Seni Çamurdan Kurtaran O Kişi

Oğlum, bir de açıklar mısın, onu nasıl buldun? diye seslendi Fatma Hanım, mutfağın sessizliğini delerek. Köyden gelmiş, okulu olmayan, gelecek vadeden bir kız. Birini seçebilirdin, ama bu kızı eve getirdin

Elif, oturma odasının kapı boşluğunda donmuş gibi durdu. Yüzü kızardı, utanma ve öfke birbirine karışmıştı. İçinde biriken bütün sözleri savurmak isterken, bu evde misafir, bir yabancı olduğunu hatırladı.

Anne, lütfen diye fısıldadı yorgun bir ses, Mehmetin. Sana başlamanı istemiştim.

Ne olmuş da burada bir şey söylememek lazım? diye yanıtladı Fatma Hanım, gözlerini Mehmete çevirerek. Gerçekler kendini kanıtlar. Ahmet Bey, ona söyle!

Elif oturma odasına çekildi, kanepenin kenarına oturdu. Yumuşak minderler ona hiç rahatlık vermedi.

Altı ay önce, Mehmet köye akrabalarını ziyarete geldiğinde pazar yerinde Elifi gördü. İlk bakışta ona aşık olduğunu söyleyerek, parmaklarını öptü ve onu buradan çıkarıp, yeni bir hayat sunacağıma söz verdi. Elif buna inandı.

Nihat Bey ve Fatma Hanım, Elifi hemen kabul etmedi. İlk andan itibaren gözlerinde soğuk bir küçümseme, Mehmetin oğlundan uzak tutma arzusu gördü. Hoş bir tavır takınmamaya, aile yemeklerinde sadece Mehmet üzerinden konuşmaya çalıştılar; Elif sanki görünmez, rusça anlamaz bir varlık gibiydi.

Bu sadece onun geçici bir dalgalanması demişti Fatma Hanım bir gün çay içerken, Elif tuvalete giderken aralanmış kapıdan konuşmayı duyarak. Oyun oynar, sonra bırakır.

Elif o gün sessiz kaldı. Ertesi gün de, bir hafta sonra Fatma Hanım kırsal tavırların hakkında yine zehirli bir şeyler söylediğinde de. Geri dönmek yoktu. Ayrı bir ev bulacak bir para da yoktu. Mehmeti sevmeye devam ediyordu.

Aileye karşı direnişine rağmen, Mehmet Elifle Ağustos ayında evlendi. Küçük bir tören, birkaç dost ve Elifin annesi köyden tek düzgün elbisesiyle geldi. Mehmetin ailesi, sadece bu evliliği onaylamıyoruz diye kısa bir mesaj gönderip ellerini yıkadı.

Düğünden sonraki ilk aylar gergin bir sessizlik içinde geçti. Mehmet bağ kurmaya çalıştı, annesine telefon etti, fakat Fatma Hanım soğuk, tek kelimelik cevaplar verdi. Elif de aileye karşı bir şey söylemedi; sonunda bu onun ailesi, denemek hakkı vardı. Sadece kenarda durdu, küçük kiralık odalarını düzenledi, iş aramaya başladı.

Nihat Bey nihayet buluşmaya razı olduğunda, Elif en güzel bluzunu giydi, saçlarını topladı, çiçek aldı. Fatma Hanım çiçeği, sanki çürük bir balık gibi görüp, suyu olmayan bir kavanoza attı.

İş bulabildin mi? diye sordu oturma odasının başında otururken.

Henüz yok, ama pes etmiyorum diye yanıtladı Elif, sakin kalmaya çalışarak. Uzaktan eğitim almayı düşünüyorum, eğitim almak istiyorum.

Ne kadar asil bir düşünce dedi Fatma Hanım. Mehmet, iki kişi için de çalışacak!

Elif dişlerini sıktı, sessiz kaldı. Mehmet utangaç bir kahkaha attı, bakışlarını annesinden karısına çevirdi.

Elif, bir ay içinde uzaktan eğitime başladı; bu, kaynağını kazanmak için, köy kızından öte bir insan olduğunu kanıtlamak için. Küçük bir firmada belge işleri yaptı, aynı anda ders çalıştı. Yoruldu, not defterlerinde uykuya daldı ama yoluna devam etti.

Bahar geldiğinde Mehmetin ailesi harekete geçti. Fatma Hanım tatlı bir sesle bahçe işlerine yardım istemeye başladı.

Fideleri ekmek, tarla kazmak lazım diyordu annesi. Mehmet tek başına yapamaz, sen köyde büyüdün, alışkın değilsin mi?

Elif uzun bir sessizlikten sonra, Düşünürüm, dedi ve telefonu kapattı.

Ne diyorsun? diye çağırdı Mehmet.

Bahçeye gitmeyeceğim diyerek kararlı bir tavırla yanıtladı. Bu benim işim değil. Ben bir hizmetçi değilim; sadece bir damat değilim.

Mehmet içini çekti ama tartışmadı. Elif, annesinin bir kez daha aramasını bekledi; o da kızım, lütfen çamaşır yıka ya da bakkala git diye bağırıyordu.

Ellerinizde bir şey mi kaldı? diye bağırdı bir gün Elif. Yetişkin, sağlıklı insanlarsınız, bir yardımcı tutun.

Nasıl konuşuyorsun ya, anne! diye öfkeyle bağırdı Fatma Hanım. Mehmet, duymuyor musun? Karım bana karşı çıkıyor!

Mehmet ayaklarını salladı, bir tarafa çekildi, uzlaşma ve saygı üzerine belirsiz bir şeyler mırıldandı.

Ben hizmetçi olmayacağım diye çığlık attı Elif. Beni hatırla, ben gelinim, hizmetçi değilim.

Kapıyı çarparak odadan çıktı, Mehmet ve onun umutsuz çabaları geride kaldı.

Elifin işi bir anda hızlandı; terfi etti, maaşı yükseldi, yeni projeler geldi. Mehmet, yüzünde bir gülümseme saklasa da, sözlerinde bir gerilim hissediliyordu; sanki nazikçe alkışlıyor, içten değil.

Bazen Elif evlenmeyi düşündü. Geceleri uykusuz kalıp, ayrılık senaryoları kurdu. Ama gidecek yeri yoktu; annesi köyde küçük bir evde yaşıyordu, kendi birikimi yoktu, kirada kalıyordu. Bir örümcek ağında sıkışmış bir sinek gibi hissetti.

Bir akşam, Haziranda aile yemeği düzenlendi. Mehmet, Anne, babam daha sakin, bir araya gelmek isteriz, diye ısrar etti. Elif zorunlu bir tebessümle, ağır bir elbise giydi, saçını düşük bir topuza topladı.

İlk dakikadan itibaren barış olmayacağını anladı. Fatma Hanım masayı kurarken, her hareketi bir eziyet gibi görünüyordu. Nihat Bey başta oturmuş, gölgeli bir bakışla Elife bakıyordu.

Oğlumun boynunda oturup da ne yapacaksın? diye bağırdı kayınpeder, salata bittiğinde. Hanehalkı için düşük ücretle mi çalışıyorsun? Para mı alıyorsun?

Ben Mehmetten daha çok kazanıyorum dedi Elif sakin bir sesle. Eğitim masraflarını da kendim karşılıyorum.

Nihat Bey kıkırdadı.

Tabii Sana inanır mıyım? Köyden bir köylü mü, çocuğumun kızını hor görüyor musun?

Baba, artık yeter diye mırıldandı Mehmet.

Ben gerçeği söylüyorum. Birini getirdim Düşündüm ki itaatkar ve minnettar olur. Oysa o başını dik tutuyor, bahçeye gitmiyor, para vermiyor.

Çünkü ben hizmetçi olmak zorunda değilim diye haykırdı Elif. Yardım istiyorsanız, insan gibi nazikçe sorabilirsiniz. Ama siz bana komut verip aşağılamaktan hoşlanıyorsunuz.

Sen bana karıma nasıl konuşuyorsun? diye bağırdı Fatma Hanım.

Hak ettiği gibi! diye karşılık verdi Elif, başını dik tutarak.

Nihat Bey yavaşça sandalyesinden kalktı. Yüzü kızardı, boynu şişti.

Eğer oğlum olmasaydı bağırdı sen hâlâ o pis köyde oturur, ineklerin kuyruğunu çevirirdin! O seni çamurdan çıkardı, sen de burada hak iddia ediyorsun!

Elif de ayağa kalktı, kalbi boğazında çarparken sesi güçlü ve netti:

Senin gibi küçücük, aşağılık bir insanı hiçbir doğru kadın tahammül edemez. Görünüşe göre Fatma Hanım tiranla yaşamaktan zevk alıyor!

Sessizlik bir an için ağırlıktı, boğuyordu.

Nasıl cüret edersin! bağırdı Fatma Hanım, sandalye devrildi. Hemen evimizden çık! Bir daha asla geri gelme! Mehmet, boşanmazsan onsuz bizi arama! Anladın mı? Çıktın buradan!

Elif çantasını alıp, hafif bir kazak giydi.

Mehmet, gidelim.

Mehmet sessizce ayağa kalktı, Elifin ardından yürüdü.

Aileden ayrıldıktan sonra Mehmet değişti. Geç saatlerde eve döner, kanepede Elife dönük oturur, bir şey söylemezdi. Günler geçtikçe sessizliğini korudu, sonunda patlamaya başladı.

Her şeyi mahvettin dedi bir sabah kahve dökerken. Senin yüzünden ailemi kaybettim.

Ben mi? diye sordu Elif şaşkınlıkla. Gerçekten mi?

Sen susmadın, dayanamadın. Hayır, beni hak etmen gerektiğini düşündün.

Beni hak ettin mi? diye yaklaştı Elif, gözlerine baktı. Ben hakaret edildim, sen susuyordun. Hiç bir kez korumadın beni. Hiçbir zaman.

Onlar benim ailem! Ne yapmalıydım?

Tarafını tutmalıydın. Ama sen hala kenarda durdun, her zaman olduğu gibi.

Mehmet omuz silkti, aylarca hüzünle dolaştı, iyi eş ne demek, yaşlılara saygı ne demek diye düşünürken, Elifin gözlerinde aşkın yok olduğunu gördü. Sadece küller ve acı kaldı.

Bir gün dayanamadı ve gerçeği söyledi:

Senin ebeveynlerin küçücük, kötü insan. Sen de onlara benziyorsun. Haklı bir evlat

Mehmet bir çay bardağını duvara fırlattı, parçalar odada dağıldı.

Ben olmasaydım bağırdı, sesi yabancı ve öfkeli. Sen hâlâ o köyde çürür, anlıyorsun? Seni çamurdan çıkardım, normal bir hayat verdim! Nankör!

Elif, Nihat Beyin bir yansımasını gördü: aynı küçümseyen bakış, aynı kendinden emin tavır.

Git diye hırladı Mehmet. Hemen çık.

Elif tartışmadı. Antredeki eski bir valizi çıkardı, eşyalarını sessizce topladı. Taksi çağırdı, valizi kapıya taşıdı, son bir kez döndü:

Sen zayıfsın, Mehmet. Korkak. Kendi ebeveynlerinin bir aynasısın.

Altı ay bir sis gibi geçti. Bir apartmanın küçük odasında, komşular, yabancı kokular, duvarlar arası tartışmalar. Elif, tükettiği her kuruşu biriktirip, mahkemeden boşanma davası açtı. Mehmet hiçbir itiraz etmedi, kağıtları imzaladı, yorulmuş gibi görünüyordu.

Sonbaharda Elif, normal bir daireye kiralandı. Şehir dışı bir tek odalı daire, ama tamamen kendi, dışarıdan hatıra yok. Boş, aydınlık odaya oturdu, pencereden gri gökyüzüne baktı ve uzun zamandır ilk kez gülümsedi. Hayat devam ediyordu. Mehmet, ailesi ve aşağılamalar olmadan. Sadece devam ediyordu ve bu çok güzeldi.

Rate article
Lifequest
Seni Çamurdan Kurtaran O Kişi