Sabırla biraz daha bekle, anne
Baba ne zaman gelecek? Bıktım! Baba nerede! Baba! Babacığım! diye bağırıyordu oğlum.
Çocuk sesinin tırtıltısı kulaklarıma saplandı, her kelime şakaklarıma bir sancı gibi yayılıyordu. Mehmet oturma odasının ortasında duruyordu, bağırışıyla yanakları kızarmıştı. Küçük yumrukları sıkılmıştı.
Baba işte, bir saat içinde dönecek. Canım evlat, sakinleş. Biraz konuşalım diyerek Zeynep olabildiğince sakin bir sesle yanıtladı, içinde bir kemik gibi sıkışan bir düğüm hâlâ çırpınıyordu.
Seninle konuşmak istemiyorum! Sen berbat bir annesin! Sadece babamı istiyorum! diye bağırdı Mehmet, ayağını yere vurdu, sesi çığlığa dönüştü.
Gözyaşları boğazına doldu. Zeynep gözlerini on yıllık oğluna dikti ve nasıl bu hale geldiğini kavrayamadı. Ona bütün gençliğini adadı. Uzun yıllar uzaktan çalıştı, her dakikasını onun yanında geçirdi. Mehmet okula gittiğinde ofise gitti, ama boş zamanlarını yine birlikte geçirir, hayvanat bahçelerine, müzelere, akşam okumalarına giderdi. Hepsi onun içindi, hepsi onun için yapılmıştı.
Seni sevmiyorum! Sen bıktırdın! Artık yoruldum! diye haykırdı Mehmet, bu sözler Zeynepi derin bir yara gibi deldi.
Zeynep elleriyle ağzını kapatarak geri döndü. Gözyaşları gözlerinden akmak üzereydi, ama çocuğunun önünde ağlamaya hakkı olmadığını düşündü. Anne olduğuna, ona hayatından daha çok sevdiğine inanıyordu. Neden Mehmet onun yerine boş bir yer görüyordu? Neden babasını sürekli istiyordu?
Mehmet, lütfen bağırmayı bırak. Baba yakında gelecek diye bir kez daha sesini denemeye çalıştı, ama sesi aldatıcı bir titreşme ile sızdı.
Beklemek istemiyorum! Şimdi istiyorum! Sen berbat bir anne! Sen
Aniden telefon çaldı ve bağırışları kesti. Mehmet çabuk Zeynepin elinden telefonu çekti.
Baba! Baba! diye bağırdı kulaklığına bakmadan.
Zeynep bir adım geri çekildi. Evet, seslendi Ahmetin tanıdık bariton sesi hoparlörden yükseliyordu.
Selam evladım! Nasılsın? diye neşeli, şefkatli bir ses duyuldu.
Baba, çok özledim! Anne bıktırdı, ne zaman gelirsin? diye telefonun ucunda Mehmet, yüzü bir anda aydınlandı.
Bir anlık suskunluk. Zeynep nefesini tutmuş, cevabı bekledi.
Ah, evladım, işte biraz gecikiyorum. Bir iki saat daha sürecek. Sabırla anneni bekle, ben yakında geliyorum.
Sabırla anne Bu sözler Zeynepin kulağında çınladı. Sanki kendisi bir sınav, bir yük gibi görülüyordu. Mevcudiyeti ağır bir sorumluluk gibi.
Tamam baba, bekleyeceğim! diye sevinçle çığlık attı Mehmet.
Zeynep dönüp odasına koştu. Bacakları titredi, boğazı kurudu. Kapıyı sessizce kapatıp yatağa yığıldı. Gözyaşları durmaksızın akmaya başladı.
Neden böyle? Neden ne oğlu ne de kocası ona değer vermiyor? Neden o, bir engel gibi görülüyor, tahammül edilmesi gereken bir şey haline geliyor?
Yüzünü yastığa bastırdı, sessizce ağlamaya çalıştı. Her şey ne kadar adaletsizdi. Çocuğu için hayaller kurmuş, ona nasıl sevileceğini planlamıştı. Oysa o, onu sevmiyordu. Peki şimdi ne olacak? Ergenlik çağı yaklaşıyor, oğlunun davranışı daha da zorlaşacaktı.
Dakikalar çekişti. Duvarın ötesinden oyun sesleri geliyordu Mehmet artık yalnız da olsa sakinleşmişti. Zeynep tavanda bakıyordu, ne yapacağını düşünüyordu. Bu acıyla nasıl yaşamaya devam edecek? Bu reddedilen anne nasıl bir yol çizecek?
Akşam yediden biraz önce Mehmeti yatarak gönderdi. Baba istedi, ama yorgunluk bastı. Sonunda uyudu
Gece yarısı, kilisenin kapısını bir anahtar çevirerek açtı Ahmet. Zeynep koridorda, ellerini göğsünde çaprazlayarak karşıladı.
Biliyor musun, o her gün seni bekliyor. Nasıl bu kadar gecikebiliyorsun? diye sesi titredi, öfkesini saklamaya çalışıyordu.
Ahmet ceketini astı, asılmadan kadrafa koydu.
Bir kurumsal etkinlik vardı, erken çıkamadım. Anlıyor musun? İş. dedi.
Çocuğun duygusal durumu senin kurumsal etkinliğinden daha mı önemli? Zeynep sessizce, Mehmeti uyandırmadan söyledi.
Sahneye çıkmaktan vazgeçme. Aile için para kazanıyorum. Ahmet yanıtladı.
Peki ben ne yapıyorum? Sadece gidip çalışıyorum, ama aile bir şey mi? Zeynepin sesi kırıldı.
Ahmet yatağa gitti, evin sorunları sanki ona hiç dokunmazmış gibi davrandı. Zeynep koridorda yalnız kaldı. Yatak odasında uyumak zorunda kaldı. Tüm gece dönüp durdu, uyuyamadı. Düşünceleri bir çark gibi dönüyor: Bu hayat mı? Her zaman böyle mi kalacak?
Sabah, mutfakta kahkahalar yükseldi. Mehmet ve Ahmet masada oturmuş, kahvaltı yapıyor, neşeyle sohbet ediyorlardı. Çocuk babasına okuldan bahsediyordu, Ahmet dikkatle dinliyor, sorular soruyordu.
Günaydın dedi Zeynep mutfağa girerken bir gülümseme zorlamaya çalıştı.
Mehmet dönmedi. Ahmet ona başını bir yana eğdi. Zeynep kahvesini doldurdu, masaya oturdu.
Dün matematikte zor bir problem vardı diye Mehmet sadece babasına döndü. Kendim çözdüm!
Aferin! Anne sana yardımcı oldu mu? diye Ahmet sordu.
Anneye ne lazım ki? Ben başardım. diye cevap verdi.
Zeynep konuşmaya müdahale etti:
Mehmet, bana o problemi gösterir misin? Merak ediyorum.
Çocuk babasıyla konuşmaya devam etti, Zeynepi duymamış gibiydi. Ahmet de sözlerine karşılık vermedi. Zeynep bir anda evin mobilyası gibi görünmeye başladı, görünmez bir duvarla kapatılmıştı.
Haftalar böyle geçti. Her gün aynı sahne tekrarlanıyordu. Mehmet bağırıyor, babasını istiyor, Zeynepin çabalarını görmezden geliyordu. Ahmet geç saatlerde eve geliyor, sabahları sadece oğluyla vakit geçiriyordu. Zeynep kendini giderek daha fazla dışlanmış hissediyordu.
Bir gün Mehmet bir şey yüzünden bağırdı. Zeynep oyuncağı toplamasını istedi, o da hepsini yere fırlattı. Sen benimle konuşmazsan, baba gelir! diye çığlık attı. O an Zeynepin içindeki kırılma tamamlandı.
Ahmet eve döndüğünde Zeynep:
Boşanma davası açıyorum.
Ahmet telefonu bıraktı, şaşkın bakışlarla Zeynepe baktı.
Ne? dedi.
Duydun mu? Boşanma davası açıyorum. Zeynep kararlı bir sesle tekrarladı.
Ahmet gözlerini kıstı:
Peki, nereye gideceksin? Kendi evin yok, aile büyükleri başka şehirde. Burada kalan da senin mi? Düşünsene, daire benim. Boşanma olursa burası senin için kalmaz!
Zeynep gözlerinin içine baktı:
Dairenin senin olduğunu biliyorum. Mahkemede çocuğun benden değil, senden kalması gerektiğini söyleyeceğim.
Ahmetin yüzü soluklaştı.
Nasıl yani? Ben tek başıma bu çocuğa bakamam! İşim var!
Benim de işim var.
Ama o hâlâ bir çocuk, annesine ihtiyaç duyuyor!
Ona bir baba lazım. Tek baba. Her gün bunu söylüyor. Mehmet de babasını istiyor, bunu alacak.
Ahmet ağzını açmaya çalıştı, ama Zeynep odadan çıkmıştı. Kararı kesinleşmişti.
Bir ay içinde mahkeme başladı. Zeynep geçici olarak eski arkadaşı İremin evinde kalıyordu, yeni bir daire arıyordu. Mehmet ona mesaj atmadı, aramadı. Zeynep nihayet doğru bir karar verdiğini anladı.
Koruyucu sosyal hizmet uzmanı, orta yaşlı bir kadın, Mehmetle ayrı ayrı görüşüyordu. Onun yaşı on iki, kararları mahkemede dikkate alınacaktı.
Mahkeme salonunda çocuğun ifadeleri okundu:
Mehmet, babasıyla kalmak istediğini söyledi. Annesiyle rahat hissetmediğini, babasını tercih ettiğini belirtti. Çocuk, babasını daha çok sevdiğini ifade etti.
Her kelime Zeynepin göğsünde bir sancı yarattı. Masaya bakıp ağlamamaya çalıştı. Oğlunun kamuoyunda onu reddetmesi kalbini kırdı.
Çocuğun isteği, babanın daha yüksek geliri ve kendi evinin olması nedeniyle, karar verildi, çocuk babasıyla kalacak diye hakim ilan etti.
Ailelerinin kaderi karara bağlandı
Ahmet koridorda Zeynepe yaklaştı:
Çocuğu al, ona bakamıyorum! İşim, seyahatlerim var! Ne yapacağız?
Zeynep döndü:
Ben de çalışıyorum ve şimdi yeni bir ev bulmam gerekiyor. Çocuk seninle kalacak, ben ise nafaka ödeyecek ve haftada iki kez uğrayacağım.
Ama sen annesin!
Sen baba oldun, o da seni seviyor. Hadi, bundan zevk al.
Zeynep dönüp gitmeye başladı, arkası dönmedi.
Küçük bir stüdyo kiraladı. Yirmi metrekarelik bir oda, minik bir mutfak, banyo birleştirilmişti. Ama artık onun alanıydı. Kimse ona bağırmıyor, kimse görmezden gelmiyordu, kimse aşağılamıyordu.
İlk akşam uzun uzun ağladı. Eşi, çocuğu ve hayatı kaybetmişti. Ama artık kimse ona zulmetmiyordu. Kimse onun değersiz olduğunu söylemiyordu.
Mehmetle buluşmaları nadirdi, haftada bir iki kez. O da yine ona hakaret ederdi:
Senin yüzünden aile dağıldı! Baba artık evde kalmıyor! Beni bakıcı tutuyor! Seni sevmiyorum! Senin yüzünden babamı pek görmüyorum!
Her buluşmadan sonra Zeynep ağlardı ama ilerlemeye devam ederdi. Yeni bir iş buldu, iyi bir maaş alıyordu, evi düzenledi, kurslara katıldı.
Eski kayınvalidesi Valide Hanım neredeyse her hafta arardı:
Nasıl olur da çocuğu Ahmete bıraktın? Ne anne oldun sen?
O da benim çocuğum, derdi Zeynep sakinlikle. Mehmet babasını istiyor. Ben onu isteği dışında almam.
Ama çocuklar ne anlar ki!
Mehmet on yaşında, beş değil. İstediğini elde etti.
Yıllar geçti. Zeynep yeni bir hayat kurdu. İşini seviyor, küçük ama sıcak bir evde, hobileriyle, dostlarıyla yaşıyordu. Artık sürekli bir stres içinde değildi, hakaret beklemiyordu.
Beş yıl hızla geçti. Mehmet büyüdü, değişti.
Anne, bir gün söyledi, yanıldım. Seni kırdığım için üzgünüm. Boşanmanın bir parçası oldum.
Zeynep saçlarını okşadı, eski bir dokunuş gibi.
Sorun değil. Umarım çocukların sana karşı böyle davranmaz.
O zamanki sevgi ve sıcaklık artık yoktu. Zeynep ne iyi ne de kötü olduğunu bilemedi. Belki kötü bir anneydi toplumun ölçütlerine göre. Ama kendisini kaybetmemişti. Ve bu, en değerli şeydi.




