13 Nisan 2025
Bugün, hayatın dönüm noktalarına dair bir şeyleri kaleme alıyorum; belki bir sonraki sabah hatırlanacak bir ders.
Annem, Artık kızın yok, unut! dedi, bir çırpıda kesti sözlerini; kızım Elifin adı hâlâ dudaklarımda yankılanıyor. Her şey bir anda hız kazandı; hem kızımı hem de eski eşimi içine üzüntüyle baktım. Çevremiz, saygın bir aile olduğumuzu söylüyordu; içinde sevgi, anlayış ve destek vardı. O birdenbire paramparça oldu. Elif on beş yaşındaydı; ergenliğin sancılı dönemi. Babam başka bir kadına akıp gitti. Nasıl kabullenirim, nasıl yaşarım? Elif, karanlık bir yokuşa kaydı; şüpheli arkadaşlar, kuşkulu gençler, alkol Ben de ne yapacağımı bilemedim. Dönüp gelen eşiyle ne yapmalıydım? Onu kovmalı mı, affetmeli mi? Affetseydim, sonra her şeyden şüpheyle mi bakardım? Cevap bulamıyordum.
Serkan, sevgiyi bilirdi. Okul sıralarından beri tanıdığım biriydi; çekici, nazik, hayranlık uyandıran biriydi. Ona gözümün içine bakıp sevmiştim; evlilikten başka bir seçenek düşünmemiştim. Ailem de kararıma destek oldu: Senin gibi bir damat bulmak zor. Düğünümüzü muhteşem yaptık; ömür boyu akılda kalacak bir şölene dönüştürdük.
Günlük rutin başladı. Serkan daima hayatı süslemeye çalışırdı. İşten eve geldiğimde, yatak odamız gül yapraklarıyla dolu olurdu. Bu ne şeref? diye sorup ona yanaktan bir öpücük verdim. Hatırla, Elif! O gün senin sıralanda otururken tanıştık, diye gülerek anlattı. Küçük anları hatırlayan bir eş; benim için altın değerindeydi. Bir gün iş seyahatine çıktığında, yüzlerce yüz kremi getirdi. Her bir tüpü ince ince inceledim. Artık tava ve tencereyi bir kenara bırak, bana bakımlı bir eş lazım, diyerek beni koltuğa oturttu.
Zaman geçtikçe Serkan hâlâ nazik, düşünceli ve koruyucuydu. Gurur duyuyordum ona. Kızım Elif de babasını çok severdi. Ortak bir aile şirketimiz vardı; işler yolunda, konforumuz yerindeydi. Hayatın tadını çıkar, diyerek her şeye razıydık.
İstanbula taşınmaya karar verdik; yeni fırsatlar, daha büyük pazarlar bizi bekliyordu. Tüm birikimlerimizi bırakıp yeni bir maceraya yelken açtık. İşimiz hızla büyüdü, yeni ortaklıklar kurduk. Tanıştığımız bir iş kadını, kendi firmasıyla ortaklık teklif etti. Keşke o anki sezgime kulak verseydim; sonrasında pişman oldum.
Aile planlarımız genişledi; ikinci bir çocuk bekliyorduk. Elif bir gün okuldan dönerken endişeyle sordu: Anne, baba gerçekten iş seyahatinde mi? Ben de Tabii ki, başka seçeneği yok, dedim. Elif, Vika onu markette gördü, dedi ve odasına çekildi. Vika, Elifin en yakın arkadaşlarından biriydi; Serkanı karıştırması imkânsızdı. Vikayı aradım: Vika, markette Serkanı bir kızla gördün mü? Vika, Evet, birisiyle sarılıp gülüyorlardı, diye anlattı. O sırada Serkan beş gündür uzaktaydı.
Üç gün sonra Serkan eve geldi; yorgun ama neşeliydi. Seyahat nasıl geçti? diye sordum. İyi, diye kısaca yanıtladı. Artık biliyorum ki, senin bir seyahatin olmadı! Yalan söylüyorsun! diye bağırdım. Serkan savunmaya geçti. Sahte tanıkların mı var? diye ısrar ettim. O da Şimdi yemek ver, sonra kızma, diyerek konuyu şaka gibi kapattı. Gerçek çok açıktı; yalanı artık saklayamazdım.
Aramızda bir soğukluk, bir gerilim oluştu. Elif evde bir şeylerin ters gittiğini hissetti. Çocuklar, anne-baba arasındaki değişimi hemen fark eder. Ben ise onunla tartışmak, mahremine bakmak istemedim; Olacak da olsa, diye düşündüm. Serkan, hamile olduğum bir dönemde, Acil servise kaldırıldı ve bir düşük yaşandı. Doktor, stresten kaynaklandığını söyledi. Kendimi bir kırık elektrik kablosu gibi hissettim. Serkan, o iş kadınına koştu, belki de hırsızca bir ilişki kurdu.
Geriye sadece Elif ve ben kaldık; yıkılmış bir dünya, sarsılmış bir yaşam. Eğer Elif olmasaydı, yaşamaktan vazgeçerdim. Ama kızımın gözlerinde umudu gördüm; onunla bağımız güçlendi, acıyı birlikte taşıdık. Elif bir gün sessizleşti, annesini korumak için kendini geri çekti. Hayata yeniden alışmak, nefes almak, insanlarla iletişim kurmak zorunda kaldım.
İki yıl sonra eski eşim geri döndü; bakışları bile iğrençti. Serkan, kızımıza ve bana çok acı vermişti. Onu tekrar eve almadım; geride sadece Elif kaldı. Nasılsınız? diye sordu Serkan. Seninle ne işimiz var? diye yanıtladım. Elif, odasından çıkıp babasına bakarak Affet beni, dedi; ben de Unut ki bir kızın vardı dedim ve gülerek ona takıldım. Serkan ayrıldı.
Ortak tanıdıklarımız, Serkanın eski sevgilisinin şirketini çaldığını, onun hiçbir şey kalmadığını söyledi. Bu yüzden bize gelmişti, belki bir şans bulmak umuduyla.
Üç yıl geçti. Elif üniversitede okuyordu, ben büyük bir firmada çalışıyordum. Huzur doluyduk, hiçbir tutku ya da kargaşa yoktu. Gelecek planları yaptım: Elifi iyi bir erkeğe vermek, emeklilikte rahat yaşamak, bir kedi ya da köpek sahiplenmek 37 yaşındaydım.
Kader bana farklı bir sürpriz sundu. Şirketimize sık sık Türkiyeden delegasyonlar gelirdi. Bir gün, Fikret adında bir Türk iş adamı, sürekli iltifatlarla, nazik davranışlarla beni etkiledi. Ona aşık oldum; kibar, yakışıklı, kibirli değildi. Kısa sürede evlendik. Fikret, ailemizi Türk yemekleriyle ağırladı, Ankaraya davet etti ve ebeveynlerim evliliğimizi onayladı. Kızım Elif de, yeni bir hayatın ışığını sevinçle karşıladı ve Anne ve Fikret, mutlu olun! dedi.
Elif bir gün, babasını affetti ve onun düğününe bile davet etti. Hayat dolu bir masal gibi, acılarla yoğrulmuş bir yolculuk oldu.
Bugün öğrendim ki; kalp kırıkları ve aldatmalar geçer, ama bir çocuğun sevgisi ve inancı, insanı ayakta tutan en sağlam köprüdür. Şimdi, her yeni günümde bu gerçeği hatırlayarak ilerliyorum.




