Kayıp Miras: Bir Büyümenin Hikayesi

Sabahın erken saatlerinde, Fatmanın aklına garip bir rüya doldu: sanki oğlu Ali, verandanın basamağında durup kapıyı tıklıyormuş gibi
Uyanınca birden ayağa fırladı, çıplak ayaklarıyla koştu kapıya. Nefesi daraldı, bir an için soluğu duvara yasladı ve bir an donakaldı. Bu tür rüyalar sık sık başına gelirmiş, insanı aldatırmış; ama her defasında koşup kapıyı bütün gürültüsüyle açarmış. O da yine kapıyı genişçe araladı ve geceyi yutan karanlığa bakmaya başladı. Sessizlik ve loş ışık etrafını sarmıştı. Kalbi çarpıntıdan sızlayan Fatma, verandanın bir basamağına oturdu. Tam o sırada, bir hışırtı, ince bir cıvıltı duyuldu.

Yine komşunun kedisi bir şeylere takıldı, diye düşündü Fatma ve sık sık çalılıkların arasından çıkardığı yavru kediyi kurtarmak istercesine yaklaştı. Fakat bu kez kedinin yavrusu değildi; çalılıktaki renkli, eski bir bez parçasını çektiğinde, o parçanın köşesinde çıplak bir bebek yattığını fark etti. Küçük çocuk tamamen soyunmuş, henüz karnındaki göbek bağı kesilmemişti; bir erkek bebekti.

Göbeği hâlâ bağlı olduğu için, henüz yeni doğmuş olduğunu anladı. Çocuk artık ağlayamazdı; ıslak, bitkin ve muhtemelen açtı. Fatma onu kollarına aldığında hafif bir inilti duydu. Kendinden emin olmayan bir şekilde çocuğu göğsüne bastırdı, eve koştu, temiz bir çarşaf bulup onu sardı, sıcak bir battaniyeye sardı ve süt ısıtmaya başladı. Şişeyi yıkadı, bahar aylarında keçi yavrusunu emzirirken kullandığı emzik hâlâ ellerindeydi.

Bebek, açgözlülükten kusmaya başladı, sonra ısındı, doydu ve huzurla uykuya daldı. Şafak sökmeye başladı, fakat Fatma hâlâ uykusuz, yalnız bir kadının içinde kaybolmuş bir sesine kulak veriyordu. Kırkından biraz fazlaydı; köyde gençler ona teyze derdi. Kocasını ve oğlunu bir yıl içinde savaşta kaybetmiş, dünyada tek başına kalmıştı. Yalnızlığına alışamasa da, hayatın acı gerçeği ona tek başına yaşamayı öğretti. Şimdi ne yapacağını bilemiyordu. Çocuğa baktı; o da sakin bir uyku içindeydi. Düşünceleriyle sıkışıp kaldı ve komşusu Güle danışmaya karar verdi.

Gül, köydeki diğer kadınların aksine hiç evlilik yapmamış, savaşın acı izlerini taşımaz, hayatını istediği gibi sürdürmüş bir kadındı. Erkekleri gelip geçer, o hiç bağlanmazdı. Gül, sabah güneşi altında, omzuna hafif bir şal atmış, verandada uzanıyordu. Fatmanın gece olayını dinledi ve kısa bir cümleyle yanıtladı:

Ne işin var buna? deyip evine yöneldi. Fatma göz ucuyla Gülün penceresindeki perdelerin hafifçe kıpırdadığını, birinin hala orada olduğunu fark etti. Neden? Gerçekten neden? diye mırıldandı. Kendi evine döndü, çocuğu besledi, onu kurutmak için bir bez aldı, yiyecek toplayıp şehre giden büyük bir otobüs beklemeye çıktı. Beş dakika içinde, yanından şehrin yoluna giden bir kamyon yavaşladı.

Hastaneye mi? şoför çantasındaki paketle işaret etti.
Hastaneye, Fatma kısık bir sesle yanıtladı.

Müşafakta, çocuğu kabul eden yetkili kadın, belgeler hazırlanırken Fatmaya içini sızlatan bir hisle baktı: bir şeyleri yanlış yaptığını, vicdanını rahatsız eden bir zerre kalbinde yankılandı. Annesi ve kocasının ölüm haberini aldığında hissettiği boşlukla aynı duygu yüzünden akıyordu. Kadın, Çocuğa ne ad verelim? İsmi ne olsun? diye sordu.

İsim? diye düşündü Fatma bir an durup, kendini şaşırtan bir cevapla: Ali. dedi.
Güzel bir isim dedi yetkili kadın savaş sonrası birçok Ali ve Ayşe var. Ailesi yokken bu çocuk kime ait olur? Erkek yok, sevinçle büyütelim, ama bir anne gibi dedi. Sözler, Fatmanın içinde bir sancı uyandırdı. Akşam eve döndü, boş odasında bir lamba yaktı. Eski bezi buldu; o zaman atmadığı, bir köşeye bırakmıştı. Eline aldığında, bezin köşesinde bir bağlam çıktı. İçinde gri bir kağıt parçası ve bir tel üzerinde basit bir bakır haç vardı. Kağıda şöyle yazılmıştı:

Sevgili, iyi niyetli kadın, affet. Bu çocuğa ihtiyacım yok, hayatımda kayboldum, yarın yok olacağım. Oğlumu bırakma, onun için yapabileceğin bir şey yap.
Altında doğum tarihi yer alıyordu.

Bu satırlar Fatmayı derin bir hüzne sürükledi; gözyaşları bir nehir gibi aktı. Ben artık gözyaşı dökemem diye düşündüğü günler geride kalmıştı. Kocasıyla evlendiği, mutlu günlerini, Alinin doğumunu ve bir kez daha sevincin köyde yayılmasını hatırladı. Köylüler ona imrenerek bakardı; mutlu olduğu sürece herkes onun ışığını görürdü. Savaştan önce Ali sürücü kursunu bitirmiş, köyde yeni bir araba alacağı sözü verilmişti; ama savaş her şeyi alıp götürmüştü. Ağustos 1942de kocasının cenazesini, Ekimde ise oğlunun cenazesini aldı; neşesi bir anda sönmüş, hayat kararmıştı. Artık köydeki her kadın gibi geceleri kapıyı çarpmaya, karanlığa bakmaya alışmıştı; sadece komşu kedinin hışırtısı duyulurdu. İşte o gece de uyuyamamış, dışarı çıkıp sessizliği dinlemişti.

Ertesi sabah şehre doğru yola çıktı. Yetkili kadın onu hemen tanıdı ve Ben oğlumu geri almak istiyorum; öldürmüş babamın talimatıyla dediğinde şaşırmadı.
Tamam, belgelerle yardımcı oluruz, dedi. Aliyi bir battaniyeye sardı, sahne değiştiren bir kalple müşafattan çıktı; artık o eski boşluğun yerini sevgi ve umut dolu bir his almıştı. Kaderi mutlu bir yaşam çizen birine, mutluluk kaçınılmazdı; Fatma da bu mutluluğu bulmuştu. Eve döndüğünde duvarlarda sadece kocasının ve oğlunun fotoğrafları vardı.

Bu kez fotoğrafların yüzleri başka bir ışıkla parlıyordu; somurtkan değil, yumuşak, onaylayıcı ve teselli vericiydi. Fatma, küçük Aliyi göğsüne bastırırken kendini güçlü hissetti; uzun bir süre ona ihtiyaç duyacaktı.
Bana yardımcı olur musunuz? diye fısıldadı fotoğraflara.

Yirmi yıl geçti. Ali bir genç adam oldu, hayranlık uyandıran bir yakışıklılıkta. Birçok kız onunla evlenmek isterken, o kalbini bir başkasına, annesinden sonra en çok sevdiği kadına, Laleye verdi. Bir gün Ali, Laleyi annesi Fatmaya tanıştırdı; Fatma gözlerinden sevgi akarken, Artık bir erkek oldum dedi ve genç çifti kutsadı. Düğün şenliği coştu, yeni bir yuva kuruldu. Zamanla çocukları oldu; en küçük çocuğa da Ali adı verildi ve Fatma, nesiller boyu süren bir aile bağının içinde zenginleşti.

Bir gece, pencereden gelen bir gürültüyle uyandı; içgüdüsüyle kapıyı açtı, bahçeye çıktı. Yaklaşan bir fırtına gökyüzünde ışıldıyordu.
Teşekkür ederim, evlat diye mırıldandı Fatma karanlığa, Şimdi üç Alim var ve hepinizin kalbini seviyorum.

Kapının önünde, kocası Alinin doğduğu zaman diktiği büyük çınar sallanıyordu; bir yıldırım çaktı, Alinin gülümsemesi gibi parlak bir ışık dağıttı. Fatma, o an geçmişi, kayıpları ve yeni doğan umutları bir bütün gibi hissetti.

Rate article
Lifequest
Kayıp Miras: Bir Büyümenin Hikayesi