Senin için O Kimse Değil

Bundan yıllar önce, İstanbulun eski bir mahallesinde, bir kahvehanenin köşesinde oturmuş, elindeki Türk kahvesi fincanını kenara iten Mehmet, Ayşenin gözlerine bakmıştı.
Belki de artık senin oğlunla tanışma vakti gelmiştir, dedi içindeki heyecanı saklamaya çalışarak.
Ayşe bir an donakaldı, sanki sözler ona hiç beklemediği bir darbe vurmuş gibiydi.

Bu kadar çabuk ilerlemek zorunda mıyız? diye yanıtladı sesi hafif, ama omuzlarındaki gerilim tüm hâlâ hâlâ içindeki korkuyu ortaya koyuyordu. Mert, henüz annesinin bir başkası olduğunu anlamaya çalışıyor.
Mehmet hafifçe hatırlattı: Dört aydır görüşüyoruz, taşınmanı ya da hemen bir aile kurmamı istemiyorum. Sadece, bu küçük çocuğun kim olduğunu daha iyi tanımak istiyorum.

Ayşe pencereden dışarı baktı ve fısıldadı: O henüz yedi yaşında. Oğlumu bir şekilde incitmek istemiyorum
Mehmet ise: İncitmek mi? Ayşe, beni de anla. Eğer beni hayatından uzak tutacaksan, bu ilişkinin ne demek olduğunu söylemek zor.

Ayşe dönüp ona bir anlık korku, ama ışığın oynaşması kadar çabuk kaybolan bir şey bakışını gönderdi.
Tamam, dedi sonunda, iki hafta içinde bir şeyler ayarlayalım, bana hazırlamam için zaman ver.

İki hafta üç aya uzandı. Her seferinde yeni bir bahane belirdi: Mert hastalandı, sınavı vardı, morali bozuktu. Sonunda Ayşe bir cumartesi günü Mehmeti davet etti.

Mert incecik, koyu gözlü ve yedi yaşına göre çok ciddi bir çocuktu. Kanepede sıkıca elindeki oyuncak arabayı tutmuş, temkinli bakıyordu.
Selam, dedi Mehmet yanına otururken, bu ne güzel araba!
Mert sessizce onu inceleyerek bakıyordu.
Haydi Mert, sesini duyur, dedi Ayşe kapıdan, kollarını göğsünde çaprazlayarak.
Merhaba, diye fısıldadı çocuk.

Mehmet ısrar etmedi. Telefonundan arabasının fotoğrafını göstererek, Bu arabayla bir gün gezeriz, ister misin? diye sordu. Mertin gözleri ışıldadı ama bir bakış attı annesine.
Belki, dedi Ayşe kuşkuyla.

Zaman geçtikçe buzlar eridi. Ayşe, Mehmetin Merti yürüyüşe çıkarmasına izin verdi. O, çocuğu parklara, hayvanat bahçelerine, sinemalara götürdü, istediği oyuncakları aldı, motor çalıştırmanın sırlarını anlattı. Çivi çakma ve tornavida tutma konularını gösterdi.

Şu yeri saat yönünde çevir, diyerek küçük elini yönlendirdi Mehmet, hissediyor musun dişlinin nasıl döndüğünü?
Mhm, dedi Mert, dilinin ucunu çıkararak. Ya ters çevirirsem?
O zaman geri çevirirsin, diye gülümseyerek cevapladı Mehmet. Ama sorun yok, yeniden başlarsın.

Saatlerce arabada uğraştılar, Mert aletleri eline alıp sorular soruyor, kolunu yağla kirletiyor ve mutluluktan parlıyordu. Akşamları masa oyunları oynar, Ayşe akşam yemeği hazırlarken birlikte gülüşürlerdi.

Balık tutmak da aralarındaki bir gelenek hâline geldi. Her ikinci Pazar, nehir kenarına gider, oltaları yerleştirir, suyun üzerinde sallanan yüzer işaretleri izlerlerdi. Mert solucan takmayı, sabırla beklemeyi ve doğru anı yakalamayı öğrendi.

Babacığım, balık yakaladım! diye bağırdı bir gün, olta suya daldığında.
Sakin ol, çabuk çekme, diyerek Mehmet nazikçe yönlendirdi, yavaşça çek, işte böyle.
Küçük bir sazan yakaladı, ama çocuğun yüzündeki gurur her türlü ödülden daha büyük bir hazdı.

Evde ise aksiyon filmlerini izlerlerdi, ama Ayşe bu filmleri Mehmet olmadan açmazdı. Mert yanına oturur, koltuğa yaslanır ve her sahneyi yorumlardı.

Gerçek hayatta böyle olmaz, derdi, kahramanın on düşmanla boğuştuğu sahneye bakarken.
Azıcık abartılıyor, ama esas konu kahramanın sevdiği insanları koruması, diye tamamladı Mehmet. Mert düşünceli bir şekilde başını sallardı.

Mert okulunda matematikle ilgili sorunlar başladığında, Mehmet iki mühendislik diploması ve ekonomi bilgisiyle ona yardımcı oldu.

Bu kesirleri anlamıyorum, diye mırıldandı Mert, bir sayfaya bakarak.
Şöyle düşün: Bir pizzan var, yarısını yedin, bu bir yarı. Ne olur eğer dört parçaya bölüp birini yersen? dedi Mehmet bir kağıt üzerinde.
Bir çeyrek, dedi Mert.
Tamam, şimdi bu problemi pizzayı aklına getirerek çöz.

Beş dakikada not defterine doğru cevap geldi. Başardım! diye coştu Mert. Mehmet de başını okşayarak, Görüyorsun, çok iyisin, dedi. Notları yükselmeye başladı, öğretmen de veliler toplantısında ilerlemesini övdü. Ayşe gururla gülümsedi, Bütün bunlar Mehmet sayesinde, dedi tanıdıklarına.

Mehmet, Merti bir baba gibi gördü. Sabahları nasıl mutlu edebileceğini düşünür, hafta sonlarını planlar, her düşük not için Mertin yanındaydı. Sevgi sessizce, fark edilmeden kök saldı kalbine.

Mert on yaşına bastığında, Mehmet bir akşam Ayşeye bir soru yöneltti.

Evlenelim mi? diye sordu.

Ayşe dergiye bakarken gözleri şaşkınlıkla açıldı.
Ne?
Zaten bir aile gibiyiz, diye devam etti Mehmet. Seni ve Merti seviyorum, neden bekleyelim?
Ayşe donuk bir yüz ifadesi takındı.

Hayır.
Niçin? diye sordu, beklediği bir ret yoktu.
Zaten evliydim, yetti.
Ben senin eski eşin değilim.
Biliyorum, diyerek sesi yumuşadı. Ama resmi bir bağ kurmak istemiyorum. Şu anki halimiz bana iyi geliyor, senin için de öyle değil mi?

Mehmet bir iç çekti. Kötü bir şey yoktu, ama daha fazlasını istiyordu.
Tamam, böyle olsun.

Yıllar geçti. Üç kişi Ayşenin dairesinde yaşadı, yazları denize, kışları dağlara giderlerdi. Mehmet büyük kısmı masrafları karşılar, karşılığında bir şey istemezdi. Bazen evlilik konusunu gündeme getirirdi, ama Ayşe ısrarla reddederdi.

Mert on üç yaşına bastığında, çocuk yapalım mı? diye sordu bir gün Mehmet.
Ayşe uzun bir sessizlikten sonra, Sağlık sorunlarım var, doktorlar riskli olduğunu söylüyor, dedi.
Bir uzmana gidebiliriz, diye ısrar etti Mehmet.
Hayır, Dima. Daha fazla çocuk istemiyorum. Mert yeter, diye cevapladı Ayşe. Mehmet vazgeçti, içindeki hayal kırıklığı sessiz bir acıya dönüştü.

Sekizinci yılın sonunda, Ayşe küçük şeylere takılmaya başladı: bulaşıkları yanlış yıkmak, yüksek sesle konuşmak, diş macunu tüpünü kapağı olmadan bırakmak.

Her şeyi yanlış yapıyorsun, diye bağırdı bir akşam Mehmete işten dönerken.
Ne yanlış? diye sordu.
Her şey!

Mehmet çatışmaları yatıştırmaya çalıştı, ev işlerine daha çok yardım etti, her hareketine dikkat etti, ama Ayşe sürekli bir neden buluyordu.

Belki biraz tatil alırız? diye önerdi.
Hayır, dedi Ayşe sertçe, istemiyorum!

Mert bu gerilimi fark etti, sessiz kalmaya çalıştı, göz önünde olmamaya çabaladı. Mehmet için çocuğun iki ebeveyn arasında sıkışıp kalması acı vericiydi.

Gerçek bir akşam, Mehmet eve erken döndü ve girişte tanımadığı bir erkek ceketi gördü. Kalbi bir an aşağı indi.

Ayşe? diye seslendi.

Ayşe yatak odasından çıktı, kapıyı kapatarak kaçmaya çalıştı, ama Mehmet yatağında bir adam gördü.

Bu düşündüğün gibi değil mi? diye fısıldadı Ayşe.
Gerçek mi? diye boğuk bir sesle sordu. Ne kadar süredir?
Ayşe gözlerini yere indirdi.
Üç ay, dedi sessizce.

Üç ay süren küçük itirazlar, provokasyonlar.
Anladım, dedi Mehmet yavaşça. Sen beni bu kadar zorladın ki ben kendi kendime gitsem diye düşündün.
Sana acı vermek istemedim, diyerek gözyaşları içinde itiraf etti Ayşe. Başka birini bulup hayatımızı cehenneme çevirdim mi? Tam da istediğim gibi.

Mehmet yirmi dakika içinde eşyalarını topladı, Mert dışarıda koşuyordu.

Dima, gidecek misin? diye bağırdı Mert.
Mehmet, çocuğun omuzlarına dokunarak, Mert, her zaman yanındayım. Bir şey olursa ara, gelirim. Eskiden olduğu gibi tekrar görüşürüz, dedi.
Söz ver? diye sordu Mert.
Söz veriyorum.

Ayşe, bir hafta içinde bu durumu tamamen bitirdi.

Artık benim oğlumla iletişime geçme, dedi soğuk bir sesle, Hayır, Ayşe, sen delirdin mi?
Eğer benimle konuşmaya çalışırsan, dava açarım. Sen onun kimse değilsin, hiçbir hakkın yok, diye ekledi, sanki Mehmet sahte bir gölgeydi.

Mehmet, Sekiz yıl boyunca onu büyüttüm, diye yanıtladı.
Ama ben onun babası değilim. Sen kimsin? diye bağırdı Ayşe.

Telefonları kesti, mesajlar kesildi. Üçüncü günde kısa bir not geldi: Anne benimle konuşmamı yasakladı, özür dilerim.

Yıllar geçtikçe, bir gün tanıdık olmayan bir numaradan gelen arama Mehmeti şaşırttı.

Dima? Benim.
Mert! Allahım, seni duyduğuma ne kadar sevindim! dedi.
Mature oldum artık, anne beni engelleyemez.

İkisi bir kafede buluştu. Mert boyu uzamış, omuzları genişlemişti, ama gözleri hâlâ o karanlık, ciddi bakıştı.

Nasılsın? diye sordu.
Hayatta kalıyorum, diye gülümseyerek cevapladı. Anne çok zor. Her gün kavga, suçlama. Bana, beni bozulduğumu söylüyor.
Ben?
Evet, sen benim yaramaz, asi çocuğumsun. O da annemin erkeklerini kabul etmiyor. Böyle bir kötü evlat oldum, dedi Mert alaycı bir sesle.

Bir ay sonra gece iki de bir Mert, Yorgunum, evden kaçtım. Senin evinde kalabilir miyim? diye aradı.
Tabii, gel.

Ayşe öfkeyle bağırdı, Merti geri getirmesini, evden çıkmasını istedi, ama Mert aramaları kesiyor, iletişimleri sadece tatil mesajları ve nadir kibar sözlerle sınırlı kalıyordu.

Yirmi iki yaşına geldiğinde, Mert artık Mehmeti baba olarak adlandırmaya başladı ve aynı mahallede küçük bir daire kiraladı.

Baba, bir araba almak istiyorum, dedi bir gün. Yardım eder misin?
Tabii ki, dedi Mehmet, bir Cumartesi günü tüm galerileri dolaşarak her modelin artılarını eksilerini tarttılar; eski günlerin bir hatırası gibi.

Mehmet, bir süre sonra Elif adında bir muhasebeciyle tanıştı.

Benim bir yetişkin oğlum var, diye açıkladı, Kanuni değil ama benim için her şeyden daha değerli.
Elif gülümsedi. Çocukları severim. Tanıştırır mısın?

Mert başlangıçta temkinliydi, ama Elif onu aşırı zorlamadı, annesinin yerine geçmeye çalışmadı, sadece yanında oldu, lezzetli yemekler pişirdi, espriler yaptı.

İyi, diyerek Mert, annem gibi değil.

İkisi sessiz bir törenle evlendiler, büyük bir kutlama olmadı. Altı ay sonra Elif hamile olduğunu söyledi.

Baba olacaksın, dedi test çubuğunu uzatarak.
Mehmet kırk beş yaşındaydı, iki çizgi gördüğünde inanamıyordu. Gerçek mi? diye sordu.
Gerçek, dedi Elif.

Mert sevinçle bağırdı: Kardeşim olacak! Harika!
Senin bir sorunun var mı? diye sordu Elif.
Mert kaşlarını çatarak: Neden olmasın? Seni seviyorum, hak ettin.

Mert beşik topladı, duvarları boyadı, aile artık gerçek bir bütün olmuştu.

Ayşe ise hakaret mesajları atmaya devam etti. Mehmet yanıt vermedi, numaraları engelledi, fakat o yeni numaralar alıp yazmayı sürdürdü.

Ne istediğini anlamıyorum, diye itiraf etti bir akşam Elife. Ben hiçbir şey yapmadım, sadece Merti sevdim.
O, kontrolünü kaybettiği için öfkeleniyor, dedi Elif. Mert seni seçti, o da seni affedemiyor.
Ama ben suçlu değilim! diye bağırdı Mehmet.
Hayır, sen gerçek bir babasın, dedi Elif, Hayat yeniden yol alıyor, çocuk geliyor, ilk adımlar, ilk kelimeler. Mert ise hâlâ yanımda, beni babam olarak adlandırıyor ve en iyi büyük kardeş olmaya çalışıyor.

Ayşe her ne söylese de, Mehmet gerçeği biliyordu. O, çocuğu almadı; sadece bir çocuğa sevgi dolu bir kalp verdi. Şimdi ise Mert yetişkin bir adam, hâlâ ona baba diyor ve her zaman yanındaydı.

Eğer bir suç bu ise, ben de her daim cezayı almaya hazırdım.

Rate article
Lifequest
Senin için O Kimse Değil