Gerçek Olmayan Çocuk

Ben, Ayşegülün hikâyesini anlatmak istiyorum. O, Afyondaki bir kaplıca otelinde çalışıyordu ve işe trenle gelmek zorundaydı. Yol uzun ve yorucuydu, ama maaşı iyiydi, çalışma saatleri de çocuğuyla birlikte bakıma gitmeye uygundu. Yazın hâlâ serin olurdu, ama kışın karanlık, yolculuk zorlaşırdı; istasyona koşmak korkutucu hâle gelirdi. Garajların yanına park etmeleri gerekmezdi; arabası onu doğrudan istasyona bıraktı. Siyah, büyük bir jeep durdu, pencere aşağı indi ve kalın sakallı bir adam seslendi:

Birlikte bir tur atar mıyız, güzelim?

Ayşegül hiç güzel dememişti. Böyle bir hitap başka bir durumda flört gibi gelse de, o an sadece çoraplarıyla dondurulmuş ayakları, burun akıntısı ve istasyona yedi dakikası kalmıştı. Tek istediği sıcak bir evde oturup ısıtıcıyı yakmaktı. Şimdi tren içinde yarım saat ısınıp, çocuğunun kreşine koşup, markete gidip eve dönmek, ocakta yemek pişirmek vardı. Başka bir şey düşünmeye vakti yoktu. Bu yüzden cevap verdi:

Gözüm kapalı, sen beni nasıl güzel görüyorsun!

Ve yolda patika boyunca yürümeye başladı. Jeep onu geçti, fren yaptı, sakallı olmayan, uzun ve kaslı bir adam indi, Ayşegülü yakalayıp arka koltuğa oturttu. Sakallı adam şu gülümsemeyle duyurdu:

Sen çok hoşuma gittin, akşam yemeğine gel.

Ayşegül, adamın sarhoş olduğunu ve reddedilemez bir tavırla yaklaştığını fark etti, gözyaşları içinde bağırdı:

Bırakın beni, kızım beni bekliyor! Ben otuz iki yaşındayım, yakışıklı değilim, sohbeti de bilmem. Bu kışlık montu bir komşum bana verdi, altımda eski bir tişört ve pantolon var, akşam yemeği kim yedirir?

Kasap adam, arabayı sürene eğildi ve sakallı adama bir şeyler fısıldadı. Sakallı başını salladı:

Ağlama, seni kaplıcadan alıyorum, tişörtünü gördüm zaten. Sen anneme çok benzeyişsin, o da bir gün bir restorana davet edilmek isterdi. Hadi, kırılma. İstersen sana bir elbise alırım.

Eve gitmek istiyorum gözyaşları içinde Ayşegül dedi kızımı almak zorundayım.

Kaç yaşında?

Dört.

Baba nerede?

Gitti.

Benim de babam gitti. Başka birine mi bakıyorsun?

Hayır, annesi çocuğun sahte olduğunu söylüyor. Biz in vitro döllenme yaptık. İlk başta kabul etti, sonra ruhu olmadığını düşündü. O iyi bir adam ama çok kolay yönlendirilebiliyor diye ekledi Ayşegül.

Sahte demek sakallı adam uzattı. Tamam, nerede bebek odası var? Veli, sür beni.

Ayşegül koltuğa büzülmüş, ne yapacağını düşünürken, sakallı adamın bir anlık merhameti dışında kimse ona bakmıyordu. Kasap, Ayşegüle acıyan bir bakışla ona bir şans vermişti.

Gruba, kreş öğretmenine ve çocukları sıcak tulumlara giydiren ebeveynlere geldiklerinde, herkes bir anda susmuş ve Ayşegüle bakmıştı. Bu kalabalık içinde onu ilk kez görenlerdi. Küçük kız İrem ise yabancı amcalara korkmadı; tam tersine Bu sakallı adam Koca Noel mi? Baba henüz görmüş mü? diye sordu. Baba hakkında sorular sormaktan çekinmedi, Ayşegül de alışmıştı artık. Araca oturduklarında İrem direksiyona dokundu ve Ben de direksiyon çeviririm dedi.

Sakallı adam gülerek:

Şirin bir kızcık. Sen sahte diyorsun, dondurma ister misin?

İsterim! İrem sevinçle bağırdı.

Onlar dondurmacaya, ardından bir markete gittiler. Sakallı adam bir sepet dolusu işe yaramaz yiyecek aldı: tuzlu balık, tropik meyveler ve küflü peynir. Ayşegül tavuk ve makarna isterdi ama verilen atın dişine bakılmaz dercesine kabul etti.

Evine kadar götürdüklerinde sakallı adam, biraz ayıktı ve çay teklif etti. Ayşegül sobayı yakarken adam gözlerini büyütüp:

Ben de zor bir çocukluk geçirmiştim Burada gerçekten tuvalet dışarıda mı?

Gerçekten Ayşegül alaycı bir gülümseme ile yanıtladı.

Artık sakallı adamdan korkmuyordu; sadece sakıncalı bir şeyler yapabileceğini anladı. Asistanı, sepetine süt, ekmek, normal peynir ve çocuk yoğurdu eklemişti. Belki de çocuğu vardı.

İstenmeyen misafirlerden kurtulduktan sonra Ayşegül birden titremeye başladı. Gözyaşları akıp gitti; bu, kocası eşyalarını alıp annesine geri dönmesi, Hamile kalmış hâlde yeni evlerinde yalnız kalması günüydü. O gün, çocuk sahte olsa da evimizde kalsın demişti.

Ertesi sabah kaplıcadan çıkışta aynı jeep belirdi. Sakallı adam yoktu, sadece sürücüsü Veli vardı.

Otur, Veli dedi. Şehre götüreyim.

Neden? Ayşegül şaşırdı. Senin annenle ben de aynı mıyım?

Kafanı bozma Veli sinirlendi. Ben yönüne gitmek zorundayım, neden yardıma gelmiyorum?

Peki Ayşegül iç çekti. Peki ya patronun?

Şu an uyuyor, üzülme. Dün annesinin doğum günüydü, eğer hâlâ yaşıyor olsaydı O da içki içmez.

Ayşegül başını salladı, umursamıyordu, oturdu.

İlk başta sessizce gitti. Veli konuşma konusunda pek yetenekli değildi, ama birden sordu:

Çocuk gerçekten tüp bebekten mi doğdu?

Evet.

Şaşırtıcı. İnsanlar ne şeyler icat ediyor, ha?

Senin çocuğun var mı?

Yok, istemiyorum. Üç küçük kardeşim var, beyinlerimi yedi. Tek başıma yeter.

Anladım Ayşegül onayladı.

İrem arabayı çok sevdi ve tekrar dondurmacaya gider miyiz diye sordu.

Hayır Ayşegül korkmuş bir sesle yanıtladı parasız.

Neden olmasın? Veli ısrar etti.

Bütçeme göre değil Ayşegül kesin oldu.

Ben ısmarlıyorum elini salladı.

Geri dönüşte İrem uyuyakaldı. Ayşegül onu arabadan çıkarmaya çalışırken Veli kızını kucağına alıp eve götürdü.

Hafif bir kızcık dedi. Ama pek bir şey ifade etmiyor.

Birkaç gün Veliyi görmedi, sonra yine aynı jeep, ama bu sefer sakallı adam Velinin yanında.

Ben Cemal kendini tanıttı. O gün için özür dilerim, ben çok içiydim. Gerçekten seni bir restorana davet etmek istiyorum. Bugün değil, sana uygun bir zaman.

Ayşegül önce reddedebilirdi. Sonra düşündü: Neden olmasın? Bir elbise bulabilirim. Tek sorun, kızını kime bırakacağıydı.

Veli, Ben bakabilirim dedi.

Kızı yabancı bir adama bırakmak pek çekici değildi ama Veli güven vericiydi. Ayşegül, kızını oyun odasına götürmeyi teklif etti; bu Velinin işini kolaylaştırdı ve Ayşegülün endişesini azalttı.

Akşam yemeği keyifli geçti. Cemal konuşkan ve kendini beğenmişti ama bir çekiciliği vardı; Ayşegül uzun zamandır kadın olduğunu hissetmemişti. Cemal, Gelecek hafta bir sergiye gidelim mi? dediğinde kabul etti.

İrem oyun odasını ve Veliyi çok sevdi. Veli, alışveriş poşetleri getirdiğinde Ayşegül, Bu çok fazla, dedi. Veli ise:

Bu, Cemalin adıyla.

Poşetler üç günde bir gelmeye başladı; Ayşegül, Teşekkür eder miyim, yoksa bu yardımı reddedeyim mi? diye kararsız kalıyordu. Çalışıyordu ve ekmeğe tereyağı kadar yeterli bir maaşı vardı. Cemal, artık ona restoranlar ve kültür etkinlikleri bulduruyordu; bu neredeyse bir randevu gibiydi. Veli, varsayılan bakıcı rolünü üstlenmişti ve herkes memnundu.

Bir gün Veli bir şey itiraf etti:

Cemal sana aşık olmuş gibi görünüyor. Düğün bile planlıyor. Çocuk onu korkutuyor; yabancı bir çocuk.

Ayşegül bu sözleri duyar duymaz içi burkuldu. Aşık mı? Elini hiç tutmamıştı, çocuğu bile yabancıydı

Ben evlenmek istemiyorum çıkıştı.

Neden? Veli aniden canlandı. O zengin, sen de taş gibi bir duvar gibi olur.

Zengin birine ihtiyacım yok

Peki, neye ihtiyacın var?

Ayşegül omuz silkti, eski kocasını düşündü; Böyle bir adam kesinlikle lazım değil, diye içinden geçti.

Bilmiyorum dürüstçe yanıtladı.

Veli bir anda ona yaklaştı, bir öpücük denedi. Ayşegül sıçradı, Veli de kızardı.

Özür dilerim, ne yaptığımı bilmiyorum dedi ve kaçtı. Ayşegül, hissettiği şaşkınlıkla neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalıştı.

Ertesi gün İrem hastalandı, ateşi vardı; hastane raporu alması zorunluydu, ki kaplıcılarda bu pek hoş karşılanmazdı. Cemal sinirlendi; bir tiyatro oyununa gitmek istiyorlardı.

Veli onunla oturabilir mi?

Belki de bulaşır Ayşegül tereddüt etti.

Sorun ne? Gidelim, zaten bu oyunu izlemek istiyordum!

Ayşegül nihayet kabul etti; biletler pahalıydı ama İremin durumu iyileşecekti. Veli geldi, Ayşegül yeni bir elbise almış, kırmızı bir elbise; utandı. Tiyatroda yer bulmakta zorlandı; aklında sürekli kızının yüzü vardı. Cemal, kayak tatiline çıkma teklifinde bulundu; Ayşegül onu durdurdu:

Alışverişi, tiyatro biletini yapıyorsun, ama tatil çok fazla. Ben senin hesabından da kayak tatiline gitmeyeceğim.

Hangi alışveriş? Cemal şaşırdı.

Veli taşıyor.

Anladım. Ben de Velinin iyi bir kalbi olduğunu biliyorum. Annem kayak yapmayı severdi, bir gün birine davet edildi

Ayşegül bir anda aydınlandı, Cemalin elini tutup şöyle dedi:

Annen seninle gurur duyardı, eminim. Ama kendini zorlamamalısın. Sevdiğin birini bul, kendi çemberini kur. Ne giysem de ben hep aynı kalırım. Senin annen gibi. Sanırım ben başka birini seviyorum

Cemal kırıldı, gözyaşı döktü, kadınların ne düşündüğünü anlayamadığını söylüyordu. O, Ayşegülü evine götürdü, ama tatil teklifini reddetti.

Hangi ürünler? Cemal şaşkın. Veli getiriyor.

Anladım. Veli gerçekten iyi bir yürek. Cemal biraz sızlandı, ama ardından arabasını sürdü.

Sonra Ayşegül, İrem artık ayıcıkla uyuyor, Veli de koltuğa yaslanmış, dedi. Ayşegül hafifçe ona yaklaştı, dudaklarından bir öpücük çaldı. Veli uyandı, ne olduğunu anlamadı. İrem şöyle dedi:

Dün çok çabuk kaçtın, ben beklemiyordum; korktum, anladın mı?

Ve bir kez daha öptü. O an hiçbirimiz korkmadı.

Rate article
Lifequest
Gerçek Olmayan Çocuk