Aman Tanrım, kızlar, hastane odasında gördüğünüz o kadını hatırlıyor musunuz? Artık yaşlı… – Evet, tamamen beyaz saçlı. Kesin torunları vardır, ama yine de çocuk istiyor, bu yaşta…

Ula, duydun mu kızlar, odada bir kadın varmış? Yaşlı bir kadın Evet, tamamen beyaz saçlı. Muhtemelen torunları var, ama yine de Çocuğu istediği bir yaşta.

Benim annem ondan çok genç görünüyor. Peki, kocası kaç yaşında acaba?

Sessiz, somurtkan biri. Kimseyle konuşmaz ki.

Mahçup olduğu için konuşmaz. Biz de onun kızlarını evlat edindiğimiz gibi hissediyoruz. Adını nasıl söyleyeceğimi bile bilmiyorum. Ayşe diye anıyorlar sanırım.

Belki de babasının adını da eklemek gerekir Doğum bölümü odasında bir anda sohbet yükseldi, o sırada bir hamile kadın kısa bir ara odadan çıktı.

Ayşenin kaderi zor olmuş. Tonya dört yaşındayken bütün ailesi tifüse yakalanmış. Annesi, babası, bir yaşındaki kardeşi ve hastalıklı dedesi hayata tutunamamış. O günden beri Tonyayı büyükannesi Meryem büyütmüş; sert, otoriter bir kadın, sevgiye pek alışmamış.

Kırk bir yaşında Tonya ve Mehmet on üç yaşına basmış. İkisi farklı köylerde büyümüş, ama çalışmak için Kocaelinin sanayi bölgesine gelmişler; işçi eksikliği vardı.

Fabrika yanında otururlarmış, orada tanışıp genç yaşta çalışmaya başlamışlar. Elleriyle, terleriyle, yetişkinler kadar yorulmuşlar.

On beşinde Mehmet cepheye gitmek istemiş. Kızıl saçlı, neşeli Tonya da onunla gitmek istemiş, ama alınamamış. “Arka saflarda daha çok işe ihtiyaç var” demişler, “böyle işçileri bulmak zor” diye.

On sekizinde Tonya ve Mehmet nişanlanmış, ama düğün yapmamışlar. Savaş sonrası yıllar zor geçmiş, kutlamaya zaman yokmuş.

Tonya, büyükannesinin isteğiyle kocasının yanında yaşamaya taşınmış. Köyleri birbirinden otuz kilometre uzaktaymış.

Bir yıl sonra Vasily adında bir oğulları olmuş. Genç çift çok mutlu, aile içinde huzur dolu bir dönem yaşarmış. Çocuklukları pek çok zorlukla dolu olsa da, hak ettikleri mutluluğu elde etmişler.

Fakat bu mutluluk uzun sürmemiş.

Altı yaşına geldiğinde Vasily büyümüş, Tonya ve Mehmet hâlâ köyde yan yana yaşıyor, komşularını kıskandırıyormuş. Mehmet ocak işçisiymiş, fırını bölgedeki herkes tarafından bilinir, övgü alırmış.

Mehmet, komşu köye yeni bir ocak kurmak için çağrılmış. O, Vasilyyi yanına almış; Tonya işteymiş. Hava soğuk, kar çınar gibi yağarken, buz gibi bir nehir üzerinde yürümeye başlamışlar.

Mehmet ağır bir alet kutusunu taşıyormuş, çünkü sadece kendi aletlerini kullanır, başkasını asla kabul etmezmiş.

Vasily neşeyle koşuştururken, babasının yanına gelmesi için pek az dinlenmiş. Nehir kenarına yaklaşırken bir çukurun içine kaymış; karla kaplı bir sıkıntıymış. Mehmet çocuğunu kurtarmaya koşmuş, ama

Ayşe, yirmi beş yaşındayken, eşi ve oğlu vefat etmiş. Evde her şey onlara hatırlatıyormuş; Tonya dayanamayarak doğduğu köydeki büyükannesi Meryemin yanına dönmüş.

Tonya kendini tamamen kapatmış, hayatın anlamını yitirmiş, yeni bir aile kurmayı düşünmezmiş.

Ayşe, kırk üç yaşına gelmiş; o yaşta bir çocuğu olmayı cesaretle düşünmüş. Zorlukların farkındaymış ama yalnızlık, gelecekteki sıkıntılardan daha korkutucu gelmiş.

Tonyanın köyü uzak, ulaşmak zor bir yermiş. Soğuk bir kış gecesi, yardımın zamanında gelmeyeceğinden endişe ederek, hastaneye erken gelmiş. Çocuğun sağlığı için çok kaygılanıyormuş; yaşı da düşünülmüş.

Sabah işe koyulmuş gibi hâlâ kendini kayıp hissetmiş, hastane koridorlarında dolaşırken: tam on sekiz yıl önce kocasını ve oğlunu kaybetmiş, zaman acısını dindirmemiş, acısı hâlâ tazeymiş.

Tonya sonunda sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirmiş; ona Deniz adını vermiş. Daima Vasilynin bir kardeş hayalini kurduğunu hatırlamış.

Bana bir erkek kardeş al, derdi Vasily. Babam bana o kadar çok oyuncak yaptı ki! Kardeşimle oynayacağım.

O zaman kardeşine ne adını verirsin? diye sorardı babası.

Deniz!

O zaman o Deniz olacak! diye gülümseyerek konuşurdu Mehmet, Tonyayı izlerken.

Tonya o anda umutla dolmuş, Mehmet de bu durumu biliyormuş. Vasilyye bir süre kimse bir şey söylememiş; kocasını ve oğlunu kaybettikten sonra Tonya, geçen acıdan bir çocuğu daha kaybetmişti.

Şimdi ise Deniz doğmuş, Vasilynin hayalini gerçekleştirmişti.

Büyükannesi Meryem, bebekle hastaneden çıkınca Tonyayı bir anda karşıladı.

Ne ağlıyorsun yine, sıhhatim? demiş Tonya, yavrusunu sakinleştirirken.

Ah be, ne utanacak bir şey bu! demiş sert bir sesle Meryem. Bütün köy senin rezilin hakkında konuşacak.

Bir haftadır dışarı çıkmıyorum. Soruşturma hemen başlayacak. Halk ne diyecek? Yaşlı bir torun aklına gelmiş gibi sormaz mı?

Köyde dedikodular uzun sürmüş. Tek kalan şey, kırk üç yaşında evlenmemiş Tonya ve yeni doğmuş oğluymuş. Büyükannesi onu sık sık eleştirmiş; ama bir yıl içinde Meryem, artık yaşına göre enerjik bir kadın gibi çabuk bitap düşmüş ve yoksul bir şekilde vefat etmiş.

Tonya çok üzülmüş, yine de büyükannesi onu yetiştirmişti; ona minnettarmış.

Deniz büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuş; uzun boylu, kahverengi gözlü, karışık tenli; annesine hiç benzemiyormuş ama çok sevgi doluymuş.

Yetmiş yaşına geldiğinde Tonya büyük anne olmuş. Deniz bir kız çocuğu dünyaya getirdiğinde annesiyle birlikte hastaneye gitti. Karısı Selin birinci katta yatıyormuş.

Selin, Selin! sevinçten bağıran baba. Kızımı göster!

Selin pencereye yaklaştı, kucağında bebek tutuyordu. Tonya gözyaşlarını silerek gülümsemiş.

Aman Allah! Anne, o kız sarı saçlı! Sana çok benziyor! diye bağırmış oğlu. Ayşe, torununu böyle mutlu görüp sevinçten havaya uçmuş, artık her şeyin bir sonu olmadığını biliyormuş.

Sevgili dostum, bu güzel hikâyeyi seninle paylaşıyorum; beğendiysen beğen, yorum yaz. Şimdiden teşekkürler!

Rate article
Lifequest
Aman Tanrım, kızlar, hastane odasında gördüğünüz o kadını hatırlıyor musunuz? Artık yaşlı… – Evet, tamamen beyaz saçlı. Kesin torunları vardır, ama yine de çocuk istiyor, bu yaşta…