Ama yüzükleri ben yapacağım, bunu aklına yaz!
Murat bunu o kadar kararlı ve çocuksu bir samimiyetle söyledi ki, Elif kahkahasını tutamadı.
Murat, daha iki aydır görüşüyoruz, diye gülümseyerek kahvesini aldı Elif. Ne düğününden bahsediyorsun?
Seni nasıl baktığını görüyorum, dedi Murat bilmiş bir ifadeyle. O yüzden hazır ol. Yüzük söz konusu olduğunda doğruca bana gel. Şaheser yaparım, söz veriyorum.
Eve dönerken Elif, bu dostluğun kendisi için ne kadar değerli olduğunu düşündü. Murat tam on beş yıldır yanındaydı üniversiteden beri. On beş yıl boyunca birbirlerine destek olmuş, güvenmişlerdi. Murat kuyumculuğu seçtiğinde, Elif onunla gurur duymuştu. Atölyesinin büyümesini, müşterilerinin artışını gözlemlemişti. İşleri şehirde nam salmıştı, Elif de sık sık arkadaşını tavsiye ederdi.
Aylar sonra, Mehmet evlenme teklif ettiğinde, yüzüklerin kimin yapacağı kendiliğinden belli olmuştu. Başka kime güvenebilirdi ki?
Murat bir sandalye çekip yanına oturdu ve tasarımları çizmeye başladılar. Elif beğendiği detayları gösteriyor, Murat da fikirler sunup düzeltiyordu. Bir saat su gibi akıp geçti. Masada birkaç taslak vardı, biri diğerlerinden çok daha güzeldi zarif, birbirine dolanan desenlerle süslü.
İşte bu harika duracak, dedi Murat kalemiyle taslağa vurarak. Ama işçilik zor, çok zaman alır. Maliyete ek yapmam gerek.
Elif düşündü. Düğün bütçesi kuruşuna kadar hesaplanmıştı.
Murat, ya ben kendi altınımı getirsem? Bu maliyeti düşürür mü?
Tabii. Eğer altın kaliteliyse, ayarı varsa, evet. O zaman sadece işçilik ödersin.
Elif, babaannesinden kalan mücevher kutusunu hatırladı. İçinde iri, antika bir bileklik, iki zincir ve birkaç yüzük vardı. Babaannesi onları ona bırakmıştı ama Elif hiç takmamıştı. Önemli bir şey için eritmek ise doğru olurdu.
Tamam. Altını getireceğim, sen yüzükleri yap. Anlaştık mı?
Anlaştık, diyerek Elifin elini sıktı Murat. Hayatımın en iyi işini yapacağım. En değerli insan için.
Bir hafta sonra Elif mücevher kutusunu getirdi. Murat her parçayı tarttı, ayarını kontrol etti, deftere not aldı. Altın bolca vardı.
Düğün harika geçti. Murat şeref misafirleri arasındaydı, duygusal bir konuşma yaptı. Elif ve Mehmet yüzüklerini taktı. Dünyada onlardan daha mutlu insan yokmuş gibiydi. Desenler birbirine dolanıyor, altın parlıyor, içlerindeki yazı “Sonsuza Dek” diyordu.
Evliliğin ilk ayı bir çırpıda geçti. Elif yüzüğünü çıkarmadan takmış, güzelliğine hayran olmuştu. Ama bir sabah tuhaf bir şey fark etti yüzüğün altındaki deri kaşınıyordu. Elif parmağını ovuşturdu, belki sabundandır diye düşündü. Ama kaşıntı geçmedi. Akşama doğru küçük kızarıklıklar çıktı.
Bir şeye alerjin mi var acaba? diye sordu Mehmet.
Elif krem sürüp yüzüğünü çıkararak yattı. Sabah kızarıklıklar neredeyse geçmişti. Ama yüzüğü tekrar takar takmaz öğlene doğru kaşıntı geri döndü. Birkaç gün sonra Mehmet de aynı şikayeti dile getirdi.
Bak, bu çok garip, diyerek Elif yanına oturdu, iki yüzüğe de baktı. Neden ikimizde de aynı tepki oluyor?
Belki altın sahtedir? diye kaşlarını çattı Mehmet. Ya da alaşım uygun değildir?
Elif kötü düşünmek istemiyordu. Murat onun dostuydu, hata yapmazdı. Ama içindeki endişe gitmiyordu. Bir hafta sonra şikayetler geçmeyince, Elif yüzükleri bağımsız bir laboratuvara götürmeye karar verdi. Sadece içi rahat etsin diye.
Uzman yüzükleri aldı, büyüteçle inceledi, tarttı, testler yaptı. Elif bekleme salonunda dergi karıştırıyor ama hiçbir şey görmüyordu. İçi kötü bir hisle doluydu.
Uzman çıktığında yüzünde gülümseme yoktu.
Açık konuşayım, bunlar 14 ayar altın değil, dedi uzman önlerine raporu koyarak. İnce bir altın kaplamanın altında yüksek nikel içeren ucuz bir alaşım var. Bu yüzden alerji yapıyor. Ayar beyan edilenle uyuşmuyor.
Elif kağıda, sayılara, grafiklere bakıyor ama olanları anlamlandıramıyordu.
Yani… bunlar sahte mi? diye raporu alıp tekrar okudu Mehmet.
Evet. Piyasada bu yüzüklerin değeri ödediğiniz paranın onda biri kadar. Üstelik eğer kendi altınınızı eritmeye verd




