Hayatın Zor Olduğunu Düşünürken, Onu Daha da Zorlaştırıyoruz

22 Mayıs, Cumartesi

Bugün aklımı kurcalayan bir şey var; hayat zaten zor, ama biz onu daha da karmaşık hâle getiriyoruz. Lise yıllarımın bir kesitini düşünürken, içimde bir hüzün dalgası yükseliyor.

Lise yıllarında Elif, Ahmete olan ilgisini çok erken fark etmişti. Ahmet, onuncu sınıfta ders bitince onu bekler, yanından ayrılmaz bir şövalye gibi yürürdü. Sohbet eder, Elif kahkahalarla gülerek dinlerdi, ama aralarındaki bağ sadece dostane kalmıştı.

Sınıf arkadaşları bazen ikisine takılır, Ahmet yokken Elife sorarlardı:

Neden yalnız yürüyorsun, koruman nerede?

Bilmiyorum, diye aldırış etmeden gülerdi.

Elif, Ahmetin ona aşık olduğunu anlıyor, onunla istediği gibi oyunlar oynuyordu. Birlikte derslerde oturur, Ahmet onun testlerine yardım eder, ikisi de iyi notlar alırdı; Elif ise notlarıyla üçe tekme atar gibi bir duruma düşerdi.

En yakın arkadaşı Deryaya her şeyi anlatır, Ahmeti gerçek ve dürüst bir genç olarak tanımlardı. Derya bir gün Elife şöyle demişti:

Ahmet çok çekingen ve annesiyle yaşıyor; bir ömür boyu sıradan bir evlatlık babası olur. Ben ise tutku ve heyecan istiyorum.

Peki, Ahmetten bir evlatlık baba çıkacak mı? diye sordu Elif. Sınıfta herkes, Ahmetin senin ona aşık olduğunu biliyor, sen ise bu duyguyu gizlemeyi düşünmemelisin.

Nasıl biliyorsun, ben hiç kimseyle ilişki yaşamadım, sessiz bir kızım. Derya alaycı bir sesle yanıtladı. Anne her zaman adamın peşinde koşması senin peşinde koşmasından daha iyidir der.

Elif ve Derya çocukluk arkadaşlarıydı; birbirlerine sırlarını saklamazlardı. Elif atiktir, Derya ise çekingen ve sessizdi.

Lise mezuniyet gecesi geldiğinde, Ahmetten yeni bir isimCanElifi zarif bir elbise içinde gördü. Yanına yaklaştı, elini tutarak onu salonun ortasına götürdü. İkisi birlikte dans etti; izleyenler hayran kaldı. Canın gözleri hâlâ hüzünle doluydu, bir köşede yaslanan Ahmet ise Deryanın bakışlarıyla yalnız kalmıştı.

Can, Elife fısıldadı:

Seninle çıkmak istiyorum. Bugün sana bambaşka bir gözle baktım. Gülüşün güneş gibi.

Olur, diye hemen kabul etti, sevinci saklamaya çalışsa da mutluluktan gökyüzüne uçuyordu.

Can, Elife aşık olduğunu uzun zamandır biliyordu; ama sınıfta birçok kız vardı ve karar vermek zor oluyordu. O gece, sınıf arkadaşlarıyla sabaha kadar eğlendiler, ardından yalnız kalıp Elifi eve kadar yürüttü. Ahmeti bir kez bile aklına getirmedi; annesi hastaydı, evden erken ayrıldı. Sevdiklerimizi incitiriz, iyileri anlamayız sözünün tam anlamını o an hissetti.

O günden sonra Elif, Canla evlilik planları yapmaya başladı; ama aynı zamanda üniversiteyi de düşünmek gerekiyordu. Aşkın ve öğrenimin çelişkisi içinde kaybolmuştu. Cana geleceğini sordu:

Tıp fakültesine mi gideceksin?

Ben hiç bir yere kayıt olmayacağım. Zor bir diploma aldım, öğretmenler bana çok kızdı. Askerlik için sürücü okuluna gideceğim, oradan da orduya katılacağım.

Peki, bekleyeceğim, diye yanıtladı Elif, Cana sarılarak.

Askerde kalıp döner, evleniriz, Can, elini sıkıca tutarak hayalini söylemişti.

Elif, Çok bekleme, gel de evlenelim diyerek ikna etti. Can, tereddüt etmedi. Fakat Can, eğitim sonrası daha özgür bir kızla, yani Nisanla, evlenip sabah evine dönmeyi planlamıştı. Elif, Canı askerliğe gönderirken sessizce bekledi.

Ahmet sık sık yanına gelir, Can senin için uygun birisi değil, ona güven derdi. Elif gülerek sadece bir arkadaş gibi gördü. Ahmet annesinin tek çocuğuydu; annesi uzun süredir yatakta, Ahmet ona bakıyordu, bazen komşu Haticeye annesini yıkatmasını isterdi.

Annenin ayakları iyileşince daha fazla zamanım olur, derdi Ahmet, yerel bir meslek yüksekokulunda okurken.

Zaman geçti, Can askerlikten döndü. Elif, sınıftan kaçarcasına ona koştu, kapısını çaldı ve başka bir kızla sarmaş dolaş gördü. Gözleri yaşardı, evine geri koştu, annesi onu teselli etmeye çalıştı.

Oğlum, Canı hak etmiyor, Ahmet sana her zaman söylemişti, derdi annesi, ama Elif hâlâ Cana tutunmuştu.

Bir süre sonra Nisanın hamile olduğunu ve yakında evleneceklerini öğrendi. Elif, öfkeyle Ahmete gidip Evlilik teklif ediyorum dedi; sanki Ahmet ona karşı bir şeyler saklamıştı.

İki yıl geçti; Elif ve Ahmet birlikte mutlu bir hayat sürdü, tartışmazlardı. Ahmetin annesi vefat etti, Elif Ahmetin evinde yaşamaya devam etti; Ahmet onu tüm kalbiyle seviyor, ama Elif hâlâ bir şey eksikmiş gibi hissediyordu, kabuğuna çekilmiş, dünyaya öfkeli bakıyordu.

Bir gün marketten çıkarken Ahmetle çarpıştık, Ahmet elini tutarak:

Selam Elif, kusura bak, seni kırdığım için özür dilerim.

Artık affettim, dedi, ama yolları artık ayrıydı; hemen gitmek istiyordu. Ahmet hâlâ yakışıklıydı, ama Elif kendi kendine yetemeyeceğinden korkuyordu.

Bekle, gerçekten sadece seni seviyorum, Nisanla ayrıldık, bebek benim değil, onu aldım, dedi içtenlikle. Elif inanmak istemedi, ama bir kez daha umut etti.

Kısacası, Elifin hayatı baş aşağı döndü. Ahmete açıkladı:

Ahmet, Canla yeniden bir araya geldim, ona aşığım.

Elif, ne yapıyorsun, diye bağırdı annesi, sen bir milyon kez pişman olacaksın. Ahmet seni gerçekten seviyor, Can ise değmez.

Ahmet de aynı uyarıyı yaptı:

Elif, o seni bir kez aldattı, bir daha da aldırma.

Annesi ve Ahmetin uyarılarını duymazdan gelerek Elif, Canla evlendi, kendini en mutlu insan gibi hissetti. Can bazen işten sarhoş döner, Elif gözlerini pembe bir film gibi kapatırdı. Bir sabah Canın gömleğinde yabancı bir ruj izi buldu. Elif, Bu ne? diye sordu, Can ise:

Bilmiyorum, belki birisi bizim kavga etmemiz için koymuştur, dedi, işine gitti.

Bu mutluluk bir kez daha çöküşe uğradı. Can sık sık alkol ve rujla evine gelirdi. Elif sonunda evlilik bildirimini geri çekti, Canı bıraktı ve annesinin yanına taşındı.

Annem beni uyarmıştı, Ahmet uyardı, ben ise aşkı kör ettiğim için pişmanım, diye düşündü gece yarısı. Kaderi suçlamak yerine, kapıyı kendim kapattım diye kendi kendine bağırdı.

Ahmeti bir kez daha düşünmeye başladı. Onun yanına gidip özür diledi; Ahmet:

Belki bu iyi bir şey, artık gerçek sevgiyi gördün, diye konuştu, gözlerine bakmadan.

Elif, Teşekkür ederim Ahmet, sonunda anladım, seninle yeniden evleniyorum, diyerek Ahmetle bir kez daha nikah ettirdi. Oğulları Emir doğdu, mutlulukla büyüdüler. Ahmet her zaman yanında, ona duyduğu sevgiyi her an gösteriyordu.

Beş yaşına geldiğinde Emiri okuldan almaya gittiğimde bir tanıdık kadına çarptım. Kadın:

Ahmetin seni aldatığını görmedin mi?

Nasıl? Hayır, hiç duymadım, diye cevap verdim.

Erkekler böyle olur, ama ben Ahmeti komşum Veranın evinde gördüm, çocuğuyla birlikte… dedi ve yürüdü.

Elif felç oldu, Emir elini tutarak:

Olmaz, olamaz, bir şey görmemeliydim diyerek bir an önce çocuğu gözetlemeye karar verdi. Ahmeti küçük bir kızla gördü ve kalbi paramparça oldu. Kızını ve Emiri yanına alarak arkadaşım Deryanın kasabasına kaçtı, hemen boşanma davası açtı. Ahmet, o dönemde nerede olduğunu bile bilmiyordu.

Üç yıl sonra Ahmet, oğlu Emiri ve Elifi buldu. Zayıf ve solgundu, kapıdaki evine geldi:

Elif, konuşmamız lazım.

Ne hakkında? Duymazlıktan gelmek istemiyorum

Her şeyi açıklamalıyım Sözde evli arkadaşım İsmailin karısı, kanser hastasıydı, çocuğunu bakmamı istedi; o çocuğu annesiz bıraktı, ben de Alinayı kendime aldım. Şimdi her şeyi anlatıyorum, ama çok geç

Elif şoktaydı, ama Ahmete sarıldı. Üç kez evlendik, üçüncü kez son kez. Alinayı evlat edindik, kardeş gibi büyüttük. Çocuklar büyüdü, aile kurdu ve şimdi torunları var. Elif ve Ahmet, torunlarıyla dolu bir evde oturup şükrediyor: Hayat üç kez bir adamla evlenmek zorunda kalabilir, ama sonunda doğru kişiyle buluşuruz. Bu düşünceyle kalemi kapattım.

21 Haziran, Perşembe.

Rate article
Lifequest
Hayatın Zor Olduğunu Düşünürken, Onu Daha da Zorlaştırıyoruz