Ben, yılların dostu olduğum 63 yaşındaki İbrahimin evliliğini izledim ve bir genç kızın onun hayatını nasıl altüst ettiğine tanık oldum.
İbrahim ve eşi, neredeyse kırk yıl birlikte yaşadı. O yıllarda çocuklarını büyüttüler, İstanbulun çevresinde bir ev yaptılar, küçük ama sağlam bir iş kurdular, sağlam bir Anadol arabası aldılar. Birbirine sımsıkı bağlıydılar, dertleri yoktu. Çocukları büyüdü, kendi ailelerini kurdu, ikisi de sıcak bir ocakta huzurlu bir emeklilik hayali kuruyordu.
Fakat bir gün her şey parçalandı.
İbrahimi garip davranışları fark ettim. Telefonunu saklıyor, işte gecikiyor, günde iki kez tıraş oluyor, sanki gençliğine geri dönmüş gibi duş alıyordu. Sherlock Holmes olmak zorunda değilsiniz; başka birinin peşinde olduğunu hemen anladım. Ve o da kim? Nineteen yaşında, ince bir ceylan gibi, gözleri hesaplı bir parıltı taşıyan Nazlı. O kadar gençti ki gözleri ona torun gibi bakıyordu.
Nazlının istediği İbrahimin gümüş saçları değildi, onun banka hesaplarıydı. İbrahim, gençliğinin tazeliği ve tatlı sözlerine kanıp ikinci bir bahar bulduğunu sandı. Birkaç ay içinde Onunla evleniyorum dedi. Düşünsenize, kırk yıl birlikte yürümüş bir çift, bir kız yüzünden, kedicik diye seslenip hapşırığı çok gür olduğunda kaşlarını çatmasıyla dağılmış gibi.
Ben bağırmadım, saçlarımı kazımadım. Sessizce onayladım. O zaman İbrahim hâlâ neyin geldiğini bilmiyordu. Ve ben ona, sonradan ayaklarımın dibinde diz çökecek, bağışlanma dilenecek bir şey yaptım.
Nazlı ve İbrahim bir masal gibi yaşamaya başladı: düğün, Instagramda fotoğraflar, Türkiyeye bir seyahat. Her şey sanki tereyağında yüzen bir peynir gibi gülüyordu. Ama bir eksikliği vardı.
Yıllar önce, iş kurarken ve ev alırken, avukat kardeşim bütün mal varlığını çocuklara kayıtlara geçirmek gerektiğini söylemişti. Resmi olarak İbrahim ve eşi hiçbir şeye sahip değildi: ev, firma, banka hesabı Hepsi Sibel ve Ahmetin adıyla kayıtlıydı. Kardeşim bunu unutmuş, Nazlı ise hiç bilmiyordu.
Balayı sona erdiğinde sorunlar patladı:
Mağazayı neden satamıyorsun?
Araban nerede? Yeni bir Anadol aldığını söylemiştin!
Bütün hayatımızı kirada bir odada mı geçireceğiz?
Söz verdiğin her şey nerede?
Gerçek açığa çıktığında Nazlı çantasını topladı ve gitti. Gözyaşı yok, sahne yok, sadece bir anda kayboldu, İbrahimi kırık bir tahtanın üzerine bıraktı.
İki ay sonra, gözleri tükenmiş, kiloları azalmış halde bana yaklaştı. Ağladı, ellerimi öptü, kör olduğumdan bahsetti, tek sevdiğinin beni olduğunu, her şeyi geri almak istediğini söyledi.
Ama ben artık o naif Nadiye değil, onunla akşam yemeği bekleyen bir kadın da değilim. İntikam karakterimde yok. Sadece ona baktım ve şöyle dedim:
Üzgünüm, ama kırk yıl süren hayatımızı, çocuklarımızı ve inşa ettiğimiz her şeyi bir yarım metre uzunluğundaki bir eteğin bile daha pahalı olduğu bir erkeğin peşinde bırakmak istemiyorum.
Kapıyı kapattım. Arkamda bütün hayatım, gerçek hayatım, onun ihanetinden arınmış bir şekilde duruyor.




