28Mayıs, Salı
Bugün annemin (Nalan Hanım) Merali (eşim) hakkında yine aynı tartışmayı başlattı. Eşin bütün kutlamaları mahvediyor, dedi anneme. Yarın akşam bir restorana ya da kafeye gidelim, diye duyurdu Meral, sesindeki heyecanı saklayamadan. Telefonumdan anneme bağlandığımda, İyi olur. Ama önce Meralin kendisi tercih etsin, sipariş sırasında tekrar değiştirmek zorunda kalmayalım, diye uyarı yaptı annem, sesinde hâlâ bir sakinlik vardı.
Yeni bir yer açıldı mahallenin içinde, yarın orayı deneyeceğiz, diye sürdürdüm, telefona bir şeyler anlatırken huzurlu bir ses tonuyla. Annem, Adres ve saat bana gönder, ben de baba (Mehmet Bey) ile zaman ayarlayalım, dedi, bir yandan da yüzünde kabullenmiş bir ifade belirdi. Hemen ardından mesajı attım ve telefon kapattım.
Az sonra anneme yeni restoranın adresi ve buluşma saati geldi. Evimizde iki damat ve bir damatlık var; ilişkilerimiz genelde iyi, tek sorun Meral. Annem damatlığın işlerine karışmaz, hatta mümkün olduğunca uzak durur, teması sınırlı tutar. Sorun, Meralin sofrada davranışları; ne zaman bir eksiklik bulsa, bir şey eksik kalır gibi hisseder.
Birkaç ay önce aynı restoranda bir akşam yemeği planlamıştık. O akşamı bir keyif anı yerine Meralin kaprisleri doldurdu. Yemeği beğenmedim, diye bağırdı; Garson göz teması kurmadı, gülümsemedi, diye şikayet etti; menüyü yetersiz buldu. Son menü yüzünden birkaç kez restoran değiştirmek zorunda kaldık. En sonunda bir salata sipariş etti, soğan eklememesini istedi.
Garson, İste, soğansız salata, dedi tabak önüne koyarken. Meral, Bu salatada ne var? diye parmağıyla dereotuna işaret ederek sordu. Garson, Dekorasyon amaçlı diye yanıtladı. Ben dereotu istemedim! diye sesini yükseltti. Eğer isterseniz çıkarırım, içinde dereotu yok, dedi garson, nazikçe. Meral ise, Salatamı götürün, iştahımı mahvettiniz! Bana bir sütlü milkshake getir, diye bağırarak pencereye yöneldi. Tüm kaprisleri karşılandı, garsonlar çekinmedi; akşamın atmosferi büyük ölçüde bozuldu.
Meral, dudaklarını şişirip üzgün bir ifadeyle oturdu; diğerleri yemek yiyip sohbet ederken biz onunla birlikte bir kahvehanede kalmak zorunda kalıyorduk. Bu durum, aile toplantılarını bile zorlaştırdı. Hatta teyzemin cenazesinde bile bir kavgaya dönüştü.
Bu krep kim yaptı? Çok çiğ! diye bağırdı Meral, cenaze yemeğinde. Lütfen bağırma, sadece yemem, sorun değil, diye annem, Nalan Hanım, gözlerine bakarak uyarmaya çalıştı. Meral, Köpeğime daha iyi yemek yaparım, alkol ve meyve suyu da ucuz, diye iğrenç bir surat çekti. Burada birini anmak için toplandık, lütfen saygı göster ve şikayetini kes, dedi annem sessizce. Tam da dediğiniz gibi, anmaya geldik ama bir şey yok ki! diye Meral, hüzünle mırıldandı.
Daha sonra birkaç akraba, Meralin bize yemek hakkında şikayet ettiğini söylediler. Meral utanmıştı ve bir daha beni benzer bir etkinliğe götürmemeye söz verdi. Annemin doğum günü yaklaşıyordu; Meral ve ben davete katılmayı planlıyorduk. Annem hastalandığını söyleyip doğum günü kutlamasını erteledi. Meral, Ahmetin (benim) ay sonunda bir iş seyahati çıkacağını biliyordu; bu fırsatı bekliyordu.
Anneme (Nalan Hanım) bir plan yaptı: Ahmet (ben) başka bir şehirden arandığında, diğer çocuklara davetiyeler gönderdi. Merale hiçbir şey söylemedi; onu dışarıda bıraktı. Doğum günü neşeli geçti, kimse yemek ya da içecek hakkında şikayet etmedi. İki yıldır ilk kez çocuklarla huzurlu bir gün geçirdim.
Fakat bir sonraki gün, bir davetli kutlamadan fotoğrafları sosyal medyada paylaştı, bu fotoğraflar Meralin gözlerine çarptı. Alo, Nalan Hanım, doğum günü kutlandığına dair bir haber var mı? diye sordu Meral. Evet, ama bir iki hafta gecikmiş, diye annem cevabı verdi. Neden beni çağırmadınız? dedi Meral. Ahmet işe gitti, yalnız kalırdın diye düşündük, diye annem savundu. Meral, Ben size asla sıkılmam, neden Ahmetin dönüşünü beklemediniz? diye şüpheli bir tavır takındı.
Eşin her kutlamayı asık suratla mahvediyor! diye bağırdı Nalan Hanım, sonrasında pişman oldu. Meral, Ben mi mahvediyorum? Sizi bir yılan gibi görüyorsunuz! diye ağlayarak telefonu kapattı.
Birkaç saat sonra Ahmet (ben) anneme aradı ve durumu açıkladı. Neden eşime böyle davranıyorsun? Ne yaptık sana? dedi üzgün bir sesle. Annem, Hiçbir şey yapmadık ama Meral sürekli şikayet ediyor, sen onu durduramıyorsun, diye yanıtladı. Ahmet şaşkınlıkla Nasıl mahvediyor? diye sordu. Annem, Kaprisleri, yemek seçimleri, sürekli şikayet etmesi. Restorana gitmek bile zor, evde bir masa başında oturmak imkansız! Her şeyden memnun değil, diye anlattı. Ahmet O sadece dürüst ve açık sözlü, seninle anneme karşı tutumları farklı, dedi. Annem, Dürüstlük ile terbiyesizlik aynı şey değildir. Bana bir kız gibi davran, çocuksu kaprişeler göstermesin! diye karşılık verdi.
Ahmet, Tamam, ona bakacağım ve ne yapması gerektiğini anlatacağım. Ancak sen de Merali kutlamalara davet etmeyi kabul et, diye teklif etti. Annem, Söz. Sorumluluğu senin üstüne bıraktım, diyerek kabul etti.
Gerçek şu ki Meral hâlâ aynı hataları tekrarlıyor, sakin kalmaya çalışıyor ama pek başaramıyor. Ben de artık onun davranışlarını görmezden gelmeye, tartışmadan kaçınmaya karar verdim. Kavgadan kaçınmak için bazen iki kötüyi de kabul etmek gerekir.
Bu deneyimden öğrendim ki; aile içinde huzur, herkesin küçük eksikliklerini görmezden gelmek ve empatiyle yaklaşmakla mümkündür. Kendi sözlerimi ve sabrımı ölçerek, sevdiklerime daha nazik davranmam gerektiğini anladım.




