Anne

Kadir yirmi dört yaşında evlendi. Eşi Elif yirmi iki yaşındaydı. Elif, profesör ve öğretmen olan ebeveynlerin tek ve en küçük çocuğuydu. Aile önce iki erkek çocuk, sonra bir kız çocuğu dünyaya getirmişti.

Kayınvalidesi Nuriye Hanım emekli olmuş, torunlarıyla vakit geçirmeye koyulmuştu. Kadir ile Nuriye Hanımın ilişkisi tuhaftı; Kadir ona sadece adını ve baba adını söyleyerek Nuriye Hanım derdi, Nuriye Hanım da ona hep siz diye, tam adıyla karşılık verirdi. Kavga etmeseler de Nuriye Hanımın varlığında Kadir hep soğuk ve huzursuz hissederdi. Yine de Nuriye Hanım asla ilişkiyi tartışmaz, ona daima saygılı bir üslupla konuşur, kızının evliliğine de tarafsız kalırdı.

Bir ay önce Kadirin çalıştığı firma iflas etti, işten çıkarıldı. Akşam yemeğinde Elif, Anne maaşı ve benim maaşım da uzun sürmez, Kadir. Hemen yeni bir iş bul diye pat diye söyledi. Kolay söylemek, iş bul! dedi Kadir, otuz gün boyunca kapı kapı dolaştı, bir şey bulamadı.

Sıkıntıdan Kadir, biranın altındaki bir şişeyi tekmeledi. Nuriye Hanım birden sessiz kaldı, ama bakışları anlam doluydu. Düğünden önce istemeden annesi ve kızı arasındaki konuşmayı duymuştu:

Elif, bu adam senin bütün hayatını paylaşacağın kişi mi?
Anne, tabii ki!
Sorumluluğu tam olarak kavrayamadığını düşünüyorum. Baban hayatta olsaydı
Anne, artık yeter! Birbirimizi seviyoruz, her şey yoluna girer!
Çocuklar gelecek mi? Geçimini sağlayabilecek mi?
Sağlayacak, anne!
Daha geç kalmadan vazgeçip düşünmek istemez misin? Onun ailesi
Anne, ona aşığım!
Ha, o zaman dirsek çiğnememiz gerekecek!

Kadir alaycı bir şekilde Kapanacak çiğnemek vakti geldi diye gülümseyerek yanıtladı, Nuriye Hanım da su gibi soğuk bir bakış attı. Eve dönmek istemiyordu; Elifin sahte tesellileri Yarın her şey düzelir gibi geliyordu, annesi sessizce iç çekiyor, çocuklar ise Baba, iş buldun mu? diye alaycı bir tonla soruyordu. Bir kez daha bu sahneyi izlemek dayanılmazdı.

Kadir sahilde yürüdü, bir parkta oturdu, geceye doğru dağ evine gitti; orası, yaz aylarından sonbahara kadar ailesinin kaldığı yerdi. Dağ evinde tek bir pencere yanıyordu; Nuriye Hanımın odasındaki ışık. Kadir sessizce patikayı geçerken perde hafifçe titredi, bir çubuğa oturup kıpırdadı.

Nuriye Hanım dışarı çıktı:
Kadir uzun süredir yok, ben mi aradım Elifi?
Evet, anne, numara kapalı. Sanırım yine iş bulamamış, bir yerde dolaşıyor.

Sesinde bir buz tabakası oluştu:
Elif, babamı bu şekilde konuşma!
Anne, cidden mi? Sanırım Kadir hiç iş aramıyor, bir aydır evde oturuyor!

Altı yıllık evlilikte Nuriye Hanım ilk kez yüksek sesle masayı tokatladı ve bağırdı:
Buna izin verme! Kocan hakkında böyle konuşmaya! Evlenirken neyi söz verdin? Hastalıkta da, kederde de yanındayım diye!

Elif titrek bir sözle:
Anne, özür dilerim. Endişelenme, yorgunum, biraz çilettim. Affet beni, canım.

Nuriye Hanım, yorgunlukla elini sallayarak:
Tamam, uyu.

Oda karardı. Nuriye Hanım odada dolaşırken perdeyi çekti, karanlığa baktı, gözlerini gökyüzüne dikip, içten bir dua etti:
Allahım, merhametli ve bağışlayıcı, torunlarımın babasını, kızımın eşini koru. Ona kendine inancını kaybettirme. Yardım et, evlat!

Gözyaşları yüzünden süzüldü. Kadirin içinde bir sıcaklık çukuru kıvranmaya başladı. Hiç kimse, hiç annesi, hiç katı bir komünist parti çalışanı anne, hiç babası beş yaşındayken ortadan kaybolmuş onun için dua etmemişti. Çocukluk yılları kreş, anaokulu, okul ve devamsızlıkla geçti. Üniversiteyi bitirir bitirmez iş buldu; annesi tembelliği affedemez, Kadir kendi ayakları üzerinde durmalı derdi.

Bu sıcaklık yükselip göğsünü doldurdu, zorla dışarı akmak isteyen damlalar gibi. Nuriye Hanımın sabahları erken kalkıp pişirdiği poğaçalar, lezzetli çorbalar, mantı ve baklava aklına geldi. Bahçede ektiği sebzeler, kışa hazırladığı turşular, kavun ve salatalıklar

Neden hiç takdir etmemişti? Neden bir kez bile övgü söylememişti? Elifle sadece çalışıp çocuklar doğurmuş, Böyle olması lazım demişlerdi. Yoksa kendisi mi öyle düşünmüş? Bir keresinde ailecek televizyonu açıp Avustralya programı izlerken Nuriye Hanım, Hayatım boyunca o gizemli kıtayı görmek istiyorum demişti. Kadir gülerek, Orası çok sıcak, buzlu zırh içinde bir kadını almazlar diye yanıtlamıştı.

Kadir uzun saatlerce pencerenin önünde oturdu, başını elleriyle sardı. Sabah olduğunda Elifle birlikte verandada kahvaltıya indi; masada poğaçalar, ev yapımı reçel, çay ve süt, çocuklar gülümseyerek oturuyordu. Kadir gözlerini kaldırıp nazikçe seslendi:
Günaydın anne!

Nuriye Hanım hafifçe irkildi, bir an düşündükten sonra:
Günaydın Kadirciğim!

İki hafta içinde Kadir yeni bir iş buldu, bir yıl sonra Nuriye Hanımı Avustralyaya tatile gönderdi; direnen Nuriye Hanım sonunda Tamam, gideceğim dedi.

Rate article
Lifequest
Anne