Uzun zaman önce, annesinin bir daha aklımda kalmadığını, babasının ise hamile bir anneye fena bir gün terk edip bir daha görülmediğini hatırlıyorum. Annesi bir yaşındayken vefat etmiş, hastalığın adı kanser çıkmış ve bir mum gibi yanıp sönmüş.
Beni büyüten, annemin annesi, büyükannem Düşyaydı. Düşyanın eşi genç yaşta vefat etmiş, bütün ömrünü kızı ve bana adadı. İlk günden itibaren benimle ruhani bir bağ kurmuş, ne istediğimi anında sezmiş ve daima karşılıklı anlayış içinde yaşamıştık.
Büyükannemi komşulardan öğretmenlere herkes sevmişti. Kimseyi kıskandırmaz, dedikoduya karışmazdı; aklına takılan bir şey olduğunda herkes ona danışırdı. Ben de böyle bir büyükannenin varlığına sahip olduğum için çok şanslı hissederdim.
Benim aşk hayatım ise bir türlü yolunda gitmedi. Okul, üniversite, iş, daima bir yere yetişmek zorunda kalmak Erkekler vardı ama hiçbiri doğru değildi, hiçbiri benlik değildi. Büyükannem endişe eder, Ne olur ya güzel kızım, her yerde genç delikanlılar dolaşıyorsun, hiç dürüst bir adam bulamıyor musun? Sen benim gözümde ne güzel bir çiçeksin, akıllı bir kızsın derdi. Ben espriyle geçiştirseem, içimden bir gün evlenme vakti gelmiş; otuz yaşına gelmişken artık bir aile kurmam gerektiğini anladım.
Büyükannemin bir sabah ani bir şekilde uyanmadığını, kalbinin uyurken durduğunu öğrendim. Gerçekten inanamadım, başım dönüyordu. Günlük işime, markete, mağazalara otomatik gibi devam ettim. Evde sadece Mışık adındaki kedim kaldı. Yalnızlık beni çökertti.
Bir gün elektriğiyle dolu bir trenin içinde kitap okuyordum. Karşıma oturan, kırk yaşında, temiz giyimli, yakışıklı bir adam beni dikkatle izledi; bir tuhaf rahatlık hissettim. Kitaplar hakkında uzun uzun konuştuk; saatlerce anlatabilirdim. Tam bir İstanbul Gözyaşına İnanmaz sahnesi gibi diye düşündüm. Eve dönmek zorunda kalmıştım ama gitmek istemedim. Adamın adı Alperdi; sohbeti bir kafede sürdürmek istediğini söyledi, ben de sevinçle kabul ettim.
O günden sonra çılgın bir aşk döngüsü başladı. Her gün telefonla konuşur, mesajlaşır, nadiren bir araya gelirdik. Alparın işi yoğun olurdu, geçmişi, ailesi, iş hayatı hakkında pek bir şey söylemezdi. Ben ise bu eksikliği sorun etmezdim; hayatımda bir erkekte ilk defa mutluluk bulmuştum.
Bir gün Alpar beni hafta sonu bir restorana davet etti ve bu günün özel olacağını ima etti. Ben de kalbimin gökyüzüne çıktığını hissettim; nihayet bir eş, çocuklar, bir aile Keşke büyükannem bu günün şahitliğine yetişebilseydi.
Akşam otururken, hangi elbiseyi giyeceğime karar vermeye çalışıyordum; internetten alışveriş yapmayı seviyordum, telefon uygulamasında kıyafetleri tek tek seçip sonunda uykuya daldım.
Uyanınca odanın kapısında büyükannemi gördüm; sevdiği elbisesi içinde kanepeye oturmuş, başımı okşuyordu. Baba, neredeydin? Nasıl geldin burada? diye şaşırdım. Ben, kızım, senden hiç ayrılmadım. Her zaman yanındayım, seni gördüm ve sana bir şey söylemek istiyorum: Bu adamı tanıma, kötü biri, büyükannemin sözünü dinle dedi ve bir anda yok oldu.
Kafam karıştı, bir rüya gördüğümü anladım ama büyükannemin neden Alparı kötü dediğini bir türlü çözemiyordum. Kararsız bir şekilde tekrar uykuya daldım.
Gün X yaklaşıyordu; hâlâ bir elbise seçememiştim, ellerim her an düşüyor, büyükannemin sözleri kafamda dönüp duruyordu. Gelecekten gelen bu uyarıyı hiç ciddiye almazdım; rüyalar bana hiç gelmemişti. Ama büyükannemin ruhani bağımız vardı, öbür dünyada da bizi izlediğini düşündüm.
Cumartesi günü, yeni bir elbise giymeden restorana girdim. Alper bir şey fark etti, Bir şey mi var, canım? diye sordu. Hayır, her şey yolunda dedim, o da şaka yapıp beni güldürmeye çalıştı. Akşam yemeği bittiğinde, tam bir film sahnesi gibi, diz çökerek bir kutu yüzük uzattı.
Birden başım dönmeye, kulaklarımda uğultu gelmeye başladı; pencereye bakan büyükannemi gördüm, sadece izliyordu. Bu bir işaret dedim içimden. Affedersin Alpar, yapamam diye ağlamaya başladım, Ne yaptım ben ki? diye sormuştum. Bir şey yapmadın, sadece büyükannemin sözüne güveniyorum diyerek dışarı koştum.
Alper peşime koştu, gözleri öfkeyle doldu, beni itmeye, bağırmaya başladı: Ne demek istedin? Benimle evlenmek istemiyor musun? Sen de o kedi Mışıkla kafayı yemiş bir kadın! Kimsenin ihtiyacı yok senden! ve ardından ayrıldı.
Şoktaydım, aklımı toparlayamıyordum; aklımda Alpar, okumuş, sevgi dolu bir adamdı. Şimdi eş, çocuk, aile hayalim kırılmıştı.
Ertesi gün eski sınıf arkadaşım, polis memuru olan Andreyi ziyaret ettim. Andre sınıf arkadaşlarımıza her zaman yardımcı olurdu. Ona Alparın kimliğini araştırmasını, fotoğrafını ve bilgilerimi vermesini istedim.
Ertesi gün telefon çaldı: Elif, üzgünüm, haberler iyi değil Alpar bir dolandırıcı, sahtekar. Yalnız kadınlarla tanışıp onlarla evleniyor, ardından onları evlerinden çıkarıp kredileri üzerine çekiyor, işini büyütmek bahanesiyle. Daha önce de mahkemelerden geçmiş, defalarca tutuklanmış. Şans eseri zamanında kaçmışsın.
Şaşkına dönmüş, Büyükannem bunu nasıl biliyordu? diye düşündüm. Gerçekten mucize mi bu? Büyükanneme teşekkür ederim, beni felaketten kurtardığın için.
Mışıkı beslemek için markete gittim, yeni alışverişler yaptım, neşeyle evime döndüm. Artık yalnız olmadığımı, büyükannemin bir yerlerde hep yanımda olduğunu biliyordum.
Derler ki, sevdiğimiz insanların ruhları arkamızda durur, koruyucu meleklere dönüşür, bizi kötülüklerden ve belalardan korur İşte bu hayata inmek istiyorum; çünkü öyle olduğunu hissediyorum.




