Sabah 7:15te bir çanta kilitleniyormuş gibi bir ses duydum. Gözlerim henüz uykulu, yatak odasından çıkıp koridora adım attım; Muratın iş seyahati hazırlığı yaptığını düşündüm. Fakat karşısında, ceketli ve elinde bir valiz tutmuş, yüzü gergin bir şekilde duruyordu.
Gitiyorum, dedi, bana bakmadan. Nazana.
Bir anlık çöküş yaşadım. Ne demek istediğini bir kaç saniye çözemedim. Sonra gözlerimin önünde, bir fotoğraf albümündeki gibi netleşti: Nazan, ofisinden bir meslektaş, bir keresinde mangalda yan yana oturduğumuz, boşanma sonrası teselli ettiğim, kitap ödünç verdiğim kadın. Güvendiğim, sırdaşım olan Nazan.
Her şey aylar önce, farkına varmadığım işaretlerle başladı. Murat geç saatlerde eve geliyordu, projeler çok diyerek. Hafta sonları ise müşterilerle görüşmeler varmış gibi ortaya çıkıyordu. Bazen odama girdiğimde telefonunu cebine atarken duyuyordum; kendime çok uzun yıllardır yan yana olduğumuzu, onu ceplerimdeki bir şey gibi bildiğimi söylüyordum.
En kötüsü, onun bu üç günlük yolculuğunda Nazanın hep yanımızda olduğunun farkına vardığım an oldu. Yıllık kutlamalarımızda, yeni yemek masamıza karar verdiğimizde, Pazar babamla birlikte yediğimiz akşam yemeklerinde onun gülüşünü gördüm. Muratı ona ne kadar değerli olduğumu bilmesine rağmen
Muratın gidişinin ardından ilk haftalar bir kabusun uyanık hâli gibiydi. Telefonlar çaldı, Gerçek mi? soruları yağdı. Utanç bir yılan gibi bedenimi sardı; sanki ihanet benim suçummuş gibi hissettim. En zor geceler, odanın kapısı aralanacak, bir gölge yan yana uzanacak, ama sadece sessizlik kalıyordu.
Bir gün markete gittiğimde, onları el ele tutuşmuş halde gördüm. Saklanmıyorlardı. Nazan, bir zamanlar övdüğüm uzun bir paltoyu giymiş, Murat da elini onun bileğine, bir zamanlar bana uzattığı aynı şekilde tutuyordu. O an, acımın doruk noktasına vardığım anda, görmek zorunda kaldığım her şeyi gördüm.
Kendimi yavaşça toplamaya başladım. İlk adım saçımı değiştirmekti. Sonra da daha büyük bir adım; yalnız başıma, deniz kenarına, bir hafta sonu kaçtım. Dalgaların sesini dinlerken, Muratı kaybetmiş olsam da, yıllardır elime alınamayan bir özgürlüğün sadece kendim için karar verme hakkının tadını aldım.
Nazanla karşılaşma, hiç beklenmedik bir an geldi. Üç ay sonra, bir kafede köşedeki masada oturmuş, göz göze geldik. Bir anlık sessizlik içinde, ne beklediğini tahmin etmeye çalıştım; bir sahne mi, bir kavga mı? Gözlerimin içine bakarak yaklaştım.
En kötü kısmı ne biliyor musun? dedim sakin bir sesle. Sadece onu çaldığın için değil; yıllarca evimde dolaşıp, yüzüme bakıp, bütün planını kafasında kurduğun için.
Nazan sessiz kaldı, gözlerini başka bir yöne çevirdi. Ben ise oradan çıktım; artık Murattan değil, o eski benliğimden, utançtan, yenilgiden, yanılsamadan ayrılıyordum.
Bugün anlıyorum ki, 27 yıl boşuna geçmedi; bana daha önce fark etmediğim bir güç verdi. Aldattığın bir hayat, sona ermez; sadece bir bölümü kapanır. Şimdi ise en büyük intikamın ne olduğunu biliyorum: nefret değil, mutluluk. Ve ben, bu mutluluğu baştan, yeni bir rüyada yazmaya başladım.




