Eski Eşim, Terfimi Duyunca Özür Dilerken Karşıma Çıktı

Bundan yıllar önce, eski eşim Oğuz, terfimi öğrendiğinde af dileyerek yanmağıma yol açmıştı.

İyi ki yükseldin, Gülten Hanım! Artık bölge müdürüsün, diye selamladı Sibel, insan kaynakları müdürü ve uzun yıllardır dost olan kızım. Masa hâlâ eski müdürün ısıtmasından çıkmamış, sen hâlihazırda ona tam uyum sağlamış gibisin. Açıkçası, seni ben mi, yoksa o Moskova kızı mı atadı, diye düşündüm, ama senin yerine kimseyi koyamazdım.

Sibel, kalın bir dosya yığınıyla masaya bir çığ gibi koyup ziyaretçi koltuğuna oturdu. Yüzündeki parıltı, terfi haberini kendisinin de aldığını söyler gibiydi.

Gülten, meşe masanın soğuk yüzüne nazikçe dokundu. On beş yılını bu şirkete harcamıştı. Küçük bir sekreterlikle başlamış, müşterilerin kaprislerine katlanmış, geceleri raporlarıyla boğuşmuş, başkalarının hatalarını düzeltmişti. Şimdi ise panoramik İstanbul manzaralı bir odası, şirket arabası ve hayalini kurduğu maaşı vardı.

Teşekkür ederim, Sibel. Üç yıl önce işten ayrılmak istediğimde senin destek olmadan bu hiç mümkün olmazdı, diye sızdırdı Gülten.

Sakın öyle demeyin! Sen asla ayrılmazdın. Demir gibi bir karakterin vardı. O zaman bir boşanma, depresyon, senin Oğuzun ise sinirleri zorlardı. Ama sen dişlerini sıktın ve çalıştın. Bu ödül, sabrının karşılığı, dedi Sibel. Bu arada, Oğuzu dün markette gördüm, inanamazsın kimdi.

Gültenin içi bir an için eski eşinin ismiyle ürperdi; üç yıl önceki sessizlik hâlâ taze bir yara gibi hissettiriyordu.

Kimdi? Çıktıysa o mu? diye sordu.

Tam o da. Görünüşü hiç kuş gibi değildir; bir zamanlar yaratıcı bir ruh dedi, sen beni takdir etmiyorsun diye bağırırdı. Şimdi ise o yaratıcı arayışı onu ucuz eşya bölümüne sürüklemiş; eski bir ceket, ucuz mantı ve bir iki promosyon bira peşinde koşar hâlde.

Gülten omzunu silkinerek Belki sadece zor bir dönemdir, dedi, içinde gizli bir memnuniyet dalgalandı.

Sözüm doğru; o dönem, genç bir sevgilisini ona aynı şekilde bağlamaya çalıştı, diye ekledi Sibel, kahkaha attı. Bu akşam kutlar mıyız?

Olur, ama yarın. Bu akşam sadece eve gidip bir banyo yapıp, artık büyük bir patron olduğumu hissetmek istiyorum, dedi Gülten.

Akşam, yeni almış olduğu lüks bir crossoverı binanın girişinde park etti. Bu apartman, şehrin yeni zengin semtlerinden birinde, bir yıl önce mortgage ile almış ve neredeyse bitirmişti. Kapıcı nazikçe kapıyı açtı, Gülten içeriye adım attı.

Liftten çıktığında kapısının önünde bir adam duruyordu; elinde üç yarı solmuş gülün bulunduğu bir çiçek demetiyle. Kalbi bir an durdu; Oğuzdı.

Yaşlanmıştı; gözaltı torbaları, seyrek saçları, eski parıltısı yoktu. Gültene bakınca, bir zamanlar hipnotik bir gülümseme yerine utangaç ve acınası bir ifade belirdi.

Gülten! Selam! Sürpriz yapmaya karar verdim. Interkom çaldım, kimse açmadı, komşu çıktı, ben içeri girdim, bekledim, dedi Oğuz, bir yanaşma yaparak.

Gülten, anahtarını çıkarmadan durdu. Merhaba Oğuz. Üç yıl oldu. Sen boşandığımızda hayatımdan tamamen çıkmamı istemiştin, benim ‘ağlamak ve yoksulluk’ dememi engellemek için.

Oğuz sinirli bir kahkaha attı, çiçeklerin üzerindeki streç filmi oynattı. Eski günler ne güzel O zaman duyguluydum, ne yaptığımı bilmiyordum. Orta yaş krizi, bir delilik Gözümde bir çiçek gibi açtın! Bu takım pahalı mı? Renk sana çok yakışıyor.

Konuyu özetle, Oğuz. Neden geldin?

İçeri girip konuşalım. Merdiven boşluğunda konuşmak istemiyorum. Biz hâlâ yabancı değiliz. On yıl birlikteydik, bir kedi bile fırlatmadı, dedi Oğuz.

Gülten bir an tereddüt etti. Onun dünyasına, tertemiz, yeni döşenmiş evine, çamaşır deterjanı gibi parıltılı bir yere davet etmek istemiyordu; ama kapısını kapalı tutmak da aptalca olurdu.

İçeri gir, ama uzun sürmez. Başka planlarım var, dedi.

Oğuz içeri adımını attı; çamurlu ayakkabıları yeni halı üzerine bastı. Vay be! Burada tek başına mı yaşıyorsun?

Evet, dedi Gülten.

Duyduğum kadarıyla dağlara tırmandığını, müdür olduğunu Maaşın uzaya çıkmış olmalı, diye sordu Oğuz.

Gülten mutfağa yöneldi, Oğuz ise peşinden geldi, masaya oturdu ve yapay taş tezgaha ellerini koydu.

Oğuz, nereden bu bilgi? Beni takip mi ediyorsun?

Takip? Şehir küçük, dedikodular çabuk yayılır. Ortak tanıdıklarımızdan duydum. Gülten artık yüksekten uçan bir kuş diye konuşuyorlar. Sana hayran kaldım! Hep de senin potansiyelini söylerdim.

Gülten çenesini çalkaladı, suyun ağzına kaçmasını neredeyse önledi.

Sen on yıl boyunca beni gri fare diye çağırdın, kariyerimin kağıt taşıma işi olduğunu ve benim senin gibi yetenekli birinin yanına layık olduğumu söyledin. Ofis kölesi diye adlandırdın beni, dedi.

O zaman seni motive ettim! diye savundu Oğuz. Senin kızgınlığın, başarının itici gücü oldu. Şimdi de bir parça hakkım var.

Oğuz gözlerini umutla Gültene çevirdi; sanki bir teşekkür çığlığı bekliyordu. Gülten, eskiden sevdiği adamı artık bir sahtekar, kendini onun şöhretine bağlamaya çalışan bir balıkçının ağzı gibi gördü.

Sıcak çay ister misin? dedi cansız bir tonla.

Evet, bir şeyler ekle, açım, diye cevap verdi Oğuz.

Nerede çalışıyorsun?

Geçici taksi sürücüsüyüm. Kripto projem patladı, ortaklar kaçtı. Şimdi yeni bir iş arıyorum. Nastya o… bir şeyler söylemem, ama o bana maddi sorumluluklar yükledi. Ben iki yüksek lisanslı bir adamım, ama o sadece para istedi.

Gülten ona bir çay bardağı ve bir paket bisküvi koydu.

Yani Nastya seni kovdu mu? diye sordu.

Karşılıklı karar! diye bağırdı Oğuz, ardından çökerek evet, bana bir fena adam dedi dedi. Benim iki diploman var, ama ruhum eksik. Sen, Gülten, sabırlıydın, anlayışlıydın.

Oğuz elini uzatıp Gültenin elini tutmaya çalıştı; Gülten hemen geri çekti.

Ben beklemedim, çalıştım. Sen kanepede uzanıp kendini bulmaya çalışırken ben ek işlerde, gece İngilizce öğrenirken senin alaylarınla başa çıktım. İlk terfiyle birlikte sen bana az zaman ayırdığım için öfke patlaması yaptın, sonra eşyalarını alıp Nastyaya gittin, çünkü o hafif ve ilham verici diye düşündü.

O ben hatalıyım! diye bağırdı Oğuz, masaya yumruk attı, endişeyle camı kontrol etti. Yanlış yaptım. Gençlik kör etti beni. Ama bu sadece kabuk. Şimdi anladım, gerçek aşk bizimkendi, ruhların bağları. Üç yıl boyunca seni düşündüm.

Gerçek mi? dedi Gülten alaycı bir gülümsemeyle. Sen araba paylaşımı yaptın, evdeki tüm ekipmanı, benim dizüstü bilgisayarımı bile çaldın?

Oğuz şaşkın bir şekilde Neden hatırlıyorsun? Ben de para istedim, ama zaman değişti. Şimdi zenginim! dedi. Başlangıçta ne isterim? Seninle yeniden başlamak. İkimiz mükemmel bir çiftiz. Ben artık senin yanında olacak, seninle gurur duyacak, evi yönetecek, çamaşır yıkayacak.

Gülten, Oğuzu bir köpek balığı gibi gördü; kanat çırpan bir köpek balığı, ancak balık dişleri yerine para kokan bir koku. Apartmanı, yeni arabasını, müdürlük unvanını gördü ve anladı: Bu benim sessiz limanım, burada doyurucu yemek, tatlı uyku ve hiçbir sorumluluk yok.

Geri dönmek mi istiyorsun? Bana?

O hâlâ bize demek isterdi. Arabada birkaç eşya bıraktım; eğer beni affedersen hemen burada kalırdım. Neden bekleyelim? Yalnızlık kötü, bir kadına evde bir adam gerekir; rafı takar, musluğu onarır.

Gülten kahkahasını tutamadı. Raf takmak mı? Telefonumda Saatlik Adam uygulaması var. Bir saatlik tamirci gelince, sadece bir binada 1.000 TLye işi bitirir, çöpü toplar ve gider. Onu 30 yıl yıkak, çoraplarını yıkamak ve deha konuşmalarını dinlemek zorunda kalmam.

Oğuz yüzünü bürümleyerek Sen acımasızlaştın, paralar seni çirkinleştirdi, dedi. Ben bir aile, bir sıcaklık sunuyorum.

Gülten sakin bir sesle Ben gerçekçi oldum. Sen bana aile değil, sponsorluk teklif ediyorsun. Nastya seni kovdu, sen artık parasızsın, ben müdür olduğumda sen tekrar geri dönüp bir iki iltifat edip çiçek vererek boyun eğmek istiyorsun, diye yanıtladı.

Oğuz aniden telefonunu çıkardı; yüksek bir melodi çaldı. Kim? diye sordu Gülten.

İşten, dedi Oğuz.

Telefon bir kez daha çaldı; Gülten Al dedi. Oğuz sesini kısık bir şekilde açtı.

Alıcı, oğlum Oles! Neredesin? Konuştun mu? Oğlum, anneme kredi falan söyle, bir şey yap, diye bağırdı eski kayınvalidesi Zeynep. Oğuz utanarak Anne, ben meşgulüm demeye çalıştı, ama Zeynep Kredi, borç, yardım! Şimdi! Seviyorum seni! diye ısrar etti.

Oğuz sonunda kapattı ve Gültene bakarak Anne o eski bir çocuğum, borçları büyük. Nastya arabayı kırdık, kredi çektik. Yardım et lütfen. dedi.

Gülten soğukkanlı bir sesle Üç yıl önce ayrıldığında çamaşır makinesi istemiştin. O zaman diş tedavisi için para vermiş, bir kuruş bile elimde yoktu. Sen de Kazan, ben sana bir şey borçlu değilim demiştin, diye hatırlattı.

Oğuz, sen hâlâ zenginsin! diye bağırdı.

Durum aynı. Borçların senin, ben sana bir şey borçlu değilim. Bu hafif ve ilham verici senin sorunların. Senin ev problemi senin seçimin sonucu, dedi Gülten.

Yani beni dışarı atıyorsun? Sokakta mı kalacağım?

Arabana bin, annene git. O seni bekliyor.

Oğuz, acımasızca! İnsanlık dışı! Birbirimizle kan bağımız var, bir şans ver! Ben de çalışırım, sürücülük ederim, ne ister istersen!

Gülten başını salladı. Sen bana ihanet ettin zor zamanlarımda. Şimdi beni kandırmaya çalışıyorsun, güven diye bir şeyden bahsediyorsun?

Kapıyı açtı, Oğuz dışarı çıkmak zorunda kaldı. Para mutluluk getirmez! Yalnız kaldığında altın kafesi içinde ölebilirsin, Gülten. Kimsenin ihtiyacı yok sana, yalnız bir kariyer kadını.

Gülten sesini yükseltti; Çık! Çiçeklerini al ve bir daha geri gelme! Konsiyerjiye söyle, seni bir daha içeri almayacağız!

Oğuz koridoru terk etti, nefesi hüzünle karışık bir öfkeyle doldu. Gülten kapıyı çarptı, iki kez kilidi döndürdü ve arkasına yaslandı. Gözlerini kapadı, bir an gözyaşı gelmek istese de, yerini bir huzur dalgası aldı.

Başardı. Gözyaşına izin vermedi. Geçmişin hayaletleri geleceğini karartmadı.

Mutfakta hala Oğuzun çay bardağı ve çiçekler vardı; Gülten çiçekleri tezgaha atıp çöp kutusuna yolladı, bardağı bulaşık makinesine koydu, masayı dezenfekte etti. Telefon bir mesaj çaldı; Sibelden:

Yine patron, banyo köpüğüyle mi, yoksa şampanya mı?

Gülten gülümsedi, Şampanya, en pahalı sushi. Bu sadece terfi değil, aklımdaki boşanmanın da kutlaması.

Yarım saat sonra lüks kanepesinde oturmuş, gece ışıklarını izlerken, hayatın nasıl ilginç döndüğünü düşündü. Bazen yükselişini anlamak için geçmişten birinin seni bataklığa çekmeye çalışması gerekir; o ağırlığı iterek kanatların gerçek olduğunu anladın.

Ertesi sabah yeni odasına girerken kendini başka bir insan gibi hissetti. Sekreterine nazikçe selam verdi, ilk toplantıyı yönetti, talimatlar verdi. Sekreter Lenka, panik bir yüzle içeri koştu:

Hanımefendi, bir adam var, sizin eski eşiniz diyor, acil bir işi var, güvenlik içeri almayacak.

Gülten, monitörden gözünü ayırmadan, Benim eşim yok, güvenlik çıkartsın, direnirse polis çağırın, dedi.

Birkaç dakika içinde koridorlardan kısık sesler yükseldi, sonra sessizlik hâkim oldu. Gülten pencereden aşağı baktı; onuncu kattaki insanlar minik karıncalara benziyordu. Yan tarafta üniversal bir ceket içinde, iki güvenlik görevlisi onu binanın kapısından çıkarıyordu, ellerini sallıyor, bir şey anlatmaya çalışıyordu; ama kapı kapanmıştı.

Gülten pencereye yaslanıp tekrar işine döndü. Aşırı çok işi, planı ve ilginç bir hayatı vardı; hayaletlerle vakit kaybetmeye zamanı yoktu. Kendi yolunu seçti; bu kırk yıl içinde verdiği en doğru karardı.

Rate article
Lifequest
Eski Eşim, Terfimi Duyunca Özür Dilerken Karşıma Çıktı