MASHİ AİLESİ

Ailemden bahsederken, kız arkadaşlarımın, Eminenin, gelin adayını aceleyle seçtiğini, bir barda tanıştıktan hemen sonra evlendirmeye karar verdiğini söylerlerdi. Oğlum Mert, askerlikten yeni yeni dönmüş, kanı hâlâ kaynar iken, kurnaz bir kızla tanışmış ve hemen hamile kalmıştı. Kız, itiraz etmeden, her şeye razı olmuş, söz dinlemez, tam bir itaatçi imiş.

Kısa boylu, sağlam, bacakları kısa, beli kısık, geniş bir yüze sahip, gözleri küçük, dar. Eminenin görüşüne göre, Elif adının gelinin adı olmasına hiç de yatkın değildi. Arkadaşları da aynı fikirteydiler.

Kız hiç bir işe yaramaz, notu üç eksi,
Okul ve üniversite mi?

Mert, sporcu bir yakışıklı, mezun olduktan hemen sonra okula dönen biriydi. Elif ise yeni tanıştığı bir kız, bir kez görüp hamile kalmıştı

Bilerek mi yaptı?
Elif onun eşine uymuyor!

Mert evlenmek istedi. Emine, eski sınıf arkadaşlarıyla buluşurken düşüncelerini paylaştı, evde ise oğluyla kısa sohbetlerde sessiz kalmayı tercih etti. Oğlunun gözleri o kadar parlaktı ki, gecenin baykuşu gündüzü bozacak gibi korktu, Merti üzmek istemedi. Kendi on dokuz yaşında, henüz yirmi yaşına girmeden, doğum gününden bir ay önce hamile kaldığını hatırladı.

Mert çocuklukta sık sık hastalanırdı, büyüyüp güçlü bir sporcu oldu. Sık sık evlenmek isterdi; Emine, memnun olmamasına rağmen bunu fazla belli etmemeye çalıştı. Çocuk, ebeveyn hatalarından sorumlu değildi. Oğlunun düzgün bir insan olmasını, isim ve soyadını almasını, baba olmaya karar vermesini kesinlikle destekledi.

Kendi kayınvalidesi gibi davranmak istemedi. Kayınvalidesi, gelin kızını ilk günden itibaren hiç kabul etmemiş, Mertin babasıyla boşanana kadar bir kelime bile söylememişti. Bir şehirde aynı komşuda yaşamalarına rağmen birbirlerini görmemişlerdi.

Emine, boşanmış ve çocuğuyla birlikte annesini eve kabul etti. Anne, vefat etmeden önce evi kayıtlara geçirmişti. Emine, evin düşmemesine sevindi, kan bağına ait bir şey kalacaktı

Mertin annesi Tanrıya inanmasa da, mezarındaki dindar büyükannesine düzenli olarak çiçek gönderirdi. Büyükannenin fotoğraflarını saklar, dedesi savaşçının portresini yeni bir çerçeveye koyar, mutfak masasının üzerine asardı. Büyükannesinin gençliğinde bir parça Leyla ile benzer olduğu söylenirdi.

Mert büyüdükçe yakışıklı bir delikanlı oldu. Sonbaharda oğul, bir süre annesiyle kalabilir miyiz diye sordu; yoksa yurtluk odasını ayırıp evli öğrencilere yer mi verilir diye. Borç çorbası yapıp annesi reddederse, Ona zarar vermeyeceğim diye söz verdi.

Emine, bir karara vardı:

Elifi al, odaları değişelim. Size büyük bir oda veririm, üç kişilik hepsine.

Mert sevinç içinde koştu, sarıldı, ateşli bir sesle fısıldadı:

Anne, sen dünyanın en güzel annesisin! Endişelenme, ek iş yaparım. Senin omzuna yük olmayacağım!

Kendi sözüne inanarak hayata atıldı, iki öğrenci eşliğinde bir çocuğun sorumluluğunu tam anlamıyla kavrayamadı. Emine, mutlu oğlunun gözlerine bakıp Hayat seninle çok daha güzel dedi. Başlangıçta genç çift, kayınvalidenin evinde yaşamaya başladı, Eminenin düşüncelerine ters düşen şeyler de yaşandı.

Emine, şehir kütüphanesinde bölüm şefliğini yapıyordu; maaşı mütevazıydı ama geçimini sağlayacak kadar para olduğunu düşünürdü. 1990ların ekonomik çalkantıları kapıyı çaldı. İşçiler maaşlarını alamazken, kütüphane maaşı artan fiyatların yanında bir lokma ekmekti. Sokaklarda gece silah sesleri duyuluyor, asfalt kanla lekeleniyordu. Fabrikalarda ödemeler durdu, Eminenin maaşı, büyük bir artış karşısında bir tepsi çorbadan farksızdı.

Mert derslerine gözü kapalı çalıştı, hafta sonları arkadaşlarıyla şehri terk edip köye gitti; yaşlıların bahçelerine yardım etti. Elif, yuvarlak bir yüzle gülümseyip şakalar yapıyordu. Koca bir karnına rağmen, asansörsüz bir Khrushchev blokunda dördüncü kata tırmanıyordu. Zor doğumun ardından, ilk sabah kocasına uykulu bir erkek çocuğu gösterdi:

Oğlum, ona ne ad verelim?

İçinde bir ışık yanıyordu, gülümsemesi gözlerine yansıyordu. Elif, asker emeklileriyle komşuluk ilişkisi kurdu, bahçelerde patates ve havuç ekti. İlkbaharda birçok komşu aynı şeyi yaptı, toprağa el koydu, ekin ekti.

Emine, kayınvalidenin sıkıntılarını izlerken, Elif hemen çözüm buldu. Her şey kaybolmadı diyerek çabuk bir karar verdi. Elif, uzaktan çalışma seçeneğini kullandı, Mükemmel! Harika! Süper! diyerek mutlu oldu. Bahçe pencerenin önünde, çalıların çalınması yok, patatesler çalınmazdı. Zorluklar karakteri şekillendirir diyordu.

Elifin çocuğu, dokuz ayda yürümeye başladı, bir yaşında konuştu. Emine, onunla yürürken, keyif alarak eğitiyordu; bebek ağlamaz, sadece ağrı olduğunda sebebini bulurdu. Anne gibi bir güneş, baba gibi yakışıklı derdi.

Elif, okulu yarı zamanlı sürdürürken, Deniz (Mertin oğlu) komşu Elifin en yakın arkadaşı Lena, Smirnov adlı bir veteriner ve Emine ile vakit geçiriyordu. Çocuk, pediatri kitaplarında gördüğü ideal bebek gibi davranıyordu.

Emine, Sessiz ve mutlu çocuklar doktorların kurgusu diye düşündü; gerçek dünyada da böyle bebekler var. Yeni yıl yaklaştıkça, Elifin ailesiyle tanışmamış olduğunu fark etti. Bir yıl önce evlenmişlerdi; misafir de çekilmemişti. Bu eksikliği gidermek için, Denizi alıp otobüse bindirdi, Hafta sonu gelin diye söz verdi. Elifin ailesi de telefonla haberleşti, mesajlar gönderdi.

Küçük bir kasaba otogarı, kayınvalideyi kalabalık bir kalabalık karşıladı. Hoş geldiniz! yazılı bir afiş eksikti, ama bir grup insan el sallıyordu. Oda, misafirler için süslendi, kapıya renkli bir levha asıldı: İvan ve Zeynepin çocukları, Elifin kuzeni. Emine, bir anda şaşkına döndü; Deniz otobüs önünde alınmıştı, başka bir evde kalıyordu.

Akşam yemeğinde, Emine yatağında bir çay bardağı ve üzeri şekerli bir poğaça buldu, yanına üç kişi tarafından yazılmış bir not vardı:

Sevgili Emine, tatlı rüyalar! Sevgiyle kal.

Not, amca Fikriden gibi görünüyordu. Elif, sevgili, kucaklayalım! diyordu.

Ertesi sabah, otobüs durağında, gençler Rüyan bir aşk gelmiş mi? diye soruyordu. Elifin annesi, şaka yapar gibi, Kızım, figürün bir kız gibi, dudakların bağlama gibi, bak bir çocuk evlenmek istiyor! diyerek gülüyordu.

Denizin babası, Nerede? diye sordu. Emine, Köyde diye cevap verdi. Birkaç dakika içinde, genç anne Elifi, kırmızı çorba gibi bir kahramanlıkla buldu.

Deniz, annesine sarıldı, Anne, ben burada kalayım dedi. Emine, Geri dön, çocuğunu al, burada kal dedi.

1990ların sert koşulları, artık bir efsane değildi; yeni nesil, zorluğu bir karakter geliştirici olarak gördü. Emine, gülümseyerek, Artık daha az kaşınır, daha çok gülerim dedi.

Deniz, tıp fakültesine girdi, Emine de ona evde kalmasını teklif etti. Genç adam saygı duruşu yaptı, Teşekkür ederim dedi, Emine ise Kayınvalidelere farklı gelenekler var, ama biz bunu anlarız diye ekledi.

Böylece aile huzur içinde yaşamaya devam etti. Mert, tarih öğretmeni oldu; Elif inşaat şirketinde çalıştı, iyi bir maaş aldı. Deniz, matematik olimpiyatlarında birincilikler kazandı.

Son yıllarda, Eminenin annesi, Büyük anne vefat etti; veda töreni bir köy çay bahçesinde, üç gün süren şarkılarla yapıldı. Kısa bir sürede, Emineye Bir daha yalnız kalmayacaksın sözü verildi. Altmış yedi yaşında, kendini hâlâ genç hissediyor, Büyük bir dua ve bir iki espriyle yaşıyor.

Hayat, bir çorba gibi; bazen tuzlu, bazen tatlı. Emine, Kayınvalidemizle dinlemek, en değerli iş diyerek bitirir. Böylece, Türkiyenin küçük bir kasabasında, dertli ama mutlu bir ailenin hikâyesi sona erer.

Rate article
Lifequest
MASHİ AİLESİ