Aa bak, canımın içi… Hemen söyle ki bu güzel değil, dedi zengin kadına zarif kürk giymiş tonton Teyze Fatma.

Al bak, canım, sen de söyle beğenmedin mi, dedi teyze Elif, lüks kürküyle göz kamaştıran zengin hanımefendiye.
Duygu yüklü bir İstanbul sabahı, Kadıköy pazarının kalbi çarpar gibi atıyordu: tezgâhlarda taze sebzeler, telaşlı satıcılar, durup her şeyi inceleyen, kıyaslayan, tadına bakıp karar veren kalabalık. Bu kalabalığın içinde, daha mütevazı bir köşede, köyden yeni taşınmış, elleri toprakla yıpranmış, çene altına sıkı bağlanmış yeşil bir mendili ve saf bakışlarıyla duran teyze Elif oturuyordu.
Elifin tezgâhında, yaşlı ineklerinden elde edilen sütle zahmetle hazırlanmış birkaç yuvarlak beyaz peynir ve tadına bakması için ufak bir dilim bulunurdu; İnsan tattıktan karar versin, güvenmeyin, derdi hep.
Geçen her ziyaretçiye aynı nazik gülümsemeyle seslenirdi:
Al bak, canım, sen de söyle beğenmedin mi.
Kimileri durur, kimileri aceleyle geçer. Pazar işte böyledir; herkesin zamanı yoktur, herkesin gözleri bir ürünün arkasındaki ruhu görmez.

O sabah, sıradan kalabalığın arasında, şehrin tanınmış bir kadın figürü belirdi: uzun boylu, pahalı bir kürk ceket içinde, gözlerini büyük siyah gözlükleri gizleyen, iş dünyasının başarılı bir iş kadını. Parası, iş ortaklıkları, istediği her şeye sahip olduğu söylenirdi. Fakat bir şey eksikti huzur.
İlk önce tanınmış üreticilerin büyük tezgâhlarını dolaştı, tat aldı, kokladı, sordu ama her seferinde burnunu kıvırdı.
Çok tuzlu
Çok yumuşak
Aradığım değil
İnsanlar onun yolundan çekinir, havada bir buz gibi soğuk bir ihtişam taşıyan adımını izlerdi. Fakat o ihtişamın ardında, göze görünmeyen bir yorgunluk, lüks kıyafetlerine uymayan bir hüzün saklıydı.

Teyze Elifin küçük tezgâhına yaklaştığında, diğer satıcılar merakla başlarını çevirdi: Bak bakalım nasıl görmezden gelen bir köylünün peynirini deneyecek! Ama Elif fark etmezdi bu ön yargıyı. O, sadece insanın ruhunu görürdü.
Kadın, aynı sıcaklıkla selamladı:
Al bak, canım, sen de söyle beğenmedin mi.
Kadın bir an durakladı, çünkü Elifin sesindeki bir sıcaklık, uzun yıllardır hissetmediği bir duyguydu. Elif nazikçe bir parça peynir kesti, sanki sevdiği birine verir gibi:
Bu, yaşlı ellerle ama genç bir kalple yapıldı, anneciğim. Al bir lokma, sen de söyle.
Kadın peyniri ağzına götürdü. Basit, saf bir aromâ aniden içinde kaybolmuş bir anıyı uyandırdı. Gözlerini kapattı ve
Bir anda çocukluğunu hatırladı. Gürültülü pazarda bir köşeye çekilip, toprak bir tavandan, tahtadan bir masadan oluşan küçük bir mutfağa daldı. Orada, annesiz, babası yurt dışına çalışan bir kızın büyütücü büyükannesini gördü. Çiçekli bir ön apronu olan büyükannesi, ona taze peynirin bir dilimini kırıp şöyle söylerdi:
Al bak, canım, beğenip beğenmediğini söyle. Sen benim damağım.
Bir düğüm boğazına düştü. O sade peynir aynı doku, aynı tat, aynı hatıra.
Gözlerinden yaşlar süzüldü, ama büyük gözlüklerinin ardında saklandı. Sesinde titrek bir titreşimle:
Ben ne söyleyeceğimi bilemiyorum çok çok güzel.
Teyze Elif ellerini hafifçe dokundu, tıpkı bir anneannesinin dokunuşu gibi:
Canım, bana çok şey lazım değil. Sen beğendiğini söylersen, yeter.
Kadın ince bir sesle sordu:
Nasıl yapıyorsunuz?
Emekle, anneciğim ve sevgiyle. Başka türlü olmaz. Ve özlemle iyi kalpli insanlar, senin gibi, kalple tadını bilen insanlar.
Kadın gözlüğünü çıkardı. Gözlerinde hâlâ bir damla gözyaşı, ama uzun süredir görmediği bir ışık vardı.
Beni büyükannemi hatırlattınız diye fısıldadı.
Elif geniş bir gülümseme ile yanaklarındaki çukurları göstererek:
Güzel, anneciğim. Yani uzak değilsin. Hatırladıkça, büyükannen hala senin içinde yaşıyor.
Kadın kararlı bir sesle:
Tüm peynirinizi alıyorum. Hepsini. Ve size bir şeyler alarak yardımcı olmak istiyorum. Neye ihtiyacınız var?
Elif başını salladı:
Ben yoksul değilim, anneciğim. Ellerim var. Ellerim olduğu sürece peynirim var. Ve sen bu kalabalık tezgâhlardan gelip bana geldin demek ki bu dünyada hâlâ kalpli insanlar var. Bu benim zenginliğimin kaynağı.
Kadın derin bir nefes alıp gözyaşlarını sildi. Uzun bir aradan sonra, basit bir şey hissetti: bir hatıra sıcaklığı.
Teşekkür ederim, teyze Elif Bana kim olduğumu hatırlattığınız için minnettarım.
Elif nazikçe elini sıktı:
Al bak, canım. Sen de söyle beğenmedin mi. Peynir böyle, hayat da böyle sadece kalple tattıkça anlayabilirsin.
Bu hikâyeyi okuyan siz de bir hatıra canlandırdıysa, saklamayın. Yorumlarda kime, neye, hangi çocukluk anına benzettiğinizi paylaşın.

Rate article
Lifequest
Aa bak, canımın içi… Hemen söyle ki bu güzel değil, dedi zengin kadına zarif kürk giymiş tonton Teyze Fatma.