BANA DAHA BÜYÜK BEYAZ KANATLAR VERİN

Oda çok sıcak, sanki nefes almayı zorlaştırıyor, pencereye yürüdüm. Dışarıda hafif bir meltem esiyor, ama içimde hâlâ boğucu bir his var. Sanırım ben bunaltıldım, tam da ben, diye düşündüm kendi kendime. Boğazımda bir düğüm, nefesimi kesiyor. Bu his bana yabancı değil; bir kere de çok defa yaşadım. Artık korkutucu gelmiyor; bir karışım zayıflık, boşluk ve umursamazlık. Bacaklarım titriyor, bilincim hafifçe kararıyor, sanki biri tek bir düğmeyi kapatıyor ışıkları.

Yattığım yatağa uzandım, gözlerim hemen kapanıp uykuya daldı. İlk başta karışık bir rüya gördüm; ses parçacıkları, birinin merdivenlerinde adımlar, sis içinde bir fener ışığı Sonra her şey temizlendi. Kendimi devasa beyaz kanatları olan bir kuş gibi hissettim, hafif, keskin, uzun süren bir sessizliğin ardından gelen taze bir nefes gibi. Şehrin üzerine yükseldim, altta titrek ışıklarla parlayan bir şehir; sanki binlerce küçük dünyadan oluşan bir deniz gibi.

O şehir tanıdık değildi ama sanki yıllardır evimizdi. Yüksek binaların gölgeleri gökyüzüne uzanıyor, yıldızlara dokunmak istiyormuş gibi. Aralarında köprüler, dar sokaklar, özgürlüğün nefesi Açıklanamaz, sadece hissedilir. Orada rahat bir nefes aldım, kendimi yorgun, onay bekleyen, içi sıkışık birine değil, tam da yaşam dolu birine benzettim. Özgür.

Şehrin üzerinde dönüp dolaştım, evlerin arasından süzüldüm, kanatlarımla serin havayı okşadım, sanki bu hâlâ sürecekmiş gibi. Ama bir şey beni aşağı çekti, görünmez bir hatıra gibi. Yatmam lazım, diye kendi sesimden bir ses duydu, uzaktan geliyormuş gibi.

Dünya titredi, ışık dağıldı. Yavaşça düşmeye başladım, bir tüy gibi hafif, o boğucu odanın içine geri döndüm, her şeyin başladığı yere. Gözlerim birden açıldı, sanki birisi adımı seslendi. Oda aynı havasıyla karşıladı, ama şimdi daha soğuk. Sanki bir şey eksik, bir şey hâlâ o ışıklı şehirde, kanatların gölgesinde kalmış.

Yavaşça oturdum, sessizlik neredeyse dokunulacak kadar yoğundu; bir plak gibi aynı seste takılmış. Çevrem tanıdık ama yabancı, duvarlar hafifçe kaymış gibi, uyandığımda. Göğsümün üzerine elimi sürdüm, rüyada çırpınan kanatların olduğu yere. Ama sadece tişörtün kumaşına değdim.

Garip, neredeyse uçuyordum, diye düşündüm. Fakat rüya hafifçe eriyordu, ıslak kar taneleri ellerimde gibi. Tek kalan his, içimde hâlâ hafif bir hava akımı, neredeyse fark edilmeyen ama gerçek bir titreşim.

Birden anladım: bu rüya uçuşla ilgili değildi. Şehir de adını söyleyemeyeceğin bir yer değildi. Asıl mesele, yeryüzünde her adımın bir borç gibi hissettirdiği hayatın sıkıntısıydı. Uzun zamandır ihtiyacı olan başka bir gökyüzünden bahsediyordu. Kanatlar hayal değil, çok eski, neredeyse unutulmuş bir hafızaydı.

Derin bir nefes tuttum, o hisyi bozmamak için. Ve karanlığa fısıldadım: Bir gün karar verirsem oraya geri döneceğim. Gerçekten uçacağım. Aynı anda içimden bir ses sessizce cevap verdi: Sen zaten başladın.

Pencere kenarında uzun uzun durdum. Gece yavaşça yerini değiştirirken, gölgeler inceldi, gökyüzü aydınlandı, sanki dünya bir nefes alıp tekrar koşturacağı kalabalığa hazırlanıyordu. İçimde bir şey değişmişti. Sessiz, hafif ama geri dönülmez bir dönüşüm.

Ufku izledim, ışığın ince bir şeridi dünyayı önce ve sonraya bölüyordu. O anda anladım, artık korkmuyorum. Zayıflıklarıma, boşluğuma, o umursamaz yorgunluğa değil. Kanatlar rüyadan değildi, benden geliyordu.

Gözlerimi yavaşça kapatıp elimi göğsüme koydum, kalbimin hafifçe çarpması, düşüncemi onaylarcasına. Yüksek sesli değil, gösterişsiz ama kesin bir şekilde. Artık başkalarının beklentileriyle yaşamam, dedim fısıldayarak. Dayanmayı, beklemeyi, birinin bana izin vermesini beklemeyi bıraktım.

Ve o anda içimde bir şey açıldı. Kanatlar hâlâ yoktu, ama daha derin bir şey Ruhum, uzun süre karanlık köşede oturmuş gibi, sonunda tam boyuna uzandı.

Gözlerimi açtım, sabahın soluk pembe ışığı yüzüme hafifçe dokunuyordu. Pencerenin kenarından bir adım geri çekildim, ayak altımda bir titreşim hissettim. Ya da dünya titredi mi? Ne fark eder? Tek önemli olan artık düşmemek.

Derin bir nefes aldım, aylarca hissetmediğim özgür bir nefes. Sesimi yükselttim, sakin ve net bir şekilde, bir yemine benzer bir şekilde: Kendimce yükselip, hayalimdeki yüksek yerlere ulaşacağım. Artık hiçbir boğucu oda benim kafesim olmayacak.

Dönüp yürümeye başladım, adımlarım hafif, neredeyse havada süzülür gibi. Acele etmiyorum; çünkü kanatlarını bulup da artık aynı kişi olmayan biri, bir daha eskisi gibi yürümeyecek.

Rate article
Lifequest
BANA DAHA BÜYÜK BEYAZ KANATLAR VERİN