Yıllar süren beraberlikten sonra, “Aşık oldum” dedi. Ama bana değil – ve bunu gizlemeye de niyeti yok!

Uzun yıllar bir ömür süren evliliğimizin ardından, bir akşam bana aşkına yenik düştüğünü itiraf etti. Sana yalan söyleyemem; kalbim başka bir yere doğru yöneldi, dedi. Hiç bir süslemeyle, sıfatla ya da süslü bir dille konuşmadı; her sözü hâlihazırda keskin bir bıçak gibi, eksiksiz ve netti. O temizliğin içinde soğuk bir hastane beyazı gizliydi.

On beş yıl önce, beni ilk kez o eski İstanbul mahallesindeki evine getirmişti. Burada uzun bir masa ve geniş bir mutfak olacak, diye gülerek duvara parmaklarıyla vurdu. İçeriye bir kez girdiğimizde, mutfak, masa ve duvarlar hâlâ oradaydı. Yıllar geçtikçe bu ev, lojistik anlaşmaların sahasına dönüştü: Çocuk okula gitince kim bakacak, dişçi randevusu kim ayarlayacak, kömür torbası kim alacak, ebeveynler ne zaman gelecekl. Bu tür sözleşmeler bal gibi yapışkan, tatlı görünür ama elleri bağlar. Belki de bu yapışkan gündeliklik, onun şimdi gördüğü sakinliğin temeliydi. Aşık oldum, dedi; bir canlının can bulması gibi geliyordu bu söz.

Bana bir Noel Baba mektubu gibi gelmiyor bu, aşk siparişi de değil, evime teslim olmaz, dedim.
Biliyorum, diye yanıtladı. Ama hiçbir şey olmadığını kastetmek de daha kötüsü olurdu.

Kimin için daha kötüsü? Kendi sırrını taşıyamayan adam mı, yoksa dürüstlüğüm diye yüklediği ağı taşıyan ben mi? Ona bir fincan çay koydum; buhar, yüzlerimizi saklamaya çalışır gibi yükseliyordu.

Detayları sormadım. Bir ihanet günlükçesi gibi tarih ve mekanları sıralamak istemedim; ihanet bir takvime ihtiyaç duymaz, sadece ağrıtır. Tek bir soru sordum:
Ne yapacaksın?
Bilmiyorum, diye oturdu. Seni incitmek istemiyorum, ama bir başkasının hayatına müdahale de etmek istemiyorum. Bir ara vermeyi düşündüm; biraz zaman, bir nefes alalım.

Zaman kelimesi, bir adamın ağzında sorumluluğumun beşiği gibi çınladı. Çayım metal bir tat bıraktı dudaklarıma.

Kafamda bütün bir gün anıları çalkalandı: bir gün karavanla sahilde dolaşmak, bir gün Pad Thai yapmayı öğrenmek, bir gün balkonu yenilemek Bir gün demek, her şeyler halledikten sonra demektir. O halde bugün kapıyı çaldı ve masanın kenarında oturdu.

Seninle rekabet etmeyeceğim, diye fısıldadım. Daha iyi bir aşk için casting yapmayacağım.
Rekabet istemiyorum, diye çabuk yanıtladı. Sadece gerçeği istiyorum.
Gerçek de sonuç doğurur, diye hatırlattım. Güzel bir kelime değil; gerçek, kutular, adresler, banka numaraları, çocuklarla konuşmalar demektir. Gerçek bir seçim, bakalım değil.

Başını eğdi, gözlerinden kaçtı. Ellerini masaya koyuşunu izledim; sanki tendonlarını sayıyor gibiydi. Daha önce ellerine dikkat etmezdim; şimdi düşündüm ki, Bu eller aynı masamızı kurdu, şimdi başka bir geleceği burada bükmek istiyor.

Yanına oturdum, duvarların çığlıklarını duymadan önce kuralları söylemem gerektiğini hissettim.
Bugün misafir odasında kal, dedim. Yarın sabah birkaç eşyayı al. Seni evden atmak için değil, evin tereddüt bekleme odası olmaması için söylüyorum.
Tamam, diye özür diledi. Üzgünüm.
Senin için özür, benim için gerçek, dedim, Çocuklar bizden, birer masal gibi karmaşık şeyler duymadan, anlayabildikleri kadarını öğrenecek. Oyunla tamam demeyeceğiz.

Sessizlik bastı. Saat, alışılmışından daha yüksek çalıyordu. Mutfağın tezgahı limon kokusuyla dolmuştu; bir anda evimizi yıllarca gülüş, sohbet, radyo melodileri ve o lanet çalan saatle inşa ettiğimizi fark ettim. Şimdi ise tek bir bildiri, sessiz bir spor salonu gibi odanın atmosferini dolduruyordu.

Pencereyi açtım; serin hava cildime küçük iğneler gibi çarptı. O bir adım yaklaştı, dokunmak istedi ama durdu. Belki de ilk kez anladı ki, aşk ona yabancı bir toprakta geçerli bir izin vermiyor.

Akşam, çocuklarla hafif bir akşam yemeği yedikten sonra (onlara detay vermeden, kızı dudaklarını sıkı kapattık, oğlu sonsuz mu? diye sordu), bavulunu topladı. Dramatik bir çıkış değildi; ayak sesleri sessizce azaldı. Kıyafet askısına, her zaman fişleri kaybettiği ceketini bıraktı. Düşündüm ki, bu ceket içinde bizim hayatımızın birçok parçası saklıydı, sözleri kadar derin.

Nereye gideceksin?
Bir arkadaşıma. Anahtarım var, dağınıklık bırakmak istemiyorum.
Dağınıklık zaten var, dedim, alaycı olmadan. Sadece görünmez.

Üzgün bir gülümseme belirdi.
Doğru mu bilmiyorum, sana söyleyebileceğim şey bu, dedi.
Susmak yanlıştı, diye yanıtladım. İncitmek de yanlıştı. Ama en kötüsü, incitirken kimsenin bağırmamasını istemek. Ben bağırmayacağım; düzeni ben kurarım.

O başka bir odaya gittiğinde, bir not defteri ve anahtarları aldım. Hayatı yeniden planlamak için değil, sadece üç cümleyi not almak için: Rekabet etmeyeceğim. Yalan söylemeyeceğim. Onun şüphe askısı olmayacağım. Defteri kapattım, yeterliydi.

Gece, cam gibi keskin bir soğukla geçti. Uyurken, dürüstlük gibi bir hediye alıp makbuzu olmayan kadınları düşündüm. Çocuklar için, çünkü çocuklar diye kalmış kadınları, kendileri için çünkü ben diye çıkmış kadınları. Sabah hafif bir hareketle uyandım; vücudum bir adım önde koşmak istiyordu.

Kahve yaptım, pencereye oturdum. O koşu tişörtüyle, elinde torbayla, odadan çıktı, bana bir yargı bakışı atmadı. Ve bu iyi bir şeydi.
Başka bir şey almamı ister misin? diye sordu.
Evet, diye yanıtladım, Bakacağız dediğini al. Sessizliği bana bırak. Ben ona alışacağım.

Başını salladı, havada bir öpücük gönderdi; eskiden yanaklarıma değen bir boşluktu artık. Kapıyı sessizce kapattı; merdivenleri inip üç, dört, beş kez aşağı indi. Sessizlik evin her köşesine hâkim oldu.

Buzdolabını açıp süt alıp bulaşık makinesini doldurdum. Günlük işler, büyük jestlerden daha cesur olabiliyor. İşyerine bir mesaj gönderdim: Bugün izin alıyorum. Eski bir dostuma aradım: Yürüyüşe ihtiyacım var. Nesli büyükannenin yüzük tabağındaki bir yüzüğü özenle kenara koydum; kırgınlık için değil, kendime olan bir öz bakım için.

Akşam, kısa bir mesaj geldi: Güvendeyim. Bizi düşünüyorum. Bitmesini istemiyorum. Uzun bir duraklamadan sonra yanıtladım: Kimsenin yarısı olmak istemiyorum. Eğer onunla olmak istiyorsan git. Benimle olmak istiyorsan dön, ama yan planlar olmadan. Bugün değil ve aşkın tırnak işaretiyle. Cevabı gelmedi; bazen cevap vermemek, en dürüst kelime olur.

İki tarafı aynı masa olsun, bir kez daha buluşabilir miyiz? diye sorabilir miyiz? Bilmiyorum. Ancak artık kapının önünde soru işareti olmaktan vazgeçiyorum. Yarın çarşafları değiştirecek, fincanları yerlerine koyacak, kartonları bodrama taşıyacağım. Yoksa bir parçalanma ritüeli değil, geleceğe bir yer hazırlığı olacak: ya tek başıma bütün olacağım, ya birlikte bütün olacağız.

Eğer bir gün Pişman mısın? diye sorarsa, Hayır, penceremi açtığım için pişman değilim, diye cevap vereceğim. Bir anlık bir esinti bile girse, sadece taze havada neyin hâlâ nefes aldığını görebilirim.

Bazen, gecenin geç saatlerinde ev uyumadan beni geçerken, aklıma sessiz bir düşünce gelir ve susturulamayan bir fısıltı: Acaba onu bir an daha tutmalı mıydım? Belki de bir an, belki iki

Rate article
Lifequest
Yıllar süren beraberlikten sonra, “Aşık oldum” dedi. Ama bana değil – ve bunu gizlemeye de niyeti yok!