Seyahatimden döndüğümde, eşyalarım bahçede dağınık haldeydi; bir notla birlikte: “Kalmak istiyorsan, bodrumda yaşa.

İstanbula geri döndüğümde, eşyalarım çimlerin üzerine atılmış, bir not düşülmüş halde buldum: Kalmak istiyorsan, bodrumda yaşa.

Ben Elif, 29 yaşındayım. İki yıl önce hayatım hiç tahmin etmediğim bir yöne döndü. Kiralık bir dairede, yazılım geliştiricisi olarak orta halli bir maaş alıp bağımsızlığın tadını çıkarıyordum. O gün annem telefonla sesini gerilmiş ve yorgun bir tonda duyurdu: Elif, konuşmamız lazım. Bu akşam gelir misin?

Eve vardığımda, anne ve babam mutfakta dağınık kağıtlarla oturuyordu. Babam, 58, gözlerinden bir hüzün okuyan, annem ise stresle ellerini kıvıran bir hâlde.

Ne oldu? dedim, oturup onlara bakarak.

Babam boğazını temizledi: Geçen ay işten ayrılmak zorunda kaldım. Bel ağrılarım arttı, inşaat işini artık yapamıyorum. Yeni bir iş arıyorum fakat yeterli bir maaş bulamıyorum.

Midemde bir düğüm belirdi. Babamın sağlık sorunları olduğunu biliyordum ama ne kadar kötüye gittiğini fark etmemiştim.

Hipotek ödeyemiyoruz, diye ekledi annem, sesi hafifçe titreyerek. Süpermarkette yarı zamanlı çalışıyorum. Aylık gelirimiz yaklaşık 32400TL, ama kredimiz 48600TL.

Beni, iki on yıldır oturdukları evi kaybetmemek için yanlarına taşınmaya ve ödemelere yardımcı olmaya ikna ettiler. Mutfağa baktım; çocukluğumun kahvaltılarını yaptığı, oturma odasında birlikte film izlediğimiz, arka bahçede babamın bana bisiklet sürdüğü yerler hâlâ aynıydı.

Tabii ki, dedim, yardım ederim.

Böylece dairemi bıraktım ve çocukluğumun odasına geri döndüm. Başta tuhaftı, ama bilgisayarımı kurdum, interneti bağladım; işim çoğunlukla uzaktan yapılıyordu. Anlaşma beklediğimden daha iyi yürüdü. Maaşim yılda yaklaşık 2295000TL, ek gelir ise projelerimin büyük şirketlere satılmasıyla gelen primlerden geliyordu. Bazen 270000TL, bazen 405000TL ek alıyordum.

Normal maaşım krediyi, faturaları, yemek masraflarını karşılıyordu, zor gelmiyordu. Fakat aileme söylemediğim bir şey vardı: her primimi ayrı bir tasarruf hesabına yatırıyordum. Ne babama, ne abim Ahmete, ne de Ahmetin eşi Seline, ne de iki çocuğu Can ve Zeynepe söylemiştim. Onların sürekli 500TL borç verir misin? Can yeni futbol topu istiyor ya da Selinin annesi ameliyat olacak, para lazım gibi istekleri beni hâlâ zorlamıyordu; sadece kendi hesabıma gizlice biriktiriyordum.

İki yıl içinde neredeyse 4860000TL biriktirmiştim ve yakında kendi evimi almayı planlıyordum. Ancak aile akşam yemekleri bir işkenceye dönüşmüştü. Selin, her defasında kıyafetlerini, Ahmetin borç parasıyla alınmış gibi göstererek, Kaliteli parçaya yatırım yap diyordu. Bu tişört ne? Liseden kalma mı? diye bana bakarak alay ederdi. Ahmet gülerek, Abla, Selin moda konusunda sana yardım ediyor derdi.

Ben odama kaçıp işim var diyerek kaçar, Selin ise merdivenlerden seslenerek Bir daha kendi kabuğuna saklanmaya çalışmazsan gerçek hayata alışamazsın derdi. Çekildiğim odada sessizce biriktirmeye devam ettim, umarım bir gün bu ıstıraptan kurtulabilirim.

Bir hafta sonu, Deryanın Bodrumdaki köy evine kaçıp bir nefes aldım. Pazar akşamı döndüğümde, kapı önünde çok sayıda araç ve ışık yandı. Çatı önünde oyuncaklar dağınık, kapıyı açtığımda kaosla karşılaştım.

Can ve Zeynep oturumu koşuyor, Ahmet kutuları merdivenle taşıyor, Selin ise gözüne aldırmadan yöneticilik yapıyordu.

Ne oluyor? dedim, valizimle girişte dururken.

Herkes beni izledi, anne ve baba utangaç bir şekilde mutfaktan çıktılar. Ahmet kutuyu yere bıraktı: Abla, bir şeyler değişti. İşimi kaybettim, kirayı ödeyemiyoruz.

Yani kalacak yer mi arıyorlar? diye sordum, odalara ve mobilyalara bakarak.

Sadece geçici, dedi Ahmet. Yeni bir iş buluncaya kadar.

Selin sahte bir gülümsemeyle Teşekkür ederiz, odan çocuklar için harika olur. Sen küçük odaya geçebilirsin dedi.

Ben odama geri dönmeyeceğim, diyerek kararlı bir sesle karşılık verdim. Evden çalışıyorum, ekipmanım ve internetim burada.

Selinin gülümsemesi soldu. Çocukların ihtiyaçları önce.

Ben de hipoteği ve faturaları ödeyen kişiyim, diye karşılık verdim.

Selin kollarını çaprazladı: Bu sana bencilce gelmesin. Biz aileyiz.

Aile, konuk almayan birini mi sorar? diye yanıtladım.

Tamam, dedi Selin, senin güzel odan kalacak. Ama umarım ihtiyaçlarımızı karşılarken seni düşünürüz.

O an kapı çarparken bir kabusun başlangıcını hissettim. Ev sürekli gürültülüydü; Ahmet kanepede yarı yarıya işe dair telefon görüşmeleri yapıyor, Selin ise adeta bir misafir gibi davranıyordu. Çocuklar kapımı çalıyor, video görüşmelerimi bölüyordu.

Çocukları biraz sessiz tutabilir misiniz? diye Ahmete bir sabah sordum.

Sadece çocuklar, dedi, telefonundan gözünü ayırmadan. Sen anlamazsın, senin çocuğun yok.

İki ay sonra internet kesildi. Routerı kontrol ettiğimde Ethernet kablosunun birinin temiz bir şekilde ikiye kesildiğini gördüm. Sinirli bir şekilde aşağı indim, kesik kabloyu elime alarak Bunu kim yaptı? diye bağırdım.

Selin kanepede tırnak boyası yapıyor, kabloyu gördü ve gülerek: Ah, Can makasla oynadı, odana girdi sanırım. Çocukların işleri.

Bu komik değil! Yarın bir deadlinem var! dedim.

Belki kapıyı kilitlemelisin, değerli şeylerin için endişeleniyorsan, dedi omuz silkeliyerek.

Sen de çocuğunu gözet ve başkasının eşyasını yok etme! diye bağırdım.

Baba ve Ahmet yanımda dururken, baba Çok sert davranıyorsun, sadece bir kablo. Yeni bir tane alabilirsin dedi. Bu sözler kırıcıydı; ben çatı üzerindeki tek ödeme yapan kişiydim ve onlar bu tarafa geçiyordu. O andan itibaren ev soğuk ve düşmanca bir hâl aldı.

Tam bu sırada büyük primimi aldım; bir projem satıldı ve 1620000TL ödeme geldi. Tasarruflarım neredeyse 6480000TLye ulaştı. Üniversiteden bir dostum Deniz, bir emlak danışmanı, bana iki odalı bir daire buldu. Merkezde, zeminden tavana pencereler, ahşap zemin, ayrı bir ofis bölmesi vardı.

Alıyorum, dedim, gezintiyi bitirmeden. İki hafta içinde tüm belgeleri imzaladım, anahtarlar elime geçti. Aileme henüz söylemedim.

Bir de uzun süredir beklediğim bir fırsat geldi: Berlindaki iki haftalık bir programcı konferansı, tüm masraflar şirket tarafından karşılanacaktı. Kabul ediyorum, dedim.

Aileme gitmek istediğimi söylediğimde, tepkileri yok gibiydi. Konferans harikaydı, bir kez bile eve telefon açmadım ve kim de aramadı.

Uçaktan indikten sonra taksiyle eve dönerken, taksi kapısı açıldığında eşyalarım siyah çöp torbalarına konmuş, çimde birikmişti. Kapıyı açtığımda bütün aile oradaydı: Ayşe, Mehmet, Ahmet ve Selin.

Bu ne? dedim, torbaları işaret ederek.

Selin sahte bir memnuniyetle Senin odanı oyun odasına çevirdik, çocuklar daha çok alana ihtiyacı var dedi.

Bodrumu düzenledik dedi anne, göz teması kurmadan. Bodrum gayet güzel oldu.

Bodrum, karanlık, nemli, küf kokulu bir yerdi.

Tabii ki, diyerek Selin ekledi, eğer beğenmezsen başka bir yer bulabilirsin. Sen 29 yaşındasın zaten.

Anne babam bir şey söylemeye çalıştı ama gözlerinden kaçındılar. O an bir şeyler değişti; içimden bir gülümseme çıktı, gerçek ve samimi bir gülümseme.

Biliyorsunuz, doğru, Selin. Kendi yerimi bulmalıyım, dedim neşeyle. Peki, hipoteği nasıl ödeyeceksiniz? Benim parasızım.

Ahmet gururla dikildi: Geçen hafta yeni bir iş bulduk, iyi bir maaş. Sorun yok.

Bu haber bir rahatlama dalgası gibi üzerime çarptı. Ne harika! Çok sevindim. dedim. Selin gülümseyerek Şimdi kendi ayakların üzerinde durmayı öğrenme zamanı dedi.

Kapı bir anda çarparak kapanıp, bir veda bile duymadım. Telefonumdan bir taşıma şirketi aradım, iki saat içinde bir kamyon geldi, bir saat içinde tüm eşyalarımı yükledik. Hepsi bir kamyonun içinde, ben ise yeni, sakin daireme arabamla ilerledim. Artık özgürdüm.

Tüm numaralarını blokladım, ödemelerimi kestim. Aylar huzur içinde geçti; terfi aldım, banka hesabım büyüdü ve bir ilişki de kurdum. Hayat gerçekten güzel.

Bir akşam kapı zili çaldı. Gözetleme deliğinden baktığımda mide bulandı; anne, baba, Ahmet ve Selin oradaydı.

Nasıl buldunuz beni? diye sordum.

Arkadaşımız Derya bize söyledi, dedi anne. Selin hemen içeri girdi, Ne güzel bir yer, ne kadar pahalı olmalı, diye kıskanç bir bakış attı.

Ne istiyorsunuz? diye tekrar ettim.

Ahmet, İşim bir kez daha kaybettim dedi, İki ay önce.

Mehmet ekledi, Hipotek ödemelerinde zorlanıyoruz.

Gülerek, Tahmin et, yine benden mi para istiyorsunuz? dedim.

Biz aileyiz, birbirimize yardım etmeliyiz, diye bağırdı anne.

Ne zaman beni yardım ettiğiniz oldu ki? diye sordum.

Anne, Eğer evimizi haczedilirse, seninle taşınmak zorunda kalacağız, dedi.

Affedersiniz? diye çığlık attım.

Selin, Nereye gideceğiz ki? Ailemiz, bizi terk edemez. dedi.

Bir kahkaha patlattım, Gerçekten mi? Çimlere eşyalarımı atıp bodrumda yaşamamı istediğiniz bir evde kalmamı mı istiyorsunuz?

Ahmet zayıf bir sesle Farklı bir şey dedi.

Selin öfke içinde Sen bencil, acımasız bir kadınsın! diye bağırdı.

Tamam, dedim, kapıya doğru yürüyüp büyükçe açtım. Senin ailen ne demek? Birinin her şeyi yapması ve karşılığında çöp gibi muamele görmesi? Hepsi gitsin. Şimdi.

Zaten konuşmuştuk, diye kesip durdururken Ahmet protesto etti. Hayır, hayır. Ben hiçbir şeyi ödeyeceğim. Buraya gelmenize izin vermeyeceğim.

Anne bağırdı, Aile!

Aile sizin üzerinizdeki davranış gibi bir şey değil, dedim. Şimdi çıkın.

Onlar çıkarken Selin koridoru aşağıdan hakaretlerle doldurdu. Kapıyı kilitledim, çekiç gibi kilitledim.

Üç ay sonra evin haczedildiğini duydum. Anne ve baba küçük bir daireye, Ahmet ve Selin ise Selinin annesinin evine taşındı. Hiçbir acı, hiçbir pişmanlık hissetmedim; sadece bir rahatlama.

Hayatım iyileşmeye devam ediyor. Sağlıklı ilişkilerin ne demek olduğunu öğrendim. Bazen aklıma, ailemin eğer bana biraz saygı gösterse neler değişebileceği gelir. Ama artık daha iyiyim. Bazı insanlar alıp da daha fazla talep eder; bazıları iyiliği zayıflık, cömertliği bir zorunluluk sanır. Ben de bana bir damla bile vermeyen, bir damla bile geri vermeye cesaret etmeyen bir kalabalığa artık bağlanmadım.

Rate article
Lifequest
Seyahatimden döndüğümde, eşyalarım bahçede dağınık haldeydi; bir notla birlikte: “Kalmak istiyorsan, bodrumda yaşa.