17 Nisan 2025
Bugün bir kez daha, yılların birikimini kaleme alıyorum. Ahmet Beyin evlilik hayatını, torunum Timonun büyümesini ve akrabalarımızın çalkantılarını gözlerimden kaçırmadan yazıyorum.
Köyümüz, Çakırbağ, 1979da, ben genç bir delikanlıyken bir gün annem Hafize, kızını yani Elifi evlenmek üzere gördü. Elif, dedeniz Fikrinin tek evladıydı; annesiz, çocuksuz, kibar ve her daim gülümseyen bir kızdı. Küçük yaşlardan beri bana, dersten ders çalışırken ve köydeki davul gecelerinde koşuşturan birini hatırlatıyordu.
Annem bir gün bana, Ahmet, aynadaki kendine bak, bir çiçek gibi kızla mı dönüyorsun? Kızımızı da babamı da görsün diye göster diye gülerek söylerdi. Ben de Annem, ne demek istediğini anlıyorum, bir gün sana göstereceğim derdim ve kaçıp çalılıkların içinde toprağa otururdum.
Akşam yemeklerinde baba İbrahim, Bu Elif ne kadarı? diye sorarken, annem Fikrinin tek nesli, tek başına yetiştirdiği, süslü, nazik ve sevimli bir kız diyerek hayranlığını dile getirirdi.
İlk kez Elifi evimize çay içmeye davet ettiğimizde, annem gözlerini kocaman açtı ve Ahmet, kalbim seninle Elifi eşe almıştı, uzun zamandır gözlemliyordum. dedi. İkimiz de bir bakışta gülüştük, bir şeyler söylemeden anladık ki sevgi çiçeği açmıştı.
Düğünümüz köyde basit bir törenle yapıldı; büyük bir balo yoktu, ama kalplerimiz sevgiyle doluydu. Elif, acele etmeyen ama bir işin peşine düşen biriydi; bir kez bir işi tutunca, ustaca, düşünerek ve dikkatle yapardı. Annem, Bizim Elifimiz kırlangıç gibi; şefkatli ve sorumluluk sahibi diye komşusuna anlatırdı.
Bir yıl sonra, torunum Miran doğdu. Çocuk, doğuştan zayıf, erken doğmuş bir bebekti. Ancak zamanla büyüdü, sakin bir çocuk oldu.
Yıllar geçti; annem ve babam bir bir hayata veda etti. Ben de iki yıl sonra, çatı altına saman toplarken, aşırı sıcak bir günde kalbim dayanamadı ve bahçede yattım. Eşim Elif, büyük bir yas içinde kaldı, ama ne yapabilecekti?
Elif ve Miran iki kişi kaldı. Hayat yavaş ve düzenli akıyordu; her iş önceden planlanır, ölçülür ve ardından yapılırdı. Çiftlikte bir inek, bir at, bir domuz ve tavuklar vardı, tarlayı sabanlamak ve ekmek de bizim işimizdi. Ancak diğer köylülerle farklı olarak, Elif ve oğlumuz arasında bağırış ve tartışma yoktu.
Saman bitince yağmur yağsa, Elif Üzülme oğlum, yaz uzun, her şey kurur. derdi. Komşular ise sürekli söz döver, kimin kimin suçu olduğunu tartışır, neredeyse kavga ederdi.
Elif evde her daim tertemiz ve düzenliydi; perdeler boyalı, zeminler cilalıydı. Yemek yapmayı severdi, ama az ama çeşitli yemekler hazırlar, Miran her şeyi afiyetle yerdi. Günün sonunda, Yarın ne pişirelim? diye sorardı, ben de cevap verir, plan yapardık.
Komşumuz Ayşe sık sık gelerek, Elif, tek başına yaşıyorsun, sofrada ne kadar eksik var? diye sorardı. Elif da Gel otur, Miran yemeği sever, büyüklüğü ne olursa olsun. diye davet ederdi. Ayşe ise bir keresinde, Miran güzel bir çocuk, babası gibi değil ama güzel bir yakışıklı diye alay eder, Başına bir kız gelirse ne olur, bir güzel eş bulur diye şaka yapardı.
Köyde Elif ve Mirana saygı duyulurdu; dürüst, temiz ve dostça olmalarıyla tanınırdı. Miran büyüdükçe, kendi eşini seçti. Genç erkeklerin genellikle uzun kızları tercih etmesi alışkanlıktı; ama Miranı Vildan çekti. Vildan, uzun bacaklı, güçlü ve Mirandan bir başı yüksek bir kızdı; güzellik açısından alışılmışın dışındaydı. O kadar güçlü ve atılgan ki, köylüler Böyle bir kız, Mirana yakışmıyor diye konuşur, ama Miran ona aşıktı.
Elif, Vildan neyi sevdirdi Mirana anlamak güç, iki farklı şey, biri uysal diğeri çabuk öfkelenir, diye düşündü. Ama vazgeçmedi, Eğer oğlum mutluysa, ben de mutlu olurum. diyerek sabırla bekledi. Miran, Anne, çocuklar büyür, ben de onlara doğru yolu gösteririm. dedi, annesine sessizce bakarak.
Düğün sessiz ve düzenli geçti; kimse kavga etmedi. Köylüler geceyi içkilerle geçirmiş, çimenlerde, masalarda ya da verandada uyuyakalmıştı. Sabah Elif bahçeye çıktı, masaları topladı; Vildan da ona yardım etti. Vildan bağırarak, Bu düğün gereksizdi, sadece kaşevelerle evlendik, dedi. Elif ise sakin bir sesle, Git uyu, ben tek başıma temizlerim, dedi.
Vildan, Söylentiler çıkmasın diye ben kötü bir damat adayıyım, diye fısıldadı. Elif ise Söylentiler olmaz, herkes hâlâ uyuyor, diye cevap verdi. Vildan ise Sen de köye duyuracaksın, ben de ne kadar kötü bir kayınvalidayım, diyerek gözlerini çevirtti. Elif sessiz kaldı; tartışmaya girmek istemedi.
Vildan evliliğin ilk günlerinden itibaren karakterini ortaya koydu. Mirana, annesinin ona nasıl davrandığına bakarak, sevgisini ve şefkatini gösterdi. Ne zaman Miran bir şeye ihtiyacı olursa, ona bir öpücük, bir sarılma verir, yemeklerini özenle sunardı. Vildan ise Bunlar ne kadar şirin, annem bu kadar şefkatle davranıyor, ben de ona aynı şeyleri yapmam gerekir mi? diye düşünürdü.
Vildan markete gittiğinde, komşularına Miran annesini çok seviyor, annesine kötü söz söylemez diye anlatır, Miranı aklamaya çalışırdı. Dede Mehmet ise bir gün, Ah Elif, kırlangıç yuvasına bir karga getirdik, diyerek üzüntüsünü gizler, ama Elife destek olurdu.
Köylüler Vildanın çirkin davranışlarını bilir, ama Elif asla ona karşı bağırmazdı. Elif, Miran evlenince zaten hatalar yaptı, ama ben ona kimseye söylemedim, derdi. Vildan evdeki kuralları koyar, eve gelir gelmez eşyaları yerleştirir, çabuk sinirlenir ve kıskançlık yapardı. Elif ise sessiz kalır, kavgaya bulaşmazdı.
Miran işten eve geldiğinde, annesi ona akşam yemeği sorar, Yarın ne pişirelim? derdi. Vildan ise Ne pişirirsek yiyelim, çay da kral gibi değil, diye cevap verir, işini aceleyle yapardı. Vildan süt sağarken, kovayı daima kirli bırakır, ot sütün içinde yüzüp süzülürdü. Elif ise kovayı temizler, inek memesini siler, sonra sağmaya başlardı.
Bir akşam yemeğinde Miranın bakışları Elife yöneldi; annesinin yemeklerini daha çok sevdiğini anladı, ama ne yapmalı? Elif sessizce izlerken, Vildan hâlâ aceleyle yemek yapıyordu. Miran ile Vildan arasında büyük bir ses yükselmezdi, ama Elif, torununun ailesini zor durumda bıraktığını fark etti.
Bir yıl sonra Vildan bir erkek çocuğu, Timon, doğurdu. Timon geceleri uyuyamazdı; Vildanın sütü azdı, bebek sık sık aç kalıyordu. Vildan annesine bakmazken, Elif sakince Timona süt verir, çocuğu doyurur ve onu uyutur. Vildan bir gün, Sen kendi çocuğunu zahmetle besledin, benim çocuğumu yok ettin! diye bağırdı. Elif ise sessizce işine devam etti; Timon kilo alıp büyüdü, okula gitmeye başladı.
Vildanın tutumu hâlâ çirkinti; köyde herkes onunla tartışır, hatta kavga ederdi. Elif, Vildana karşı daima nazik kalır, kırgınlıklarını içine atardı. Timon büyüdükçe, babası Miran, otomobil tamirciliğinde çalışır, köydeki gençler onun Vildanla nasıl yaşayabildiğine şaşırırdı.
Timur, yani Timon, artık genç bir delikanlıydı; annesi Vildana sık sık bağırır, Bu yemek ne yani, kral sofrası gibi değil! derdi; Timur ise gözlerini yere indirirdi. Timon, okulda başarılıydı, ama annesinin ona karşı tavırları onu kırardı. Bir gün, Anne, senin yemeklerin çok çabuk yapılmış, lezzeti eksik, diye bağırdı Vildan. Timon ise sessiz kaldı, gözlerini kaçırdı.
Vildan, Timonun babası Mirana da Erkek çocuklarını yetiştirirken şefkatli ol, kadın gibi olsun, yoksa bir kedi gibi olur diye bağırırdı. Miran sadece omuz silkerdi.
Zaman geçtikçe, Timon bir kız arkadaşı, Ayla, ile tanıştı. Ayla, komşu köyden gelmiş, sevimli ve neşeli bir kızdı. Timon, Aylayı seviyorum, ama annem Vildan buna kızıyor, diye anlatır, Elif ise Allahın izniyle evleneceksiniz, ben de dua ederim, derdi.
Üniversiteye giden Timon, şehirdeki yurt hayatı ve sınavların stresinden kaçınamıyordu; annesi Elif, Aman Tanrım, oğlumun yanına bir çay ve bir dilim kek getir, derdi, gözleri dolu dolu. Timon, Anne, mezun olduktan sonra köye döneceğim, evde bir ev inşa edip, seninle birlikte oturacağız, diyerek söz verdi.
Elif, Bu deneyim bana şunu öğretti: Sevgi ve sabır, en zor zamanlarda bile bir ağaç gibi kök salar ve meyve verir. diye kapattı.
Bugün de aynı bahçede otururken, hayatın karmaşasını, aile bağlarını ve sevginin dayanıklılığını düşündüm. Her şey geçti; ama kalbimde bir ders var: **Aile içindeki sessizlik, kırgınlıkların büyümesini engeller, sabır ve anlayışla yoğrulmuş bir yürek her fırtınayı dindirebilir.**




