Teyze Lina’nın Sırları

Biz çocukken ona aramızda peri deyip çağırırdık. Leyla Yılmaz, boyu düşük, tombul bir kadındı, beyaz bir pudel köpeği Boncuk’la her gün elinde renkli bir çanta getirirdi. Çantadan bir bakıma yıldız gibi parıldayan şekerlemeler çıkardı. Düşünsene, böyle insanlar daha çok olsaydı hayatımız hep bir güneş ışığı gibi aydınlardı, çünkü onlar zaten güneş gibi parlardı.

Kum havuzunda oyunlar oynar, kazağı-çete oyunları kurar, su birikintilerinde mini tekne yarışları yapardık. Korsanlık ve cesur denizciler şarkısını söyler gibi hayalimizde okyanuslar aşılırdı. Çocukluğumu hatırladıkça, o şirin avlu hâlâ güneşin altında parlıyor; top blokları, arabalar, renkli küpler Hep birimiz birimiz için, birimiz de herkes için vardık. O zaman gazetelerde Kediyi göze saplayan gençler ya da Köpeği canlı yakıp yakanlar gibi haberler bile çıkmazdı. İyilik havada dolaşırdı. Tabii bazen huysuz birileri olurdu, ama herkes onlara doğru yolu öğretirdi; hem yaşıtlar, hem büyükler. Kötü birinin yaptığı şey yüzünden utanır, sorumluluğunu hissederdi.

Ayrıca bir Leyla teyze vardı. Boyu bir çocuğun bir parmak üstünde, kısacık ama enerjik. Kıvırcık, kabarık saçları ve çiçek desenli, her daim parlak elbiseleri vardı. Renkli boncukları çok severdi. Boncuk’lu beyaz köpeği Boncuk’la avluya çıkar, arabaları ve uçakları atıp bize koşar, Haydi, gelin! derdi. Leyla teyze bizim iki katlı eski evimizin iyi ruhu gibiydi. Anneler işe giderken, babalar da çocuklarını ona bırakır, o da onları okula bırakır, yol boyunca eğlenceli hikâyeler anlatır, çok güzel örerdi. Hepimiz onun renkli başörtüleri, şapkaları ve çoraplarıyla süslenirdik; artık bunları Leylanın markalıları derdik.

Kan bağı yoktu ama biz ona teyze derdik. Akrabaları çok uzakta, örneğin Belarusdan paketler gönderir, içinde bolca şeker olurdu. O zamanlar sıkıntı vardı, ama Leyla teyze her zaman al istediğin şeyi al derdi. Şekerleri bize dağıtır, oturur, utangaçça ellerimizi uzatırdık. Renkli paketler, tatlıların kendine has aroması Şimdi yabancıların elinden şeker almamız pek önerilmez, çünkü bazen zorbalıkla karşılaşabiliriz. Ama Leyla teyze yabancı değildi, o bizim evimizdeki bir dosttu!

Komşu Fatma Hanım, ince dudaklarıyla, Neden bu kadar şeker veriyorsun? Çocukların anneleri, babaları var. Sen de zor durumdasın, eşin hasta, ilaç lazım. Şekerleri sakla, senin için yetmez mi? Çocuklar büyür, hatırlamazlar. diye uyarırdı. Biz de o konuşmayı Oya ve Zeyneple duyar, tam olarak ne dediğini anlayamasak da kelimeler aklımızda kalırdı. Leyla teyze ise şöyle cevap verirdi:

Ne diyorsun Fatma? Bu çocuklar hâlâ minikler. Şu an şeker bulmak zor. Ailemin gönderdiği paketler hâlâ bizim. Onların gözleri parlıyor, kucağımda sımsıkı tutuyor, mutluluk, deniz, süt, karpuz kokusu Ah, ne kadar güzel! Çocukların elini tutup, Aman Allahım, ne kadar tatlısınız! demekten kendimi alamıyorum. Benim çocuğum yok, torun da yok, ama siz benim çocuklarsınız. dedi ve bir mendil ile gözyaşını sildi.

Fatma Hanım aptal! diye bağırdı, böyle birini çocuğum gibi tutma! dedi. Leyla teyze ona küçük kızlar, dinleyin, sakın bir şey duymadığınızı sanmayın, kalbinizi kırmayın. Güzel sözleri aklınızda tutun; iyi insanlara daha çok rastlayacağız. diyerek kucaklayıp sevgisini gösterdi.

Bir gün Leyla teyze iki gün boyunca avluda yoktu. İlk gün anneler Leyla teyze nerede? diye sorar, Belki dinleniyordur, ya da biraz hastalandı, endişelenmeyin. derdi. İkinci gün hepimiz, dört kız ve dört erkek, bir grup hâlinde Leyla teyzenin evine gitmeye karar verdik. Yanımızda bir tablo çizdik, bir kalem aldık, bir top hamurundan kolobuk yaptık, Oya bir çiçek saksısı taşıdı, Kaan ve Emir bal sıkması, Mert ise krep yapmaya karar verdi. Annem mükemmel krepler pişirirdi; hafif, tereyağlı, havada bir dönüş yapıp tekrar yere inen krep gibi.

Git Leyla teyzenin yanına, ona bir şeyler götür. diye annem saçlarımı tutarak söylerdi. Kapıyı çaldık, Leyla teyze hemen açmadı; hâlâ bir hırka içinde, saçları dağınık, biraz solgundu. Ama bizi görünce yüzü bir çiçek gibi açtı:

Ah, çocuklar! Nereden geliyorsunuz? Gelin, benim sevgili kuzularım! diyerek bizi içeri davet etti. Ev mütevazıydı; iki yatak, renkli perdeler, sallanan bir masa, eski bir televizyon, el işi örgüler her yerde. Yatak başında gri gözlü bir adam, Leyla teyzenin eşi, hafifçe gülümseyerek bizlere bakıyordu. Bu benim eşim, Volkan. Hastadır, evde kalıyor. Ben de biraz hastayım. diyerek bize şeker dağıttı.

Biz yardımcı olabiliriz! Markete gidelim, temizlik yapalım, çöp çıkaralım, halı sökelim! diye en cesur Kaan konuştu. Leyla teyze bizi çarpıcı bir şekilde oturttu, Haydi, oturun, ben size şeker vereceğim. dedi. Yaptığımız şeyleri masaya koyduk; kolobuk, çiçek, balon gibi. Sonra şiir okuduk, şarkı söyledik, şeker yedik. Leyla teyzenin ve Volkanın yüzleri yavaşça renklenmeye başladı; hatta Leyla teyze bizimle bir halk oyunu bile denedi.

Gezip giderken Leyla teyze kulağıma fısıldadı: Annemden tarif al, krep çok lezzetli! Ben pek iyi pişiremem, yanıyor. dedi, sonra bir kağıda tarif yazdı. Annem onu sık sık evimize davet ederdi; eldivenleriyle, kabarık ev terlikleriyle, mutfakta oturur, krep yapmaya çalışırdı, bazen yanar, bazen mükemmel olurdu.

Leyla teyze hayvanları da çok severdi; sabah akşam bir kova su ve mama getirip sokak köpeklerini beslerdi. O zamanlar barınaklar yoktu, sokak köpekleri mutlulukla gelirdi. Annem Altın kalpli kadın! der, babam da Altın gibi! diye takılırdı. Ben de Altın demenin ne demek olduğunu ona anlatırdım: Altın insan, çok iyi insan demek.

Bir akşam Leyla teyze eve yürürken iki kadın ona bağırdı: Sokak köpeğini beslemeyi bırak, çocukları da toplama! Başımız çabuk sıkılıyor, şeker dağıtıyorsun, sen fakirsin ama zengin gibi davranıyorsun! diye bağırdılar. Leyla teyze sessizce yanıtladı: Yaşayan bir insan, ailesi zor durumda. Çocuklar hâlâ küçük, oynasın, gülsün, sessizlik korkutucu. sonra kovanı sıkıca tutup yürümeye devam etti.

Bir gün bir kadın bağırdı: İçinde bir şey var, Vovanıma dokunma! diyerek Leyla teyzenin yanına koştu. Kadınlar bağırırken Leyla teyze sakin bir sesle: Bırakın, kimseyi incitmeyin, iyi kalpli insanlar daha fazladır! dedi, ardından bizi kucakladı.

İkinci gün Leyla teyze birden ortadan kayboldu. İlk gün anneler Belki dinleniyordur, endişelenmeyin. dedi. İkinci gün biz dört kız (Elif, Zeynep, Aylin, Merve) ve dört erkek (Emir, Can, Kaan, Volkan) bir grup hâlinde Leyla teyzenin evine gittik. Yanımızda resim, kalem, hamurdan kolobuk, çiçek saksısı, bal sıkması ve krep vardı. Leyla teyze kapıyı açtı, solgun ama gülümseyen bir sesle Gelmişsiniz, benim sevdiklerim! dedi.

Günler geçtikçe Leyla teyze hastalığıyla mücadele etti, kocası Volkan da hastaydı. Biz ona yardım ettik, ev işlerini yaptık, markete gittik, çöp çıkardık. Leyla teyze bize Bana tarif sor, krep çok lezzetli! dedi ve bir kağıda tarifini yazdı. Annem de sık sık evimize gelir, krep yapar, bazen yanar, bazen harika olur.

Leyla teyze hayvanlara hâlâ çok şefkat gösterirdi; sabah akşam bir kova su ve mama getirip sokak köpeklerini beslerdi. O zamanlar barınak yoktu, köpekler sevinçle koşardı.

Zamanla Leyla teyzenin akrabaları onu başka bir şehre, örneğin Ankaraya götürdü; kocası vefat etti. Biz bahçede ağladık, Leyla teyze vedalaşırken bize waffle verdi, gözyaşlarıyla öptü, büyük bir kutu renkli paketler bıraktı. Bize gizli saklı şeyler yapmamızı söyledi; bir kutu şeker paketi, bir çiçek, bir cam şişe kırıntısı toprağa gömdük, sonra hafifçe kazıp çıkardık; çok güzel bir anıydı.

Sonra bir fotoğraf verdi, hep birlikte bir çerçeveye koyduk, dönüşümlü saklayacağız. Bir yıl içinde tekrar gelirim, kontrol ederim, diyerek el salladı ve büyük bir bavul taşıyarak, arkasında Boncuk koştu.

Aradan yıllar geçti, Leyla teyzenin gizli saklı şeylerini saklamaya çalıştık ama kimseye gösterecek kim kalmadı. Şeker veren kim kalmadı, çocuklar demek de kalmadı. Büyüdük, okula gittik, hayatın temposuna uyduk, ama ara sıra bir an durup Leyla teyzenin hatırasını düşündük, gözyaşları geldi.

Bir kez bir araya gelmeye karar verdik; o eski avlu artık yıkılmış, yerine yeni bir apartman çıkmıştı. İnanılmaz bir takım elbise içinde, meraklı bakışlarla Kaan bir kürekle toprağı kazdı.

Ne arıyorsun? dedik. O gizli saklı şeyleri, Leyla teyzenin. çok zaman geçti, içimizde bir sıkıntı vardı. Nerede? Yaşıyor mu? Bazen toplantılarda onu görüyorum; başımı okşar, bir şeker verir. dedi Kaan. Evet, o iyi biriydi, dedi Oya fısıldayarak. Unutma, büyüdüğümüzde de içimizdeki çocuğu korumalıyız; aksi takdirde peri masalları yok olur, diyerek ekledim.

Leyla teyze bize bağıran komşular yanlıştı. Biz büyüdük ama onu asla unutmayacağız. İçimizde bir sıkıntı ya da keder olduğunda sesini duyar gibi oluyor:
Üzülme, küçük. Bir şeker ye, her şey iyi olur.

Rate article
Lifequest
Teyze Lina’nın Sırları