Eşsiz Bir Hayırsever: Eşsiz Bir Hoca, Üç Yetimi Sahiplenmeyi Kabulleniyor

Prof. Ahmet Yıldız otuz yaşına bastığında, evli değildi, çocuğu da yoktu; yalnız bir kiralık daire ve öğrencilerin hayalleriyle dolu bir sınıfı vardı.
*Düşünsene, bir nişan fotoğrafı gibi bir sahne.*

Bir öğleden sonra yağmur damlaları havayı süslerken, koridorun köşesindeki fısıltılarda üç yetim çocuğun Elif, Zeynep ve Ali ebeveynlerinin bir kaza sonucu vefat ettiğinden bahsedildi. Yaşları on, sekiz ve altı idi.

Bunlar büyük ihtimalle bir yetimhaneye konulacak, dedi bir ses. Kimse onlara göz dikmez. Çok pahalı, çok sorunlu.

Ahmet bir an durakladı; o gece hiç uyuyamadı.

Ertesi sabah, üç çocuğu okulun merdivenlerinde, ıslak, aç ve titreyen halde gördü. Kimse onları almaya gelmemişti.

Haftanın sonunda, kimsenin cesaret edemeyeceği bir adımı attı: evlat edinme belgelerini tek başına imzaladı.

Çevredeki herkes gülmeye başladı.

Delisin! diye bağırdılar.
Yalnızsın, bak kendine nasıl bakacaksın.
Yetimhaneye gönder, orada daha iyi olur.

Ama Ahmet dinlemedi.
Yemeklerini hazırladı, kıyafetlerini onardı, derslerini gece yarısına kadar destekledi.
Maaşı mütevazı, hayat zorlu, ama evinin duvarları her zaman bir kahkaha yankısıydı.

Yıllar geçti, çocuklar büyüdü.
Elif çocuk sağlığı uzmanı, Zeynep cerrah, Ali ise çocuk hakları savunuculuğu yapan tanınmış bir avukat oldu.
Mezuniyet törenlerinde sahneye çıktıklarında aynı cümleyi söylediler:

Anne babamız yoktu, ama vazgeçmeyen bir öğretmenimiz vardı.

Karanlık bir İstanbul akşamı, yirmi yıl sonra Ahmet Yıldız, ön merdivenlerde beyazlayan saçlarıyla oturuyordu; gülümsemesi hâlâ sakin.

Eskiden alay eden komşular şimdi saygıyla selamlıyor, uzak akrabalar ise bir anda geri dönüp sahte bir ilgi gösteriyordu.

Ama Ahmetin gözleri, ona Baba diye seslenen üç genç üzerinden süzülürken, kalbinde şimdi bir aileye kavuşmuş olmanın sıcaklığı çarpıyordu.

Yıllar süzüldükçe Ahmet ile üç evlat arasındaki bağ daha da güçlendi.
Elif, Zeynep ve Ali, nihayet kariyerlerinde zirveye ulaştıklarında, ona bir sürpriz hazırlamaya karar verdiler; Aldıkları her şeyin karşılığı bir hediye olamazdı.

Güneşli bir öğleden sonra, Ahmeti arabayla bir yerlere götürürken, nereye gidildiğini söylemediler.
Elli yaşındaki Ahmet, arabayı ağaçların süslediği bir yola çevirirken, şaşkınlıkla Nereye gidiyoruz? diye mırıldandı.

Durduklarında gözlerinin önünde, çiçeklerle bezenmiş, beyaz bir villa yükseliyordu; girişte altın harflerle Yıldız Ev yazıyordu.

Ahmet bir an için gözlerini kırpıştırdı, kalp atışı yavaşladı.

Bu ne? diye sessizce sordu.

Ali kolunu uzatarak sardı:

Bu senin evin, baba. Bana her şeyi verdin. Şimdi sırada senin güzel bir yerin var.

Onlar ona sadece evin anahtarını değil, aynı zamanda yolu süsleyen gümüş bir arabayı da verdiler.

Ahmet gözyaşları içinde, hafif bir kahkaha atarak, Gerekmiyordu Ben hiçbir şeye ihtiyacım yoktu. dedi.

Zeynep nazikçe gülümsedi:

Ama sana vermek zorundaydık. Senin sayende gerçek bir aileyi öğrendik.

O yıl, Ahmeti birinci kez yabancı topraklara götürdüler: İstanbuldan Parise, Londranın sisli sokaklarına, Ardahanın karla kaplı dağlarına.
Küçük bir kasabadan hiç ayrılmamış olan Ahmet, dünyayı bir çocuğun gözleriyle keşfetti.

Eski meslektaşlarına kartpostallar gönderdi; her birine aynı imzayı attı:

Prof. Ahmet Yıldız üç çocuğun gururlu babası.

Uzak kıyılarda güneşin batışını izlerken, içindeki derin bir hakikati fark etti:

Bir zamanlar üç çocuğu yalnızlıktan kurtarmıştı,
ama gerçek anlamda, onları kurtaran onlardı.

Rate article
Lifequest
Eşsiz Bir Hayırsever: Eşsiz Bir Hoca, Üç Yetimi Sahiplenmeyi Kabulleniyor