Belki bir hafta sonu bir yere gidelim, en azından sinemaya? diye sordu Elif, Muratın yanına otururken. Son zamanlarda birlikte vakit geçirmiyorlardı; Elif kalplerindeki o eski yakınlığı yeniden yakalamak istiyordu.
Üzgünüm, meşgulüm, dedi Murat, telefonundan gözünü bile ayırmadan. Annemin çatı sorunu var, kış geliyor, sızıntı devam ediyor. Tüm hafta sonu orada kalacağım. Sosyal medyada bir şeyler okurken Elif başını salladı, hayal kırıklığını saklamaya çalıştı ama içindeki kötü hisden kurtulamadı.
Cuma akşamı Muratı annesine götürürken Elif, onun kıyafetine baktı. Murat yeni bir pantolon ve ona doğum günü hediyesi olarak verdiği pahalı bir gömlek giymişti; gömlek orijinal bir yerden alınmıştı.
Çatıyı tamir ederken o gömleği kirletecek misin? Orası asfaltla dolu, kirli olur, diye uyardı Elif. Yanlış anlaşılmasın, diye çabucak yanıtladı Murat, göz teması kurmadan arabasının anahtarını alıp annesinin çatı işlerinde kullanılacak kıyafetlerin depoda olduğunu söyledi.
Elif onu kapıya kadar uğurladı, beş yıllık evliliklerinin alışılmış vedasını yaptı. Murat onu sıkıca ama aceleyle sarıldı; sanki çıkmak için sabırsızdı ve Elifin dokunuşu ona rahatsızlık veriyordu. Kapı kapanınca Elif, sırtını duvara yasladı ve gözlerini kapattı. Aralarında bir şeylerin değiştiğini hissetti.
Yatak odasına yöneldi, yastığa çarparak kocasının kolonya kokusunu içine çekti. Son iki ay Murat tuhaf davranıyordu; soğuklaşıp, sarılmaları azalıp, işte daha fazla vakit geçiriyordu. Tüm işaretler bir ihlale işaret ediyordu. Elif aklını bir başkasına yönlendirmeye çalıştı, Bu sadece iş yorgunluğu, diye fısıldadı kendine. Sonbahar melankolisi sadece beni etkiliyor. Dün sabah Murat ona ne kadar sevdiğini, hayatının en güzel şeyinin onu olduğunu söylemişti; bu sözleri neredeyse bir mantra gibi tekrarlıyordu. İnsanların değişebileceğini biliyordu, ama bu Murat değildi; beş yıl birlikte plan yaptıkları, çocuk ve emeklilik hayalleri kurdukları kişiydi. Kendini aldatma düşüncesinden uzaklaştırdı, boş yere kendini yıpratıyormuş gibi düşündü.
Cumartesi sabahı Elif, insan kalabalığı az olduğu bir saatlerde markete gitti. Sepetini Muratın sevdiği kavurmak için et, salata için taze sebzeler ve sadece bayramlarda alınan pahalı balıkla doldurdu. Evde bir ömür boyu süren bir çorba, dumanlı bir çorba, anneannenin tarifine benzer bir çorba pişirdi. Köfteleri krema ekleyerek yumuşak ve sulu yaptı; büyükannesinin öğrettiği gibi. Tüm yemekleri kutulara doldurdu.
Onlara götürüp yiyeceklerimizi yedireceğim, diye düşündü Elif. Murat, annesi gün boyu bir arkadaşıyla kalacak, çatı işleriyle meşgul olacak, kimse yemek yapacak zaman bulamayacak.
Yemeği arabasına koydu, bir şeyin dökülmediğinden emin oldu ve annesinin evine doğru yola çıktı. Şehri terk edip annesinin köyüne, 40 dakikalık bir otoyol ve ardından çorak bir yolculukla giden bir yolculuktu. Hamile kadının yaşadığı ev, eski ama sıcakkanlı bir evdi, geniş bir bahçesi vardı. Elif, yeşil kapının önüne geldiğinde Muratın arabasının olmadığını fark etti.
Eve doğru yürürken, çatı tamamen yenilenmişti; metal kiremit yeni gibi parlıyordu ve oluklar yeni takılmıştı. Annesi, eski bir bornoz içinde bahçede bir şeyler söylerken gördü. Elif arabasına geri oturdu ve annesine hiç seslenmeden, hazırladığı yemekleri teslim etmeden uzaklaştı. İçinde bir yara, bir hayal kırıklığı vardı. Muratın yalanı çirkin ve alçakça bir yalandı; Neden? diye sordu kendine, cevap açık olsa da inanmak istemedi.
Yolda eve dönerken mantıklı bir açıklama bulmaya çalıştı; belki çatı işini bitirmişti, belki malzeme için dışarı çıkmıştı. Ama yeni çatı, dün ya da önceki gün değil, daha önceki bir zamandan yapılmış gibiydi.
Pazar akşamı Murat yorgun ama hafif bir başka kadının parfümünün kokusunu taşıyarak eve döndü. Gömleği hâlâ temiz, fakat biraz kırışıktı.
Ah, ne zahmet, dedi ayakta, ayakkabılarını çıkarıp Elife bakmadan. Şu çatı işini pazar akşamına kadar bitirdim. Artık 20.000 TLye yeni çatı var, annem memnun.
Elif, mutfaktan izleyerek, İyi iş çıkardın, diyerek onayladı ve Gelecek hafta sonu senin annenin yanına gidelim, onunla konuşmak istiyorum, uzun zamandır görüşemedik, dedi. Murat bir an durakladı, ardından boyununu kaşıyarak isteksizce kabul etti: Tamam, ama annesi meşgul olabilir, turşu ve reçel yapıyordur.
Elif bir hafta boyunca konuşma hazırlığı yaptı, her kelimeyi tarttı. Murat her zamanki gibi işe gitti, akşam eve döndü, ancak göz teması kurmaktan kaçındı ve yatakta duvara dönük uyudu.
Ertesi cumartesi, hava sıcak ve güneşliydi. Sessizce arabanın içinde yol alırken Murat direksiyon başında parmaklarıyla ritim tutuyordu, arka görüş aynasını ayarlıyordu. Elif pencereden sararan tarlaları izleyip, ne zaman konuşmaya başlayacağını düşündü.
Galiye anneleri evine vardıklarında, Gülhan Hanım salata yapıyor, ekmek dilimleyip, bir sandıktan turşu çıkarıyordu. Murat sinirli bir şekilde oturmuş, neredeyse hiç yemiyordu.
Elif Hanım, yeni çatınız nasıl? Murat, geçen hafta değiştiğini söylemişti. Pahalı mı oldu? diye Elif başladı.
Masada bir sessizlik çöktü. Gülhan hanım şaşkın bir bakışla oğluna ve damadına baktı: Çatı mı? Biz onu haziran ayında değiştirmiştik, siz izin alırken Renk hakkında konuşmuştuk, hatırlıyor musunuz?
Murat hızlıca araya girdi, Anne, bir şey karıştırıyorsun, diye sesini titizlikle yükseltti. Gülhan hanım panikle Ah, ben eski çatıdan bahsediyordum, yeni çatı belki hafta sonu bir tamir yaptık, dedi.
Elif, Hayır, ben zaten anladım. Murat, bana başka bir kadınla birlikte olduğun mu?! diye bağırdı. Murat çatalını tabağa bastırarak, gözlerini yere indirdi, ellerini masanın altında sıktı. Elif ayağa kalktı, bacakları sarsılsa da dik durdu.
Gerçekten hiç beklemiyordum, dedi Elif. Birbirimize karşı dürüst ve açık olduk, en azından ben öyle düşündüm. Başka birini gördün mü? O zaman söyle, ben boşanırım, kavgaya girmem.
Gülhan Hanım ellerini havaya kaldırarak: Adamın bir hatası var, herkes yapar. Kadınlar affeder, aileyi korur. Erkekler hep gezdirir, bu geçer, dedi.
Elif, diye Elif kararlı bir sesle, Bu ihaneti affedemem. Murat, annede kal, eşyalarını birkaç gün içinde götüreceğim. Dönme.
Murat çığlık attı: Bekle! Özür dilerim! Bu bir yanılgıydı, bir gölge gibi geldi, ben farkında değildim! Seni seviyorum!
Elif gözleri yaşla doldu ama ağlamadı. Beni aldatıp yaraladın. Bu gölgeler, gerilemeler ya da retrograd Merkür olsun, sen beni incittin. Tek başına yaşa.
Elif, otobüs durağına doğru yürürken, Murat çitlerin yanında başını eğmiş, Gülhan Hanım da eski günlerin sıcaklığını anımsar gibi mırıldandı.
Eve dönerken ev eşyalarını topladı: kıyafetler, tıraş malzemeleri, bir yıl önce aldıkları Örümcek Adam kupa. Hepsini kutuya koydu ve ertesi gün Gülhan Hanımın evine götürdü. Hanım, bir kez daha ikna etmeye çalıştı, hafif gözyaşları içinde: Lütfen, Muratı geri getir, sakin bir konuşma yapın. Beş yıl bir ömür.
Elif, diye keskin bir sesle, Kararımı verdim. Pazartesi boşanma davası açıyorum. Artık bir bağ kalmadı. Lütfen beni arama.
Murat, annesinin evinin kapısında, yırtık bir tişört içinde, çaresiz bir halde bekliyordu. Elif ona bir bakmadan, arkasını dönüp bir daha geri dönmedi.
Boşanma süreci hızlı ilerledi; ortak bir mal çok azdı, çocuk da yoktu, daire de Elifin evlilik öncesi satın aldığı bir mülk olduğu için bölüştürülecek bir şey kalmadı. Murat sadece bir avukat aracılığıyla görüşmek istedi, Elif ise katı bir tavır sergiledi.
Üç ay sonra iş yerinde bir kafede ortak bir tanıdık olan Oya ile karşılaştı.
Max hakkında bir şey duydun mu? diye sordu Oya, kahvesini karıştırarak.
Hayır, duymak istemiyorum, dedi Elif, ama Oya devam etti: Söylediler ki, o hemen boşandıktan sonra bir başka evli adam peşine düştü. Bir adrenalin, bir gizem Tek başına olmak ona sıkıcı gelmiş. Şimdi annesiyle yaşıyor, işini kaybetmiş. Acı bir manzara.
Elif omuz silkti, yeşil çayını içti. Artık benim sorunum değil, benim derdim de bu değil.
Kafeden çıkıp sonbahar sokaklarına adımını attı; soğuk bir güneş gökyüzünü aydınlatıyordu. Hayat devam ediyordu, yalanlar ve ihanetler geride kalmıştı; Elif yeni bir sayfa açmış, Muratın gölgesinden uzaklaşmıştı.




