EĞİTİLEMEYEN AT KURBAN EDİLECEKİYDİ, AMA TERCİH EDİLMİŞ KÜÇÜK KIZ İNANILMAZ BİR ŞEY YAPTI…

Bırak şimdi o çalılık çiğ köprü, Çık buradan, küçücük, diye bağırdı kasap, çamur dolu bir bez fırlattı, Berfin zar zor kaçtı. Bir dilim ekmek tutmuş, geriye bakmadan, çıplak ayakları taş döşeli sokakta tıkırdarken, yetişkinlerin alay sesleri duvarların ardına kayboldu.

Saat kaçtı bilmiyordu, ne kadar uzun süre aç kaldığını da hatırlamıyordu. Tek bildiği bir şey vardı; aynı yerde uzun süre kalamazdı. Ana meydandan geçip, yarık dere kenarındaki ahırların arkasındaki çalılıkların içine saklandı. Şöminenin gizli köşesinde, kimsenin göremediği bir odada, bacaklarını göğsüne sardı.

Ekmek katıydı, umurunda değildi. Yavaş yavaş çiğnedi, çitlerin öbür tarafındaki hareketleri izledi. Fırtına yeniden huzursuzdu. Kara at, toprakta ayaklarıyla çığlık atıyordu; diğerlerinden daha büyük, daha karanlık, daha vahşiydi. Adamlar yaklaşmaya çalıştıkça, hayvan dik durup tehditle bakardı.

Geçen hafta bir adam kolunu kırdı. O günden beri kimse çite çubukla girmedi. Berfin her şeyi izlerdi, hep izlerdi. Gün be gün, kurumuş otların ve kırık tahtaların arasındaki saklanma noktasından, hayvanın her hareketini gözleriyle takip ederdi.

Güçlüydü, ama yalnızlığı onu çeken bir hava vardı. Öfke değildi içinde, belki korku ya da güvensizlikti, tıpkı onun kalkanı gibi. Bir çarpma sesi düşüncelerini bölüp attı. Ardından arka odadan Çiftçi Bey Şeref, çiftliğin sahibi, belirdi.

Ayakları sağlam adımlarla, iki işçi eşliğinde geldi. Biri bir dosya taşıyor, diğeri kalın bir kordon getiriyordu. Artık risk alamayız dedi Şeref, sesini yükseltmeden. Bu hayvan işe yaramaz. Lanetli mi yoksa deli mi, ne olursa olsun pazartesi öldüreceğiz. Berfinin içinde bir burukluk kıvırdı.

Emin misiniz, amcam? diye bir işçi sordu. Ucuz fiyata satabiliriz belki. Kim bir bomba alır ki dört ayaklı? Şeref çirkin bir sesle homurdandı. Karar verildi. Adamlar dağıldı, Berfin yerinden kıpırdamadı. Parmağı yırtık elbisesinin kumaşına sıkı sıkı bastı.

Kurban kelimesi aklında bir buzlu yankı gibi çınladı. Fırtına hâlâ çalkalanıyordu, burun kısmında köpük, gözleri gökyüzünün bir köşesinde kaybolmuş gibi. Berfin uzun uzun baktı, gözleri yanmaya başladı.

Düşünmeden ayağa kalktı, çalılıklardan kayarak kaçtı. O gece çiftlik karanlıktı, ışıklar sönük, işçiler saman odasında horluyordu, esen rüzgar eukaliptüs dallarını sallıyordu. Berfin sessizliği bekledi, sonra dar bir çit aralığından içine süzüldü. Fener yoktu, ihtiyacı yoktu.

Ay ışığı yeterliydi. Fırtına hemen gördü, kükredi. Bir üç metre uzakta durdu, daha da yaklaşmadı. Söz söylemedi. Sadece oturdu, kaçmadı, elini uzatmadı, dokunmadı; sadece başını eğdi ve bekledi. At derin bir sesle homurdandı, ama bir adım da atmadı.

Nefesi hızlı, tedirgin, bu küçük yaratığın onun alanında ne yaptığı anlamıyormuş gibi. Berfin gözlerini yavaşça kaldırdı, gözleri buluştu. Dakikalar, belki saatler geçti. At dönüp başını eğdi, sırtını çitleye yasladı. Berfin ağlamadı, sadece orada kaldı, derin bir nefes aldı.

Şafak çaldığında, yavaşça ayağa kalktı, girdiği yoldan çıktı, çalılıkların içinde kayboldu. O gece bir şey değişmişti. Güneş dağların arkasından yeni bir ışıkla çitleri aydınlattı. Berfin artık orada değildi; kimse eksikliğini fark etmedi, kimse onun orada olduğunu bilmedi, ama bir şey farklıydı.

Fırtına çit köşesinde, başı düşük, gözleri yarı kapalı oturuyordu. Önceden olduğu gibi vahşi değildi; horlamıyor, çitleri tekmelemiyordu. Ahır işçileri, sabahın erken ışığında onun sakinliğini merakla izledi.

Ne oldu? diye sordu mahalle ağası Çınar, sakallı adam. Bilmiyorum ama hoşuma gitmedi, dedi bir diğeri, bir çuval yulafı tekerleğe koyarken. Fırtına hâlâ huzursuz, ama sakin. Şefik Bey de, geniş kenarlı şapkasını takıp, yorgun gözleriyle izliyordu.

İşçiler çitin kapısını açtılar, Şeref yavaşça içeri girdi. Nasıl bu kadar sessiz? diye mırıldandı. Çınar Bu sabah bir şeyler değişti dedi. Şeref bir elini çit kenarına koydu, yumuşak bir toprak topladı, parmakları arasında bıraktı. Kararımı verdim, diye ekledi, bu hayvanı buradan alacağız.

Kimse yanıt vermedi. Veteriner çağır, dedi Şeref, onun da orada olması lazım. Hata yapmayalım, çabuk olsun. Çınar başını salladı, sessizce işin içini bildi. Düşünceler çabuk yayıldı; Fırtına lanetli mi, şeytandan mı, yoksa sadece kırılmış bir ruh mu? Çiftlik, lisanlarıyla, çitlerdeki hayal kırıklıklarını fısıldadı.

Sabahın erken ışığında, köylüler, köy çarşısı gibi haberlerin yakıp söndüğü bir anda, çitin önünde toplandı. O atı bir çocuk evcilleştirdi diye bağırıyorlardı. Şeref, dosyaları torpille birlikte çit önünde durdu, Bu belgeler hayatta kalma izni, dedi, kalemini yırtarak dışarı attı. Çiftlikteki herkes bir an sustu, sonra bir yorgun alkış patladı.

O anda bir kadın atın önünde durdu, eski bir şapka, yırtık bir bluz, gözlerinde yorgunluk ve bir parça umut. Berberim, dedi, kızım Berfin. Şeref baktı, İşte o, burada büyüdü, bu atı kurtardı. Kadın gözleri doldu, Ben de bir annenin evlatlığıydım, ama bu topraklarda evim oldu. Şefik Bey sanki yeni bir sayfaya çevrildi.

Berfin, çitle içinde oturmuş, elleri dizlerinin üzerine, gözleri yere bakıyordu. Beni almazsan da bir şey değiştirecek miyiz? diye fısıldadı. Şefik Bey Berfin, seninle kalmak istemiyoruz, dedi, burada kalamazsın, başka bir yere gitmelisin. Ama Şeref elini uzattı, Bu atı ölümden kurtaracağız, seninle kalması da buna bağlı, dedi.

Berfin bir an düşündü, sonra yavaşça ayağa kalktı, çitin kenarına doğru yürüdü. Fırtına, başını hafifçe eğerek onu izledi. Seninle kalmaya hazırım, diye seslendi içindeki bir ses. Gözleri gökyüzüne yükseldi, bir kuş gibi özgür.

Şafak geldiğinde, köy meydanında bir sessizlik hâkimdi. Şefik Bey çitleri kapattı, Artık bu hayvanı öldürmeyecek, dedi, onun da bir hakkı var. Çiftlik artık bir sığınak, bir umut yuvasıydı. Çocuklar, atın yanında koşup oynarken, Berfin çimenlerin içinde oturmuş, sırtını hafifçe geriye dayadı. Fırtına başını yere yasladı ve bir an için bütün gerginlik kayboldu.

Zaman geçtikçe, Berfin yeni bir ev buldu; çitlerin hemen dışındaki beyaz taş ev, çiçeklerle süslü bir bahçe, bir hamak, bir eski radyo. Şefik Bey ve eşi Terzi Ayşe ona çorap, kitap ve sıcak çay ikram ederken, Berfin bir yandan atla konuşur, bir yandan da eski yaralarını iyileştirirdi.

Fırtına artık yaşlı, ama gözleri hâlâ derin bir bilgelik taşıyordu. Berfin ona Seninle uçmak isterim derdi, at da hafif bir kükremeyle cevap verirdi. Çiftliğin duvarları artık bağırmayan seslerle doluydu; sadece rüzgarın tarlaları okşayan nazik sesi ve kuşların neşeli cıvıltısı.

Böylece, bir zamanlar lanetli olduğu sanılan at, bir sokak çocuğunun sadakatiyle hayata tutundu. Berfin de yalnız bir hayalet gibi değil, bir ışık gibi yanıp sönüyordu. Çiftlik artık Işık ve Barış Çiftliği olarak bilinirken, köylüler sık sık O çocuk, o at; ikisi aynı kalpte atıyor derdi.

Bazen bir ses, bir dokunuş, bir göz teması bir ömür boyu sürecek bir değişimi başlatır. Berfin ve Fırtına, her sabah güneşi selamlayıp, akşam çiyi içinde sessiz bir dua eder gibi, birbirlerine hâlâ bir şeyler anlatır. Ve ben bu hikâyeyi sana, kulakların hâlâ taze bir çay eşliğinde, içten bir sesle anlatıyorum; umarım kalbine dokunur, bir gülümseme bırakır.

Rate article
Lifequest
EĞİTİLEMEYEN AT KURBAN EDİLECEKİYDİ, AMA TERCİH EDİLMİŞ KÜÇÜK KIZ İNANILMAZ BİR ŞEY YAPTI…