15 Aralık 2023
İki yıl önce her şeyim vardı: ev, eşim Ayşe, gelecek planları, umutlar Şimdi sadece boşluk var. Kaybın acısı içinde yaşamak imkânsız. O lanet günün bir an öncesine dönebilseydim, her şeyi farklı yapardım. Ama
İki yıl içinde ilk kez boş ve sessiz bir evin içinde yürürken, Ayşenin ölümünün intikamını almanın zamanı geldi. Alkol almaya karar vermiştim, ama sonra vazgeçtim. İntikam saati gelmişti, aklım temiz olmalı. Erken yattım, şaşırtıcı bir şekilde çabuk uykuya daldım. İki saat sonra, göğsüm çarpıntıyla çarparken uyanıp nefes almaya çalıştım. Sık sık Elifin, o ince nefesini duyduğum bir rüya görürdüm. Gözlerimi açıp onun yanımda olduğunu umuyordum, ama yanımda sadece boş bir yastık vardı. Tekrar uyku.
Elifin yastığa dokunduğumda ısı yaydığını hissediyordum; bu, bir an için Ayşenin hâlâ yanımda olduğu yanılsamasını yaratıyordu. Uyuyamadım, karanlıkta beyazlaşan tavanı izleyerek geçmişi düşündüm. İki yıl süren intikam bekleyişi, özlem Düşman geri döndü, bunu kesin biliyordum.
O trajik günde Elif işten erken çıkıp bir kadın doğum kliniğine gitti. Gebelik testlerine artık güvenmiyordu; yıllarca çocuk sahibi olma hayaliyle yanıp tutuşmuşlardı.
Elif kaldırımın kenarında durdu. Karşı yoldan yeşil bir ışık yanıyordu ve o ilk adımını geçiş çizgisine attı. Çarpışma kaçınılmazdı; bir otomobil sürücüsü, yayaların önünden geçmek için acele ederken, karşı yönde çabuk gelen bir bisikletliyle çarpışacaktı. Şoför direksiyonu sağa çevirip arabasını Elife yöneltti; o an yerde yattı, hayatını kaybetti.
Şoföre iki yıl hapis cezası verildi. Bisikletli ise düşmenin etkisiyle morluklar aldı. Doktorlar Elifin hamile olmadığını söyledi. Düşman hâlâ Ayşenin çocuğu ve eşiyle yaşamaya devam ediyor. Ben ise hiçbir şeyim, hiçbir umudum kalmadı. Onu öldürmeye karar verdim; motorunun gücünü onun üzerine yönelteceğim. Ailesi benim yaşadığım acıyı hissedecek. Kaçmayacağım, saklanmayacağım; ölebilirsem bile öleceğim. İki yıl önce eşimle birlikte öldük; intikam beklemek yaşam değil.
Bazen Elifin öldüğü kavşağa gidip çiçek bırakır, yoldaki yürüyüşçüler geçip de fark etmezdi. Ayakları üstünde son saniyede ne düşündüğünü hayal etmeye çalışırdım; muhtemelen bir müjde bekliyordu… Son bir nefes, geçiş çizgisine adım…
Mezar başına, camiye, hatta hiçbir yere gitmek huzur bulmadı. Sadece düşmana intikam, özgürlüğe giden tek yol.
Uykusuz bir akşam, duş aldım, sakalıma özenle şekil verdim. Çay ve ekmekle kahvaltı yaparken duvardaki bir lekeyi izledim. Elif duvar kağıdını yeniden yapmayı planlamıştı; ben o lekeyi silmek istemedim, anıların bir parçasıydı. Beyaz gömlek giydim, odaya son bir bakış attım. Geri dönecek miyim?
İlk başta şehirde boş boş dolaşıyordum; düşman hâlâ temiz çarşaflar altında Ayşeye göz kırpıyordu. Belki de banyoya girmiş, pantolonunun altından bir şey kaşıyordur. Kahvaltı yapmış, duşta sabun kokusu içinde Ayşeyi öpüp, oğlumun yanına oturmuş… “Yeter,” diye bağırdım. “Düşman o kadar yakışıklı ki öldürmek zor.”
Hayal gücümde düşman bir gece içki içmiş, iki yılın hasretini bir kerede telafi etmeye çalışıyormuş. Sabah baş ağrısı ve çareyi musluğun sularında bulmuş, tıraş olmamış; sadece şort ve tişörtle masada oturmuş. “İşte bu gerçek düşman. Acımaz,” dedim.
Aracımı çevirip düşmanın evine doğru sürdüm. Bahçeye park ettim, girişe bakabildim. Çocuk parkında iki çocuk oynuyordu; ben beklemeye başladım. Düşman ne zaman çıkarsa çıkacak, tek başına ya da ailesiyle; bugün değilse bir sonraki gün intikam yakalayacak.
Nisan ayının son günleri, çatıların güneşli tarafında yeni yapraklar belirmişti. Asfalt gece yağmurundan hâlâ ıslaktı, gökyüzü bulutluydu, hava serindi.
Birden altı yaşında bir çocuk evin kapısından dışarı çıktı, parkta diğerlerine koştu, ama benim SUVma doğru yürüdü. “Belki düşmanın oğlu?” diye düşündüm ve camı bir an için indirdim.
Ne istiyorsun, evlat?
Hiçbir şey. Çocuk gözlerini hafifçe kıstı, korkmadı, kaçmadı. Babamın da bir arabası vardı ama seninkine benzemiyor.
Nereye gitti? Satıp mı attı? Merakımı saklamam mümkün değildi.
Evet, kaza yaptı, yeni alamadı.
Çocuğu incelerken düşmanla benzer bir şey bulamadım; belki de annesine benziyordu. Yüzünü hatırlamıyordum ama düşmanın alnındaki çizgileri iyi biliyordum. Arabanın camına damlayan yağmur damlaları bir an için parladı.
Aracın içinde oturmak ister misin? Yağmurda ıslanmazsın. Kapıyı yanımdan açtım.
Çocuk bir an düşündü, yağmur şiddetleniyordu. Yüksek koltuğa oturdu, kapıyı kapattı. Yağmurun sesi neredeyse kulak duymuyordu. Kırmızı ışıklı gösterge paneline hayran kaldı.
Isıtmalı koltuk var mı? Benzin çok mu tüketir? Olgun bir sesle sordu.
Sorularına cevap verirken, bahçede tek başıma kalmanın tehlikeli olduğunu düşündüm.
Belki bir tur atarız, yağmur da devam ediyor.
Çocuk şüpheli bir bakış attı.
Ya istemezsen sadece otururuz, dedim yüksek sesle. İçimde Korkusuz bir çocuk dedi.
Annem bağırır, anlarım.
Çocuk tekrar bana baktı.
O beni beklemeyecek, biraz bekleyelim.
Aracı sürerken kimse bizi gördü mü merak ettim. Çocuklar araba markalarını ayırt edemez, numaraları da akıllarında tutmaz.
İntikamın en güzel yolu, sevdiklerini yok etmektir dedikleri bir sözü aklıma getirdim ve aniden karar verdim.
Adın ne?
Veli, heyecanla yanıtladı.
Veli? Aynı adımız! Ben de Mehmet.
Öldürmem, yapamam. Çocuk suçlu değil. Düşman farklı bir şey; o bir çocuk. Belki götürüp bir yere bırakırım, kendisi bulamaz. Baba-çocuk peşinde koşar, acı çeker, diye düşündüm.
Veli aniden konuştu.
Ne? söyledim.
Babam o kadını çarpmadı. Annem arabayı sürdü, babam yanındaydı.
Hangi kadın? Soğuk bir duman sırtımdan geçti.
O benim Elifim. Babam hatasını üstlendi. Annem hastane yataklarında kalıyor.
Nasıl biliyorsun?
Küçük değilim. Ebeveynlerimin fısıltılarını duydum, annem bile söylemişti.
Velinin bu itirafı beni kızdırdı, direksiyonu sıkıca kavradım.
Neden bu şeyi bana söyledin? Polise mi bildireceksin?
Veli başını bir yana eğdi.
Babam cezasını çekti. Aynı suçu iki kez işleyemez ki, değil mi?
Belki de zor bir gülümseme.
Yolumu kaybetmiş gibi şehrin dışına çıktık; Velinin gözleri geniş bir korku içinde. Yol kenarında nemli asfalt, beyaz çizgiler altında uzanıyordu.
Nereye gidiyoruz? sordu.
Sesinde bir çırpınma duyduğumdan, yavaşça kenara çektim, camı alçaltıp taze yağmur havasını yüze çarptım. Çevredeki arabaların sesleri yükselmeye başladı.
İyi misiniz? Çocuğun sesi hafif bir panikle.
İçimde bir şeyler kıpırdadı. Çocukların ve hayvanların kalbine dokunamazsın, diye düşündüm. Aracımı ters çevirdim ve şehre geri döndüm.
Elifi geri getiremiyorum. Düşman onu çarpmadı, eşinin suçunu üstlendi. Şimdi kimin intikamını almalıydım? O zaten kendi cezasını çekiyor; bir ömür daha yaşayamayacak. Velinin söylediklerini hatırladım: Annesinin bir böbreği var, işlevsiz.
Ben yalnızdım; annesi hastanede, dedesi kalp hastalığıyla mücadele ediyor, annesini sevmiyor. Yağmur durdu, ıslak asfalt akıp gitti.
Kaç yaşındasın? sordu.
Yedi. Okula Eylülde başlayacağım. Çocuğun var mı?
Bu soruya cevap vermek zor oldu; bir oğul isteği içimde yanıyordu. O da babasının çocuğu, ama annesi Elifi öldürmüş Belki de polis peşindedir.
Geldik, dedim.
Bahçeye girdik, çocuklar evlerine çekildi; kimse çığlık atmadı. Veli arabayı açtı.
Neden buraya geldin? sordum.
Arkadaşlarıma gelmek istedim, ama evde kimse yoktu.
Veli yere inip koştu.
Tekrar geleceğiz mi? sordu.
Görürüz. Eğer gelirim, benimle bir tur atar mısın? Benim çocuğum yok, kızım da yok. Durdum, bir an düşündüm. Baban yeni bir araba alırsa, bu güzel bir fırsat olur. Aldırma.
Teşekkür ederim, hoşça kal. Velinin sesi kapı çarpmasıyla karıştı.
Ben eliyle selam verdim, bir an durup etrafı izledim. Çarşıya dönerken bir şişe rakı aldım, nehir kenarındaki genç çimenlere oturdum, doğrudan ağzıma döktüm. Mide yanıyordu, gökyüzüne baktım; bulutlar dağıldı, masmavi bir ufuk ortaya çıktı.
Abi, soğuk tutmaz mısın? Genç bir ses geldi.
Gözlerimi açtım, iki genç oturmuş uyuyordu; demek ki uyumuşum. Hızla ayağa kalktım, arabaya koştum.
Abi, bir şeyler içmek ister misin? gençlerden biri seslendi.
Hayır, henüz erken. Şişeyi alıp neredeyse boş bir rakı şişesini tutmaya uzandım.
Arkamdan bir hakaret duyuldu, ama geri dönmedim. Arabaya bindiğimde, iki yıl içinde ilk defa hafif bir özgürlük hissettim.
Allaha şükür, felaketi atlatmış gibi hissediyorum. Keşke bir evlat, bir dostum olsaydı
İntikam bir yaşam biçimidir; sevdiklerini yok etmek, kendi varlığını da yok eder. Kazansan da, kaybedeceğin çok şey vardır. Bu gece öğrendim ki, öfke ve intikam sadece ruhumu zehirler, gerçek huzur kendini affetmekte yatar.
Mehmet.




