Kendi Emekli Maaşıyla Çocuk Büyüten Annenin Şaşırtıcı Alışveriş Merkezinde Yaşadığı Bir Gün: Oğlu Onu Beklenmedik Bir Şeyle Karşılaştırdı!

Kendi başına bir çocuğu tek başına büyüten Emine, emek maaşından geçimini sağlayan bir kadın. Bir gün onu İstanbuldaki bir AVMye götürmek istedi ve oğluna beklenmedik bir şey söyledi.

Otobüs hafifçe sallanıyordu, ama Deniz gözleri büyük bir iki çikolata parçası gibi camdan dışarı bakıyordu. Büyük şehre hiç gelmemişti. Aslında Emine de sık sık oraya çıkmazdı. Köypazarev işte onun dünyası buydu.

O sabah, kalbinde bir sıkıntı hissetti:

Hadi bakalım, ne diyorsun anne?

AVMye, anneciğim, dedi Deniz, öğretmeninin kullandığı büyük şehir kelimesini gururla söyleyerek.

Emine gülümsemesini başörtüsünün altına sakladı. Emek maaşını, kapıdan satılan yumurta, yeşillik, maydanoz demeti ve birkaç kavanoz biber salçası ile biriktirmişti. Malları hiç tanımazdı; sadece Denizi mutlu görmek için biriktirmişti.

Denizin babası yurt dışında çalışıyordu. Sadece iki yıl diye söz vermişti ama dört yıldan fazla geçmişti. Babası ise bir gün şehre iş aramaya gittiğini söyleyip bir daha dönmemişti. O günden beri Denizin dünyası iki kırışık ama sevgi dolu elin etrafında dönüyordu.

Büyükannenle utanma, tamam mı? diye sordu Emine, bir akşam öncesi.

Utansam ne olur? Sen benim her şeyimsin, büyükanne, diye yanıtladı Deniz, büyük bir çocuk gibi ciddiyetle.

Otobüsten indiğinde, AVM önlerinde parıldayan cam duvarlarla yükselmişti. Emine göğsünde bir nefes aldı, sanki başka bir dünyaya adım atacakmış gibi hissetti.

Bu gerçek bir bina, şaka değil diye fısıldadı.

Haydi, anneciğim, içeri ne olduğunu göstereyim!

Kapılar kendiliğinden açıldı ve Emine bir anda irkildi.

Aman Tanrım, sanki cennet kapıları açılıyor, diyerek ellerini göğsünde birleştirdi, birinin gülmemesi için.

İçeride soğuk ışıklar, müzik ve koşuşturan insanlar vardı. Markalı çanta taşıyan gençler, yüksek topuklu ayakkabılarla yürüyen kadınlar, dergilerden fırlamış gibi giyinmiş çocuklar. Emine ve Deniz bir film setine girmiş gibi hissettiler.

Deniz elini sıkıca tutuyordu, Emine ise onu bir hazine gibi tutuyordu.

Bak anneciğim, orada kıyafetler var. Şu tarafta oyuncaklar. TVde gördüğümüz o ekibi de görüyor musun?

Bir sürü şey hepsi çok fazla, diye gözleri doldu.

İçeri girdiklerinde çocuk kıyafetleri satan bir dükkanla karşılaştılar. Renkli ve düzenli asılmış elbiseler, evdeki üç tişört ve iki pantolonun yıllardır çekiştiği düzensizliğinden çok uzaktı.

İstediğiniz her şeyi deneyebilirsiniz, dedi gülen bir satış danışmanı.

Emine utanarak Hayır, sadece bakıyoruz, dedi.

Deniz ise zaten mavi bir kapüşonlu, göğsünde küçük bir süper kahraman baskılı tişörtü eline almış, parmaklarıyla keşfederken.

Anneciğim sadece nasıl durduğunu görmek istiyorum, almayacağız, dedi.

Rafın önünde, Eminenin küçük maaşı, faturalar, yağ, şeker, ilaçlar bir arada duruyordu. Ama bunların üstünde çocuğunun mutluluğu daha büyük bir düşünceydi.

Al bakalım, dene, dedi kararlı bir sesle.

Deniz kapüşonu üzerine geçirdi. Kapüşon omuzlarına tam oturmuş, sanki ona göre dikilmişti. Kendine bakınca bir an için yıpranmış dizleri ve yıpranmış kıyafetleri unutmuş gibi hissetti. Reklamlarda gördüğü şehir çocukları gibi görünüyordu.

Anneciğim artık şehir çocukları gibi görünüyorum, diye mırıldandı, fazla sevincini gizlemeye çalışarak.

Emine gözlerinden bir damla süzüldü.

Eskiden de güzel görünüyordun, ama bu senin için özel gibi, dedi.

Fiyatı gördüğünde kalbi sıkıştı. Birkaç gün ekmek, kaç kilo un, kaç tramvay bileti bu parayla alınabilirdi diye düşündü. Sonra Denise baktı; kapüşonunu nazikçe çekip yerine koymaya çalışıyordu.

Anneciğim, alalım. Biraz pahalı ama alalım, dedi.

Deniz göz kırptı, inanamaz bir ifadeyle.

Cidden mi, büyükanne?

Cidden. Ve ona iyi bak, o da bir söz gibi; büyüyüp bir gün beni bir AVMye götürmeni bekliyor.

Diğer oyuncak reyonlarında dolaşırken Deniz her arabaya, legoya, ışıklı bir tüfeğe hayran kaldı ama hiç bir şey istemedi. Yedi yaşında bir çocuğun farkı, isteklerin parayla ölçüldüğünü bilmesiydi; para gökyüzünden düşmez, büyükannenin çatlak ellerinden gelir.

Sakın gitme, anneciğim, dedi Emine, dizlerinin ağrıdığını hissederek. Büyükannen burada, bankta oturuyorum.

Bir merdiven yanında bir köşeye oturdular. Emine, yeni kapüşonlu çocuğu taşıyan bez çantasını göğsüne yaklaştırdı. Alınmadaki ekmek dilimi, bir köy pazarından alınmış gibi görünüyordu, cam duvarların içinde bir köy köşesi gibi.

Uzaklara gitmiyorum, sadece oyuncak dükkanına kadar, dedi Deniz.

Git, sana buradan bakıyorum, dedi Emine.

Deniz hafifçe topallayarak koştu, Emine ise bankta oturmuş onu izledi. Gençler büyük çantalarla, parlayan telefonlarla geçiyordu; selfie çektiriyor, gülüyor, gözlerine takılmadı. Kimse ona bakmadı, ya da belki Kayıp bir köylü kadın sandı.

Ama Emine kaybolmuş hissetmedi. İlk defa, uzun zamandır hissetmediği bir huzurla, ışıkların içinde yerini bulmuştu.

Allahım, gördüklerim ne kadar büyük Bunu bana getiren ben miyim? diye düşündü, çocuğunun minik başını rafların arasında izlerken.

Kırılmış ellerine baktı; yılların kazı, odun taşıma, leğen yıkama izleriyle doluydu. O eller şimdi yeni kapüşonu tutuyordu; ilk dilim ekmek, babasını özlediğinde salladığı kucağı, gözyaşlarını sildiği ellerdi. Şimdi hafif bir titreme vardı, yaşlanmadan değil, duygudan.

Yanına oturan genç bir çift, parlak poşetlerle oturdu. Kadın çantasındaki ekmek dilimini ve eski paltosunu gözden geçirdi, sonra vitrinlere baktı. Kimse, yorgun gülümsemesinin ardında taşıdığı hikâyeyi bilmiyordu.

Büyükanne! diye bağırdı Deniz, kalabalığın içinde.

O, yanına koştu, yanakları heyecanla kızarmıştı.

Ben o merdivenleri tek başıma çıkabildim! Bir de top havada uçan bir dükkan vardı! O dev ekran da vardı!

Hızla konuştu, kelimeleri karıştırdı; sanki zaman ona yetmezmiş gibi hissetti. Emine ona bakıp, kapüşonu ve harcadığı paranın haklı olduğunu düşündü.

Beğendin mi? diye sordu usulca.

Dünyanın en güzel yeri, büyükanne. Ama evimizdeki çorban seni daha çok seviyor.

Neden? diye sordu Emine.

Çünkü orada sensin. Orada annenin yemeği var. Burada sadece para kokusu var.

Kısa bir kahkaha attı, gözlerinin köşelerinde yaş doldu.

Haklısın, evet diyerek onu yanına oturttu, kolunu omzuna doladı, bir yudum meyve suyu ve sıcak ekmek verdi. Bankta omuz omuza oturmuş, AVMnin ortasında küçük bir adada dinleniyorlardı.

Etraf bir koşturmacaydı; acele eden insanlar, ışıklı reklamlar, indirim çığlıkları. Kimse, o bankta iki ruhun birbirine tutunmuş olduğunu fark etmemişti.

Büyükanne, dedi Deniz bir süre sonra, ekmek ısırırken,

Evet, canım,

Annem eve geldiğinde, onu da AVMye getirir misin?

Tabii ki, nasıl getirmeyeyim? Üçümüz birlikte gideceğiz. Sen yeni kapüşonunla, anne çantasını alacak, ben de bu eski örtümle Sen göstereceksin, ben anlatırım.

Denizin gözleri ısındı. Vitrinlerin ötesinde, gerçek zenginlik yanındaki o yedi yaşındaki çocuktu; hiçbir şey istemedi ama sevgisini, zamanını ve yorgun ellerini verdi.

Ben AVMnin kadını değilim, diye düşündü içinden, Ben kazma ve savaş kadınıyım. Ama büyük bir dünya çocuğunu gülümsetiyorsa, yarın da, sonraki gün de yürümeye devam ederim.

Yüksek cam tavanına bakıp fısıldadı:

Allahım, bize daha çok bak, onun babası da sağlıklı, babası da nerede olursa olsun Bana bu iki yorgun elime güç ver, doğru yolda tut.

Deniz, o dua duyulmamış gibi olsa da, minik eliyle Eminenin elini sıkıca tuttu.

Seni seviyorum, büyükanne, dedi sade bir sesle.

Emine cevap veremedi, sadece çenesini çocuğunun başına dayadı ve gülümsedi.

AVMnin soğuk ışıkları bir an için soldu; önemli değildi artık.

Bir bankta, ekmek çantası ve yeni kapüşon arasında, bir büyükanne ve torunu kendi küçük mucizelerini yaşıyorlardı: Paranın satın alamayacağı bir mutluluk; ne kadar büyük olursa olsun, sevgiyle bekleyen iki yorgun, ama sevgi dolu el.

Hayatta ne kadar zor günler geçirse de, bir anne, bir baba ya da bir büyükannenin sıcak kucağı, kalbimizdeki en değerli servettir. Bu hikâyeyi okuyan herkes, bir kez de olsa, kendi büyükannesine bir düşünce gönderip, onun değerini asla unutmamayı unutmasın.

Rate article
Lifequest
Kendi Emekli Maaşıyla Çocuk Büyüten Annenin Şaşırtıcı Alışveriş Merkezinde Yaşadığı Bir Gün: Oğlu Onu Beklenmedik Bir Şeyle Karşılaştırdı!