Kader Elini Uzattı

Kader uzanıyor

Şebnem Yılmazın bir zamanlar iyi bir ailesi vardı: babası Ahmet, annesi Fatma, her şey yerli yerinde, aile bir bütün gibi. Altıncı sınıfa girince, evin içinde bir şeylerin kırıldığını, bir şeylerin ters gittiğini fark ediyor. Çünkü anne ve baba alkolle boğuşmaya başlamış; önce baba, sonra da anne. Lise sonuna yaklaşınca, bu çamurdan çıkmanın, normal bir hayata dönmenin mümkün olmadığını anlıyor. İkisi de giderek diplere batıyor.

Bazen baba annayı söyler, Şebnem de ortada kalır; ebeveynlerin öfkesi ona yönelir.

– Neden bana bunlar geliyor? diye ağlayıp, dolap arkasına saklanıyor, gölgede kalıyor, anne ve baba ona hakaret ediyor.

– Hadi koş, markete gidip çerez al diye babası akşam karanlığında bağırıyor, fakat Şebnem korktuğu için dışarı çıkmak istemiyor. Babası koşamazsa, bir yumruk çarpmaktan çekiniyor.

– Vildan komşuya gidip borç iste, para istemeden gelme diye annesi kapıdan itiyor.

Büyük olduğunda, babası ve annesi içkilerindeyken evden kaçıyor. Onuncu sınıfta, karanlıktan korkmuyor, alışmış. Köy kenarındaki harap bir evde saklanıyor, sabah erken eve dönüp defterlerini alıp okula koşuyor.

Bir gün karar veriyor:

– Okulu bitirince mezuniyet belgesini alıp köyden kaçacağım, bir ilçeye gideceğim, belki bir yere kaydolurum. Ama önce birikim yapmalıyım, kuruş kuruş biriktireceğim diyerek gizlice para toplamaya başlıyor. Çok zor, ama yine de birikim yapıyor.

Mezuniyet belgesi düşük notlarla dolu, okulu zar zor bitiriyor. Pasaportunu, bir çantada sakladığı birikimini alıyor ve ilçeye doğru yola çıkıyor. Ailesine bir şey söylemiyor; kimse ona ne diyecek bilmiyor. Eğitim almak, normal bir aile kurmak, herkes gibi bir hayat sürmek istiyor, sadece var olmak istemiyor.

Şehir Şebnemi iyi karşılamıyor. Bir meslek yüksekokulu buluyor, belgelerini teslim etmek istiyor, ama başvuru yapan çok kişi var, notların bu düşükse kabul edilme ihtimalin yok, ücretli eğitim de alacak paran yok diyorlar. Hayalleri yıkılıyor, Şebnem otobüs durağının yanındaki bankta oturup düşünmeye başlıyor.

Etraf hareketli, insanlar bir yere koşturuyor.

– Herkesin bir amacı var diye düşünüyor herkes bir şeylere koşuyor, ama benim gidilecek bir yer yok. Ne yapacağım, ne yapmalı, param az. Eve dönmek de mümkün değil; orada beni ne bekliyor? Burada kalacak da yerim yok.

Gece kararmaya başladığında yanına yaşlı, tombul bir kadın yaklaşıyor. Elinde küçük bir çanta var.

– Kızım, burada neden oturuyorsun? Uzun zamandır seni izliyorum. Markete gittiğin, geri döndüğün, yine burada oturduğun gördüm. Bir sorun mu var? diye soruyor.

– Oturuyorum, gidecek bir yerim yok. Köyden geldim, meslek yüksekokuluna girecektim ama belgelerim kabul edilmedi, notlarım kötü, para da yok diye ağlıyor Şebnem.

– Burada kimsen yok mu?

– Hayır. Eve dönmek istemiyorum ve yapamıyorum. Ailem tek bir içki peşinde, geri dönersem ben de öyle olurum

– Üzülme. Seni anlıyorum, evden kaçmaya karar verdiysen, artık bir şeyler planlamalısın. Ben de bir erkek öğrenci yurdunda kalıyorum ama seninle geliyorum. Geceyi burada geçirme, uygun değil. Ben Nalan Şeker, herkes beni sadece Şeker teyze diye çağırıyor.

Şebnem tereddütle ayağa kalkıyor, neyle karşılaşacağını bilmiyor.

– Korkma kızım, ben de evsiz kaldım. Kendi kızım beni hiçbir şey bırakmadı, dolandırdı, ben şimdi bir öğrenci yurdunda temizlikçi olarak yaşıyorum.

Şebnem bir anlık bir güven duyuyor ve Şeker teyzenin yanına doğru yürürken şöyle anlatıyor:

– Kızım Tülay, trenlerde konduyordum. Uzun yolculuklar yaptım, bir iş adamı tanıdım. Parasını bana istedi, birlikte bir iş kurmak istedi. Benim ne param var? Bahçemden sebze meyve, keçi, tavuk. Köyde güzel bir evimiz vardı, tek başıma yaşıyordum. Tülay evi satıp beni buraya getirdi, biraz parasını da sakladı. Ama iş adamı beni kandırdı, kızım da ortadan kayboldu. Temizlikçi olarak tren garına alındım, yurt odası verildi. Gözümde bir şey yanlış olduğunu hemen anladım.

Yurt odasına geldik. Şebnem çok yorgun, iştahsız yemek yiyor. Şeker teyze diyor ki:

– Sabah seni kafede müdüre götüreceğim, istasyona yakın. Orada sürekli eleman gerekir, işçi çevirimi çok. Sen genç, sağlıklısın, güzel görünüyorsun. Anton adında bir adam seni alacak, o zaman yurt odasında kalabilirsin. Belki kader sana bir el uzatır, güzel bir gençle tanışırsın, her şey yoluna girer. Neredeyse hiç kimse şehirde mutluluğa ulaşamaz, nadiren olur.

– Çok teşekkür ederim Şeker teyze, yolculuğumda bana yardım ettiğiniz için, iyiliğiniz için diyor Şebnem ve çabucak uykuya dalıyor.

Şebnem daha önce hiç bir erkeğe yaklaşmamıştı. Kader ne getirecek bilmezdi Fakat Şebnem kafe müdürü Aliye ilk görüşte aşık oluyor. Genç, güleryüzlü, yakışıklı bir adam, Şebnemi sorularla boğuyor, o da cevap veriyor. Şebnem, Alinin gülümsemesi karşısında bir tavşan gibi donup kalıyor.

Ali, nazikçe gülerek Şebnemi garson olarak işe alıyor, ona bir oda ayırıyor. Ara sıra ona küçük hediyeler veriyor: ruj, maskara, hafif bir parfüm. Şebnem hayranlıkla izliyor. Bir akşam iş çıkışı Ali şöyle diyor:

– Şebnem, arabaya otur, seni evine bırakayım, günün yorgunluğunu at.

Şebnem kızarıp mutluluktan yanıyor, sabah işe koşuyor.

– Şansım mı var? Hayatımda bir dönüm noktası mı? diye düşünüyor.

Yurdada geç saatlere kadar kalıyor. Bir hafta sonu dışarıda, bir genç ona yaklaşıyor.

– Merhaba, burada mı oturuyorsun? diye soruyor.

– Evet, ikinci kattayım

– Ben de burada oturuyorum, ben Mete, uzun yol kamyon şoförüyüm. Köyden geldim para kazanmak için, ama yine de köye dönüp yaşamak istiyorum. Sen kimsin? Önceden seni burada görmemiştim.

– Şebnem ben de köyden yeni geldim diyor Şebnem, köye dönmeyi düşünse de şehrin cazibesine tutunmuş.

Zaman geçiyor. Şebnem, Mete ile arkadaşlaşıyor, o geldiğinde köy ve şehir hikayeleri anlatıyor, şekerleme gibi tatlı sohbetler yapıyor. Ancak Şebnemin kalbi Aliye aittir.

Ali, Şebneme bir daire kiralıyor ve Şebnem yurdadan taşınıp oraya yerleşiyor. Ali ona uyarıyor:

– Şebnem, evliyim ama seni çok seviyorum, ihtiyacın olan şey ne olursa olsun karşılayacağım. Yaz geldiğinde seni denize götüreceğim.

Şebnem bu ilgiye alışmış, aşkla dolup taşıyor, bir gün hamile olduğunu fark ediyor. Aliye haber vermek için akşam eve geldiğinde:

– Anton biz bir çocuğumuz olacak

Ali soğuk bir sesle cevaplıyor:

– Ne diyorsun? Ben sana ailemin, iki çocuğum olduğunu söylemiştim, çocuğum yok. ve bir paket para masaya bırakıyor, Üç gün içinde bu işi bitir diyor, ardından kapıyı çarparak çıkıyor.

Şebnem, Şeker teyzenin Şehirde mutluluğa koşanlar nadiren gerçek mutluluğu bulur sözlerini hatırlıyor. Biraz sakinleşip eşyalarını topluyor, daireyi posta kutusuna anahtarını atıyor, yurdun odasına dönüyor. Tek başına kalamıyor, Şeker teyze ona çay ikram ediyor.

– Ah, kızım, işte kaderin nasıl bir el uzattığını göreceksin diyor Şeker teyze.

Şebnem ağlayarak omzuna yaslanıyor:

– Neden bu kadar acımasız, onu seviyorum

– Erkekler böyle; kendileriyle ilgilenmezler. Ağlama, günah etme. Çocuğu doğur, bu senin sorumluluğun. Hayat sürprizlerle dolu, ama sonunda senin çocuğun ne demek olduğunu anlayacaksın. Şimdi kader seni sınıyor; dayan, belki de bir gün yardım eli uzanır diyor Şeker teyze.

Şebnem rahatlıyor, gözleri kapanıyor, birden arkada bir ses duyuyor:

– Şebnem, merhaba, geri döndün mü? diye sevinçle bağırıyor Mete.

Mete şeker getirmek için odasına koşuyor, Şebnem gözyaşları içinde gülüyor, iki arkadaş çay içerken Şeker teyzenin kader el uzatır sözünü tekrar hatırlıyor.

Zaman geçiyor. Şebnem ve Mete köyde birlikte yaşıyor, evlerini yeniliyor, ikinci katı inşa ediyor. Yakında bir kız çocuğu dünyaya gelecek, bir oğlu da üç yaşında. Mutlu, huzurlu bir yaşam kuruyorlar.

Rate article
Lifequest
Kader Elini Uzattı