Anna, Margareta sakin bakıyordu. Gözlerinde öfke ya da korku yoktu, sadece temiz bir camın keskin yüzeyi gibi bir dinginlik vardı.
Evet, iyi uyudum dedi usulca. Ve bugün gidiyorum.
Sözler havada asılı kaldı, ağır ve kesin. Margaret, üzerindeki pelerini sıkıca bağladı, kontrolü yeniden yakalamaya çalıştı.
Saçma şeyler söyleme diyerek sinirli bir kahkaha attı. Nereye gidebilirsin?
İzin istemeden, kendim olabildiğim bir yere diye cevapladı Anna, bir fincan çay doldururken.
Daniel, başı dağınık ve şaşkın bir halde kapının önünde belirdi. Ne oldu burada?
Yeni bir şey yok diye cevap verdi Anna, ona bakmadan. Sadece bugün her şey bitecek.
Odada kıyafetlerini bir valize doldurmaya başladı. Hareketleri yavaş ama kararlıydı. Daniel sessizce izliyordu, ne durdurup ne de bırakacağına karar veremiyordu.
Annie, lütfen, bunu yapma. Konuşup, her şeyi çözebiliriz.
Yıllarca konuştuk diyerek gözlerini kaldırmadı. Ben konuşurken sen susuyordun. Sessizliğin bir kelimeden daha ağırdı.
Margaret kapıda bir heykel gibi durdu, çöküşe geçecek bir taş gibi.
Böyle gidemeyezsin! Bir aileyi terk etmez!
Anna ona doğrudan gözlerinin içine baktı. Bir aile birinin gitmesiyle yok olmaz. Birinin diğerine saygısını bırakmasıyla yıkılır.
Valizi kapattı, arabanın ve dairenin belgelerini, çantasını, paltosunu aldı.
Daniel ona doğru bir adım attı. Gerçekten mi gideceksin?
Ben zaten gittim dedi. Geriye sadece bedenim kaldı.
Geri dönmeden geçip gitti. Koridorun havası toz ve özgürlük kokuyordu. Her adımı, yılların sessizliğini kesen temiz bir bıçak gibiydi.
İki hafta sonra Anna, sakin bir mahallede küçük bir stüdyo kiraladı. Beyaz duvarları ve tek bir penceresi vardı; ama orada nefes alabiliyordu. Her sabah kahvesini pencere kenarında, şehrin yavaş trafiğine bakarak içerdi. Yalnızlık zor olsa da, en nihayetinde ona ait bir şeydi.
Geceleri sessizlik üzerine bir ağırlık çökerdi. Çocukların kahkahalarını, eski mutfakta tabakların çınlamasını düşlerdi. Gözleri dolu bir şekilde uyanırdı; korku değil, eksiklikten ağlardı.
Bir gün telefonu titreşti. Danielden bir mesajdı:
Umarım iyisindir. Çocuklar seni soruyor.
Anna mesajı birkaç kez okudu, ardından yanıtladı:
Onlara söyle ki seviyorum. Yakında görüşürüz.
Telefonu kapattı. Gözyaşları hafifçe süzüldü; hüzün değil, rahatlama doluydu.
Kısa bir süre sonra küçük bir iç mimarlık ofisinde iş buldu. Başta temizlik yapıyor, yardım ediyor, izliyordu. Renk ve düzen tutkusunu gören patron, ona kendi başına çalışmasını teklif etti. Bir gün bir müşterisi ona gülümseyerek:
Sakinlik yaratma yeteneğin var.
Anna da gülümseyerek, yıllar içinde ilk kez birinin kendisinde gördüğünü hissetti.
Bu arada Margaret daha da sessizleşti. Geceleri televizyonun önünde oturur, konsantrasyon kaybederdi. Evde her şey ona Annayı hatırlatıyordu: perdeler, tabaklar, sessizlik. Daniel çocuklarla rutinine devam ederken, ev kadın sesinin eksikliğiyle boştu.
Bir öğleden sonra Daniel, çocukları Annanın stüdyosuna götürdü. Anna onları gördüğünde koştu, sıkıca sarıldı. Elisa ağladı, Mark boynuna kaçtı. Daniel kapıdan izlerken suçluluk ve şefkat karışımı bir hisle doldu.
Yer güzel olmuş dedi.
Küçük ama benim diyerek yorgun bir gülümseme verdi.
Sessizlik hâkim oldu; bu kez acı vermiyordu.
Ne zaman ister isen gel, diye ekledi Anna. Onların büyümesi kin içinde olmamalı.
Daniel yavaşça başını salladı. Teşekkürler. Sadece merak ettim iyi misin?
İyi olmam gerekmez, dedi. Sadece özgür olmalıyım.
Aylar sonra Anna bir mektup aldı. El yazısı Margarettandı.
Anna,
Belki sana bir aileyi göstermek istedim ama sadece seni korkuttum. Seni özlüyorum. İstersen, Pazar günü yemeğe gel. Suçsuz, sadece insanlar gibi.
Margaret
Anna mektubu uzun uzun avuçlarında tutup bir süre baktı, sonra gülümsedi. Gidip gitmeyeceğini bilmiyordu. Kırık bir şeyi onarmak mümkün olmayabilir ama kanamayı durdurmak elbette mümkündü.
Balkona çıktı. Şehir sessiz, hava yağmur kokuyordu. Uzak ışıkları izledi, derin bir nefes aldı.
Artık birinin eşi ya da itaatkar damat değildi. Sadece Anna, her şeyi kaybettikten sonra sesini bulmuş bir kadındı.
Uzakta bir tramvay geçti. Işıklar gözlerinde yansıdı. Anna gülümsedi. Yarın ne getireceğini bilmiyordu ama ilk defa korkmuyordu.
Çünkü sonunda, yalnız kendine ait olmayı başarmıştı.




