve işe gitti. Öğle vakti ateşi yükseldi.
Ruiye telefonu açtı:
Rui, ne yapacağımı bilemiyorum! Dün bir enfeksiyon kaptım galiba. Ateşim, baş ağrım var, bütün vücudum ağrıyor. Çantamda paslı bir iğne buldum, işte o iğneyle sokuldum.
Belki doktora gitmelisin. Tetanüs ya da ciddi bir enfeksiyon riski var.
Aşırıya kaçma. Yara temizledi, her şey güzel olur.
Zaman geçtikçe Helenanın durumu kötüleşti. Çalışma gününün sonuna kadar dayanabildi, ardından taksiyle eve döndü; toplu taşıma kullanmaya gücü kalmamıştı. Eve vardığında kanepede uzandı ve uykuya daldı.
Rüyasında, henüz küçükken vefat eden büyükannesi Mariayı gördü. Görünüşü korkutucu olsa da, Helena onu yardıma gelen biri olarak tanıdı. Büyükannesi onu bir alana götürüp toplaması gereken bitkileri gösterdi, bedenini temizleyecek bir demleme hazırlaması gerektiğini anlattı ve Helenaya zarar isteyen birinin olduğunu söyledi. Zamanı tükeniyordu.
Ter içinde uyanan Helena, saat sadece birkaç dakika ilerlemişti. Rui kapıyı açtı, o da kanepeden kayarak koridora çıktı. Rui şaşkınlıkla sordu:
Ne oldu? Aynaya bak!
Aynada dün hâlâ genç, neşeli bir kadın görüyordu; şimdi dağınık saçları, koyu halkaları, soluk yüzü ve boş bakışıyla tanınamaz durumdaydı.
Ne oluyor?
Rüyasını hatırlayan Helena, kocasına şöyle dedi:
Büyükannemle konuştum, ne yapmam gerektiğini söyledi…
Giyin, hastaneye gidelim.
Hiçbir yere gitmiyorum. Büyükannem doktorların yardımcı olmayacağını söyledi.
Gerçek bir tartışma başladı. Rui, karısını deli sanıp, bir kadının hayaliyle delirdiği için ona çılgın dedi. İlk kez gergin bir kavgaya tutuştu; Helenayı zorla çıkarmaya çalıştı.
Hastaneye gitmezsen zorla götürürüm.
Helena direnç gösterdi, dengesini kaybedip düşerek çarptı. Rui daha da sinirlendi, çantayı aldı, kapıyı çarparak dışarı çıktı. Helena tek yapabildiği şey, patronuna bir virüs yakalandığını ve birkaç gün evde kalması gerektiğini bildiren bir mesaj göndermekti.
Rui neredeyse gece yarısı eve döndü, özür diledi. Helena şöyle cevap verdi:
Beni büyükannemin yaşadığı köye götür.
Sabah, Helena ölü bir beden gibi görünüyordu; Rui yalvarıyordu:
Helena, aptal olma, hastaneye gidelim. Seni kaybetmek istemiyorum.
Köye gittiler. Helena köyün adını hatırlıyordu; ebeveynleri büyükannesinin evini satınca oraya hiç gitmemişti. Yolculukta uyudu, hangi tarlayı arayacağını bilmeden köye yaklaştıklarında şöyle dedi:
Oraya gidelim.
Araçtan zorlukla inerken çimenler arasında çökerek yere yattı, ama doğru yerde olduğundan emindi; rüyasında büyükannesi Mariayı burada bulmuştu. Büyükannesinin gösterdiği otları topladı, eve döndüler. Rui, Helenanın talimatlarına uyarak demlemeyi hazırladı. Küçük yudumlarla içti, her yudumda biraz daha iyi hissetti.
Tuvalete gittiğinde idrarının siyah olduğunu gördü, ama korkmadı; tam tersine büyükannesinin sözlerini tekrarladı:
Kötülük dışarı çıkıyor
O gece tekrar rüyasında büyükannesi belirdi, bu kez gülümseyerek konuştu:
Paslı iğne senin üzerine bir lanet gönderdi. Demleme gücünü geri getirecek ama uzun sürmeyecek. Bunu yapanı bulup ona laneti geri vermeliyiz. Kim olduğunu göremiyorum, ama eşinle bir ilgisi var. İğneyi atmasan daha fazlasını söyleyebilirdim.
Şöyle dedi:
Bir dükkâna gidip bir paket iğne al, en büyüğüne şu büyüyü söyle: Gece ruhları, canlı olanlar! Beni duyan hayaletler, gerçeği gör! Çevrele! Göster, yardım et, düşmanımı bul! Bu iğneyi kocanın çantasına koy. Bunu yapan sana tekrar sokulacak, adı öğrenilecek ve laneti geri vereceğiz.
Böylece büyükannesi sis gibi dağıldı. Helena hâlâ kendini kötü hissediyordu ama iyileşeceğine inanıyordu; büyükannesi ona yardım edecekti.
Rui o gün evde kalıp Helenaya baktı. Helena, pazara tek başına gitmek istediğini söyledi:
Helena, tembel olma, ayağa kalkamıyorsun. Birlikte gidelim.
Rui, çorba yap; bu virüsden sonra iştahım çok düşük.
Helena, rüyasında öğrendiklerini uyguladı. Gece, büyülü iğne Ruinin çantasındaydı. Uykuya dalmadan önce şöyle sordu:
Tek başına yapabilecek misin? Belki biraz daha kalırım?
Yapabilirim.
Helena iyileşiyordu, ama içinde hâlâ bir kötülük dolaştığını, vücudunu zehirlediğini hissediyordu. Üç gündür içtiği demleme bir panzehir gibi işliyordu.
Rui işten döndüğünde onu girişte bekledi, ilk sorusu:
Günün nasıl geçti?
İyi, neden soruyorsun?
Helena bir şey olmadığını düşündü, ardından Rui ekledi:
Bugün, yan odadaki Sandra, çantamı açıp dolabımdaki anahtarı almaya çalıştı. Kollarım dosyalarla doluydu, o çantama elini uzattığında bir iğneye saplandı. Nasıl orada oldu? Bana bakıp öldürmek istiyor gibi bir bakış attı.
Sandrayla bir şeylerin var mı?
Helena, lütfen. Sadece seni seviyorum. Sandra değil hiç kimse.
O, doğum günü restoranındaki partide miydi?
Evet, bir iş arkadaşı, başka bir şey değil.
Helena bir bulmacanın yerine oturduğunu anladı; paslı iğnenin çantasına nasıl girdiğini şimdi çözdü.
Rui mutfağa gitti, akşam yemeği bekliyordu. Helena yeniden uyuyup büyükannesiyle bir rüya gördü; büyükannesi Sandraya Helenaya yaptığı kötülüğü geri vermeyi anlattı. Sandra, sihirle Helenanın yerini almak istiyordu; doğal yollarla başaramazsa büyüye başvuracaktı.
Helena büyükannesinin tüm talimatlarını uyguladı. Kısa bir süre sonra Rui, Sandranın hastane iznine gittiğini, çok kötü olduğunu, doktorların ne yapacağını bilemediğini duyurdu.
Helena, hafta sonu kocasından büyükannesinin köyüne, mezarına gitmesini istedi. Bir demet çiçek aldı, eski bitkileri temizlemek için eldiven taktı. Zorlukla Marianın mezarını buldu; başsız bir fotoğrafı gördü, rüyalarındaki kurtarıcısı. Çiçekleri su dolu bir şişeye koyup mezarın etrafını temizledi, bankta oturup şöyle konuştu:
Büyükannem, daha önce gelmediğim için özür dilerim. Aile ziyaretlerinin yeterli olduğunu düşünmüştüm, yanılmışım. Şimdi geliyorum. Sen olmasaydın, belki burada olmazdım.
O anda büyükannesinin omzuna dokunduğunu hissetti. Dönüp baktı, kimse yoktu; sadece hafif bir rüzgar esiyordu.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



