Eski bir gün, Eylül doğumhaneden eve döndüğünde mutfakta ikinci bir buzdolabıyla karşılaştı. “Bu benim ve annemin, sen kendi yiyeceklerini buraya koyma,” dedi kocası sertçe.
Eylül, kapıyı omzuyla iterek içeri girdi, göğsüne sıkıca sardığı küçük Ali’yi taşıyordu. Ekim ayının rüzgârı hâlâ ceketinin altına sızmayı başarmıştı, şimdi sadece sıcaklık, sessizlik ve huzur istiyordu.
Doğumhane geride kalmıştı, önünde ise yuvası büyükannesinden miras kalan ve evlenmeden önce kendi adına geçirdiği daire. Her köşesi tanıdık, tavanındaki her çatlak geçmişi hatırlatıyordu. Burası güvende olması gereken yerdi.
Kaan önden girdi, ayakkabılarını çıkarıp koridora fırlattı, montunu da öylece yere attı. Eylül eşikten adımını attı ve donup kaldı. Bir şeyler ters gidiyordu. Havada yabancı bir koku vardı onun parfümü değil, onun el kremi değil. Çiçekli bir esans, keskin ve alışılmadık bir aroma ile karışmıştı.
“Hadi gel, öylece dikilme,” diye seslendi Kaan, arkasına bakmadan.
Eylül ayakkabılarını çıkardı ve yavaşça koridorda ilerledi. Salon loştu, kanepe üzerinde tanımadığı, gül desenli bir yastık duruyordu. Sigara masasında yapay çiçeklerle dolu bir vazo bir hafta önce orada değildi.
Mutfakta tencere tava sesleriyle karşılaştı. Ocağın yanında kayınvalidesi Sultan Hanım, önlüğünü giymiş, coşkuyla tencerede bir şeyler karıştırıyordu. Saçları özenle taranmış, boynunda inci kolye, dudaklarında ruj sanki misafir ağırlamaya hazırlanıyordu, gelini doğumdan dönecek diye değil.
“Ah, Eylülcüğüm! Sonunda!” diye bağırdı Sultan Hanım, tencereyi bırakmadan. “Bebeği gösterir misin? Hadi çabuk getir, bir bakayım!”
Eylül içgüdüsel olarak bir adım attı ama gözleri karşı duvarın yanındaki devasa, parlak bir şeye takıldı: Eski buzdolabının yanında, yeni, gümüş renkli, üretici etiketleri hâlâ üzerinde duran bir buzdolabı belirmişti.
“Bu nereden çıktı?” diye sordu Eylül şaşkınlıkla kayınvalidesine baktı.
Sultan Hanım arkasını döndü, ellerini önlüğüyle sildi ve sanki bir sürpriz yapmış gibi gülümsedi.
“Aldık! Kaan bizimle geldi, geniş ve güzel bir tane seçtik. Artık mutfakta düzen olacak. Özellikle bebek varken sağlıklı beslenmek lazım. Bunu anlarsın, güzelim, değil mi?”
“Bizimle mi?” diye sordu Eylül. “Kiminle?”
“Tabii ki benimle!” diye şaklattı kaşığı Sultan Hanım. “Artık ben de burada yaşayacağım, size yardım edeceğim. Kaan’ın sana söylediğini sanıyordum.”
Eylül’ün yüzünden kan çekildi. Ali kollarında mızıldanmaya başladı, o da içgüdüsel olarak bebeğini daha sıkı sardı.
“Kaan?” diye seslendi Eylül, kapıya doğru dönerek.
Kaan tam o sırada mutfağa girdi, ellerinde iki poşet market alışverişi. Yüzü yorgun, bakışları uzaklardaydı.
“Ne oldu?”
“Annen dedi ki artık burada yaşayacakmış?”
Kaan başını salladı, sanki ekmek bitmiş gibi basit bir cevap veriyordu.
“Tabii ki. Yardıma ihtiyacın var. Annem bir süreliğine buraya taşınmayı kabul etti, sen toparlanana kadar.”
“Bir süreliğine mi?” diye kaşlarını çattı Eylül. “Peki ya buzdolap meselesi?”
“Ah, o mu?” Kaan poşetleri masaya bıraktı, burnunu ovuşturdu. “Annem aldı, kendi yiyecekleri ayrı olsun diye. Bilirsin, onun özel diyeti var.”
“Özel diyet,” diye yavaşça tekrarladı Eylül. “Benim evimde.”
“Eylül, yine başlama. Yorgunum. Annem sadece yardım etmek istiyor, sen hemen geriliyorsun.”
Sultan Hanım kendinden emin bir şekilde yeni buzdolabını açtı ve alışveriş poşetlerini boşaltmaya başladı. Eylül onun hareketlerini izledi: yoğurtlar, peynirler, etiketli şişeler, kutularda sebzeler.
“Gördün mü,” dedi Sultan Hanım buzdolabının kapağını kapatarak. “Artık herkesin kendine ait yeri var. Ve kimse kimseyi rahatsız etmeyecek.”
Eylül bir şey söylemek istedi ama Ali ağlamaya başladı. Hemen beslenmeli, temizlenmeli, uyutulmalıydı. Yorgunluktan başı zonkluyordu, hiç gücü kalmamıştı. Tüm sorular arka plana itildi.
“Git, git, bebeği besle,” diye işaret etti Sultan. “Ben bu sırada düzeni sağlarım.”
Eylül yavaşça mutfaktan çıktı ve yatak odasına gitti. Orada da bir şeyler değişmişti. Komodinin üzerinde yabancı eşyalar vardı el kremi, parfüm şişesi, saç fırçası. Sandalyenin üzerine atılmış bir bornoz, kesinlikle onun değildi.
“Kaan,” diye seslendi Eylül alçak bir sesle, yatağa oturarak.
Kaan kapıda belirdi.
“Ne var daha?”
“Neden annenin eşyaları yatak odamızda?”
“Salonda kanepede yatıyor, ama eşyalarını oraya koydu, koridorda engel olmasın diye. Ne fark eder ki?”
“Fark eder, çünkü bu benim evim.”
Kaan öyle bir iç geçirdi ki, Eylül’ün anlamsız bir şeyi abarttığını düşünüyor gibiydi.
“Eylül, bırak artık. Annem yardım etmeye geldi, sen hemen her detayı sorun yapıyorsun. Yardımsız tek başına bebekle uğraşmayı mı tercih ederdin?”
Eylül cevap vermedi. Ali süt emiyordu, minik burnu hafifçe hışıldıyordu, bu sırada Eylül’ün kafasında daha da huzursuz düşünceler dönüyordu




