SOKAKLARDA YAŞAYANLAR

Elifin gidecek hiçbir yeri kalmadı. Gerçekten de hiçbir yeri Birkaç geceyi tren garında geçirebilirim. Peki sonra? Birden aklına kurtarıcı bir fikir geliyor: Köy evi! Nasıl unuttum ki? Belki de çok abarttım, yarı yıkık bir kulübe Yine de, oraya gitmek tren garına gitmekten daha iyi olur. diye düşünüyor Elif.

İstanbuldan çıkan trene bindiğinde, soğuk pencereye yaslanıp gözlerini kapatıyor. Kısa bir süre içinde, iki yıl önce anne babasını kaybettiğini, tek başına kaldığını ve üniversite harçlıklarını karşılayamayıp pazar tezgâhında çalışmak zorunda kaldığını hatırlıyor.

Tüm bu zorlukların ardından şans ona gülüyor ve Mert ile tanışıyor. Mert nazik ve düzgün bir adam. İki ay içinde sade bir nikah kıyıyorlar.

Hayat güzel gidiyor gibi Fakat Mert, Şehir merkezindeki aile evini satıp kendi işimizi açalım diye öneriyor. Elif, Mertin her şeyi planladığını, ailesinin maddi sıkıntılarını unutturacağını düşünüp, Artık ayakta duracağız, bir çocuğumuz için de zaman kalacak. Anneliği çok istiyorum. diye umutla yürüyor.

İş planı başarısız oluyor. Sürekli para harcama tartışmaları ilişkilerini çürüten bir hâl alıyor. Mert, bir gün evine başka bir kadın getirip, Hoşça kal diyerek Elifi dışarıda bırakıyor.

Elif ilk önce polisle iletişime geçmek istiyor, ama Merti suçlayacak bir şey bulamıyor. Kendi kendine eve dair kalan eşyaları topluyor, parayı Merte veriyor

İstanbul tren istasyonundan çıktığında, boş bir perondan yalnız yürümeye başlıyor. Baharın erken bir gün ve köy sezonu henüz başlamamış. Üç yıldır bakımsız kalan köy evi çalılıkların içinde, Her şeyi eski haline getireceğim diye düşünse de, eskiye dönmenin artık mümkün olmadığını fark ediyor.

Anahtarını verandanın altından rahatlıkla buluyor, ama yıllarca paslanmış ahşap kapı kıvrılıyor ve açılmıyor. Kapıyı zorla açmaya çalışıyor, ama başarısız. Çaresizce verandada oturup ağlamaya başlıyor.

Tam o sırada, komşu arsanın önünden çıkan duman ve sesleri duyuyor. Çevresi sakinleşince, Abla Rüya! Evde misiniz? diye bağırıyor. Çalılıkların arasından yaşlı bir adam çıkıyor ve bir çukurda eski bir çömlek içinde su ısıtıyor.

Elinizde ne var? Abla Rüya nerede? diye soruyor, geri çekiliyor. Adam sakin bir bariton tonuyla, Korkma. Polis çağırma. Burada bir şey yapmıyorum, sadece burada yaşıyorum, diyor. Elif ona Siz evsiz misiniz? diye soruyor. Adam Evet, doğru. Ben de komşunuzum, rahatsız etmeyeceğim, diye yanıtlıyor.

Adınız ne? diyor Elif. Adam Mehmet, diyor. Babamın adı? diye soruyor. Ferah, diye yanıtlıyor. Elif, Mehmet Farahın üzerindeki yıpranmış ama temiz kıyafeti ve bakımlı görünüşüne bakıyor.

Yardım isteyecek birine ihtiyacım var, diye iç çekiyor. Ne oldu? diye soruyor Mehmet. Kapı sıkıştı, açamıyorum, diyor Elif. İzin verirseniz bakarım, diye teklif ediyor. Çok memnun olurum! diye cevaplıyor Elif.

Mehmet kapıyı incelerken Elif bankta oturup düşüncelere dalıyor: Kendimi nasıl aşağılayabilirim? O da evsiz, aynı durumdayız.

Mehmet, Elif, içeri gel, bir şeyler yapalım, diyerek kapıyı itiyor. Kalacak bir yer var mı? diye soruyor. Evet, ama ısıtma var mı? diye yanıtlıyor Elif. Ocak var sanırım, odun nerede? diye soruyor Mehmet. Bilmiyorum, diyor Elif. Tamam, içeri gir, bir şeyler düşüneceğim, diyerek dışarı çıkıyor.

Elif bir saat boyunca evi temizliyor. Soğuk, nemli ve rahatsız bir ortam. Mehmet odun getiriyor ve eski ocakta ateş yakıyor. Elif, bu anlık sıcaklıkta bir umut buluyor.

Ocak çalışıyor, biraz odun ekleyin, gece söndürün, sabaha kadar ısı kalır, diye açıklıyor Mehmet. Komşulara mı gideceksiniz? diye soruyor Elif. Evet, bir süre orada kalacağım, şehre gitmek istemiyorum; geçmişi hatırlamak istemiyorum, diyor Mehmet. Mehmet Farah, önce çay içelim, sonra gidersiniz, diyerek ona ikram ediyor.

Mehmet çayı alıp ocakta oturuyor. Elif, Sizi rahatsız ettiysem özür dilerim, siz evsiz görünmüyorsunuz, neden sokakta yaşıyorsunuz? Aileniz nerede? diye soruyor. Mehmet, uzun yıllar bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştığını, gençlik yıllarını bilime adadığını ve yaşlılıkta yalnız kaldığını anlatıyor.

Bir yıl önce yeğeni Tülay, ona evini miras bırakması karşılığında yardım teklif etmiş. Tülay, şehir merkezindeki kirli bir daireyi satıp, daha geniş bir bahçeli ev almayı öneriyor. Mehmet, uzun zamandır hayalini kurduğu temiz hava ve sessizliği düşündükten sonra teklifi kabul ediyor. Satıştan sonra Tülay, parayı banka hesabına yatırmak istiyor. Mehmet amca, otur ve ben neyin nereye gittiğini kontrol edeyim, diyerek bankaya giriyor.

Tülay bir çanta alıp içeri gizleniyor, Mehmet uzun süre bekliyor; bir saat, iki saat Tülay hiç çıkmıyor. Bankada kimse yok ve başka bir çıkış kapısı var. Mehmet, Tülay beni aldatıyor, inanamıyorum, diye düşünüyor ve bankada otururken bir sonraki gün evine gitmeye karar veriyor. Kapıyı başka bir kadın açıyor ve Tülayın iki yıl önce satıldığını, artık burada olmadığını anlatıyor.

Mehmet, Bu ne kadar üzücü bir hikâye O günden beri sokakta yaşıyorum, hala bir evim olmadığını kabul edemiyorum, diye iç çekiyor. Elif, Ben de benzer bir durumda kaldım, üniversiteden ayrıldım, evim yok. Ama umutsuzluğa kapılma, her sorun çözülür, sen gençsin, her şey güzel olur, diye teselli etmeye çalışıyor. Haydi akşam yemeği yiyelim! diyerek sohbeti neşelendiriyor.

Mehmet, makarna ve sucukla dolu bir tabağı büyük bir iştahla yiyor. Elif, Nasıl yalnız kalırsın, sokakta, kimseye ihtiyaç duymadığını düşünürsün? diyor. Mehmet, Elif, üniversitede eski arkadaşlarımla iletişime geçebilirim, burslu bir öğrenci olarak geri dönebilirsin. Rektöre bir mektup yazar, Konstantin adlı eski bir dostum yardımcı olur, diye öneriyor. Elif, Çok teşekkür ederim, bu harika olur! diyor.

Mehmet, Akşam yemeği için teşekkürler, artık geç oldu, gidiyorum, diyerek kalkıyor. Elif, Gitme, bir yere gitmek kötü, diye uyarıyor. Merak etme, komşu arsamda sıcak bir çadır var, yarın yine geliriz, diyerek gülümseyen Mehmet.

Elimde üç geniş oda var, birini alabilirsin, ben de yalnız kalmaktan korkuyorum, o ocaktan çekiniyorum; beni yalnız bırakmazsınız, değil mi? diye soruyor Elif. Hayır, bırakmam, diye ciddi bir sesle yanıtlıyor Mehmet.

İki yıl geçiyor. Elif sınavı başarıyla geçiyor, yaz tatili için köyüne gidiyor. Aslında öğrenci yurdunda kalıyor, hafta sonları ve tatillerde köy evine gidiyor.

Merhaba! diye bağırıyor, Mehmet amcaya sarılıyor. Elif! Neden aramadın? İstasyonda buluşabilirdik. Nasıl gidiyor? Başardın mı? diye soruyor. Evet, neredeyse hepsi çok iyi! Bir pasta aldım, çay demleyelim, kutlayalım! diye cevap veriyor Elif.

İkisi çay içiyor, haberlerini paylaşıyor. Üzüm bağladım, orada bir oturma alanı yapacağım. Çok rahat ve şirin olacak, diyor Mehmet. Harika! Sen buranın sahibi, istediğin gibi yap, diye gülüyor Elif.

Mehmet artık yalnız değil; bir evi, bir torun çocuğu, Elif gibi bir dostu var. Elif de hayatına yeniden tutunmuş, Mehmet Amca sayesinde yeni bir aile bulmuş. Bu tesadüf, kaderin ona bir baba gibi birini gönderdiği için minnettar.

Rate article
Lifequest
SOKAKLARDA YAŞAYANLAR