28 Mayıs, Perşembe
Bugün yine o eski okul koridorlarında dolaşırken, 9. sınıfta Emrenin bakışlarının nasıl hep beni bulduğunu hatırladım. Derslerde, sırtımın arkasından bile gözlerinin delip geçtiğini hissettiğim anlar vardı; bazen bir an dönüp bana bakıp o kara gözleriyle kilitlendiği zaman, kalbim bir kez daha çarpardı.
Kızım, Emre seni hiç bırakmıyor, diye gülerek bağırdı yanımdaki Selin. Ben de bazen onu izliyorum.
Biliyorum, dedim hafifçe gülerek, sanki gözleriyle içime işliyor. İçimde, onu biraz da sevdim, belki de bir kıvılcım yakmıştım.
Bir gün, ders sonrası Emre beni okulun ön bahçesinde bekledi ve hafif heyecanlı bir sesle, Elif, evine kadar eşlik edebilir miyim? diye sordu. Gözlerim bir an dondu, ama Selin omzuma hafifçe dokunup Git, kabul et, dedi ve ben de isteksizce onay verdim.
Tamam, aynı yoldayız zaten, diye yanıtladı Emre, sanki soğukkanlı bir aldatmacaymış gibi. Yürürken anlattığı şakalar, kahkahalar ve kalbimdeki çarpıntı, bu yeni dostluğun bir okul aşkına dönüşmesinin işaretiydi. Kısa sürede sınıf arkadaşlarımız bize sevgili olduklarımızı söylüyor, Emre başka sınıflardan birine yaklaşan bir kız gördüğünde hemen uzaklaştırıyordu.
Ben de bir zamanlar sınıfta Elif, gözlerin ne kadar güzel! diye hayranlıkla söyleyen öğretmenim Ayşe Hanımın sözlerini hatırlıyorum. İlk sınıfta bile övgü almıştım. Lise son sınıfa yaklaşırken Emreyle aynı üniversiteye gitmeye karar verdik, sınavları başarıyla geçtik ve mezuniyetimizle birlikte Hoşça kal, okul; merhaba yetişkinlik! diye bağırdık.
Sınavlardan sonra Emre bir akşam, Yarın bahçeme gel, geceyi de orada geçirelim. Sınavları kutlayalım; başarılı olduk. dedi. Ben hâlâ genç bir kız olarak hissettiğim çekingenliği içinde, onun ısrarını hissettim ve bir yandan da kaybolma korkusuyla geri adım attım.
Biz büyüksünüz zaten, kurallara bakmayalım. Sonuçta Romeo ve Juliet de bizden daha gençti, kimse onları yargılamadı, diye ısrar etti Emre. Ben sessizce dinledim, içimde bir yandan onay veriyordum, bir yandan da kaybetme korkusu büyüyordu; Emreye hâlâ alışmıştım, onsuz düşünmek bile zordu.
Annemin evden çıkmamı engellemesi zor bir işti. Hayır, izin vermeyeceğim, dedi katı bir sesle. Siz ne yaparsınız, sonra temizlikle meşgul oluruz. Ben de Anne, Emrenin annesi ve ablası da bizimle gelecek, diyerek yalan söyledim. Bir an düşündü ve sonunda, Tamam, gidin. Ama kız arkadaşının evine gitmek biraz uygunsuz, dedi, gözlerini devirmeden.
Otobüste Emreyle el ele tutuşarak yolculuk yaptık. Ben gergin, o ise düşünceliydi. Yinelediğim hayallerim birden gerçeğe dönüştü; evin kapısına girer girmez Emre beni kolundan tutup salonun ortasındaki kanepeye yönlendirdi. Ben aniden elimi çekmek istedim.
Endişelenme, dedi şefkatle. Sadece rahat ol. Kucaklayıp beni kanepeye bıraktı. Oda aydınlıktı ama bir anda perdeleri çekerken birden bana doğru atıldı. Ben tüm gücümle onu itip kanepten fırladım, dışarı koşarak otobüs durağına yöneldim. Otobüs yoktu, ama Emre bir anda belirdi.
Götürmeliyim seni, dedi. Ne söyleme, senin bahane üretmen beni dinlemeye vakit bırakmaz.
Mezuniyet gecesinde bile yanımda değildi; Selin bana sorular sorarken ben sessiz kaldım. Mezuniyet sonrası bir hafta içinde kendim Emreyi aramaya karar verdim, gururumu bir kenara iterek. Cevabı Emrenin kız kardeşi verdi: Emre Moskovaya gitti, orada üniversiteye kaydoldu. Senin haberin yok mu?
Yirmi yıl geçti. Ben Oğuzla evlendim, bir kız çocuğu dünyaya getirdim. Emre zaman zaman aklıma gelse de aramaz, buluşmazdık; sadece rüyalarımda belirirdi. Bir gece yine bir tarlada papatyalar arasında yürüdük, uzakta bir nehir güneşte parlıyordu. O da bana hüzünle bakıp elimi bıraktı ve kayboldu.
Uyandığımda yanımda Oğuz uyuyordu; Sanki bir sincap gibi uyur, diye düşündüm, gülümseyerek. Gözlerimi açıp banyoya yöneldim; kızım hâlâ hafifçe horluyordu, açık renkli saçları yastığa dağılmıştı. Duş altında düşündüm:
Neden hâlâ Emreyi rüyamda görürüm? Bu rüyalar beni neşesiz hissettiriyor, bazen eşimi eleştiriyorum Acaba Oğuzla evlenmemeli miydim? Yıllardır sıradan bir hayat yaşıyorum, tutku ve romantizm yok; her şey dakikalar gibi işliyor.
Sabah kahvaltısını hazırlayıp Oğuzu uyandırmaya çalıştım, ama o kendiliğinden kalktı. Kahvaltı yaparken kızım yaz tatilindeydi; rahatça uyuyabilsin. Tam o sırada telefon çaldı.
Elif, merhaba, dedi sesli ve neşeli Rüya, eski sınıf arkadaşım. Üzgünüm erken aradım, ama büyük bir haberim var! Sınıfımız 20. yıl dönümü töreni düzenliyor, bir araya gelmek istiyoruz.
Ben yine iki kez kaçırdım, diye bağırdım. Sen hâlâ aynı parti organizatörü mü?
Cumartesi, bir hafta sonra, dedi. Biz köyde, ailemin evinde buluşacağız. Sen de gelmek zorundasın, yoksa sınıf olarak bize şikayet ederiz!
Ben Oğuzla köye gidecektik, diyerek itiraf ettim. Sorun değil, iptal ederiz.
Hayır, hayır! dedi Rüya, biraz kızgın. Bu sefer kaçırmazsın. Bu bizim için çok önemli!
Tamam, adresi söyle, dedim. Oğuz hâlâ kapıda ayakta duruyordu, Bu eski sınıf arkadaşlarına ne kadar bağlandığını hâlâ hatırlamaz mısın? diye fısıldadı. Ben de bir kız gibi yeni bir elbise alabilirim, dedi, gülümseyerek.
Ertesi gün otobüsle köyün büyük bahçesine geldim. Kapı çaldığımda, Emre karşımda duruyordu; uzun boylu, yakışıklı, etkileyici bir duruşu vardı.
Hoş geldin, eski misafir, dedi kibarca, gözlerinin içine bakarak. Gelmeyi düşünüyorsan, çekingenliğini bir kenara bırak, diyerek hafifçe alay etti.
Ben Selam diyerek içeri girdim. Emre beni kucaklayıp yanaklarıma bir öpücük kondurdu.
Harika görünüyorsun! Daha da güzelleştin, diye hayranlıkla bağırdı. Gözlerine baktığımda bir anda yanaklarım kızardı, başımı eğip odanın içine doğru yürüdüm; o da elimi tutup beni evin içine çekti.
Vay canına, Elif! diye bağırdı Selin, bana sarılarak. Daha sonra herkes dağılmaya başladı, akşam yemeği bitti. Emre beni bir köşeye çekti.
Biraz yardım eder misin? dedi, masayı işaret ederek. Ben ne yapacağımı bilemiyorum.
Bilmiyorum, diye titrek bir sesle cevap verdim.
Birileri yardım etmeliyiz, dedi Selin, alaycı bir gülümsemeyle.
Tamam, diyerek içimdeki sıkıntıyı bastırdım.
Diğerleri gittikten sonra Emre birden elimi tuttu. Bu temizlik bahanesiydi; aslında seni tutmak istedim, dedi.
Niye? diye sordum, kalbim çarparken.
Bilmiyorum, dedi burnunu yanağıma sürerek. Seni gördüm ve yıllardır ne kadar özlediğimi anladım.
Dudakları boynuma değdi. Elif, sen benim, dedi ve ceketini çıkarıp beni kanepeye attı. Bütün hayatımda sıradan bir evlilik, sahte ilişkiler ve paraya düşkün kadınlar vardı; ama sen hâlâ taze, güzel bir çiçek gibisin.
Ben bir an için çarpılmış gibi hissettim; sanki kaynar suyun içinde yakılmıştım.
Bu tip kadınlar! diye bağırdım. Ben kocam Oğuza sadığım, onu asla aldatmam.
Hızla ayağa kalktım, Emreyi iterek dışarı fırladım. Kapıya doğru koşarken telefon çaldı; Oğuzdan ses geldi.
Canım, seni bekliyor muyum? diye sordu.
Hayır, taksi çağırdım, yakında geleceğim, diye yumuşak bir sesle cevap verdim. Seninle her şey güzel, Oğuzm, sen benim en iyimsin.
Oğuz gülerek, O zaman geliyorum, merak etme, dedi.
Takside otururken yan kulaktan Emrenin bağırışını duyunca, Kendini bu kadar zorlayan biri olmayacaksın! diye haykırdı. Kapıyı çabuk kapattım, taksi hızla ilerledi. İçimde bir rahatlama dalgası yayıldı.
Kurtuldum, diye düşündüm. Bir daha onun zincirlerinden özgürüm. Sonsuza dek!




