BÜYÜK AİLE
Anne, baba yine para alıyor
Elif, mutfak dolabına atlar. Giysilerin arasına sakladığı paraları bulur, sayar. İki yüz lira eksik! Miktar çok büyük değil, ama odun alacakları için çok. Mehmet bunu çok iyi bilir; oysa Elif hiçbir şeyi kumbara içine koymaz.
Elif bütün parayı toplar, bir araya getirir ve çocuk odasındaki halının altına saklar.
Hadi akşam yemeği yiyelim, diye çocukları çağırır.
Her birine kaseye çorba doldurur, çay döker, iki kurabiye koyar.
Anne, sen neden kendine bir şey konmuyorsun? diye Ali ciddi bir ifadeyle sorar.
İlk olarak tatlıyı sevmiyorum, ikincisi ise formuma dikkat etmem gerekiyor, der Elif.
Ali ona bakar.
Anne, sen zaten çok güzelsin!
Elif gülümser.
Hadi yiyin!
Akşam yemeğinden sonra Elif bulaşıkları yıkar, ardından çocukların odasına girer. Ahmet, Seline bir masal okur, Ali bir şeyler çizer.
On dakikanız var, işlerinizi bitirin. Sonra serbest! diye söyler, hepsini öper ve çıkar. Şimdi Ahmetin ceketi dikişle onarması, sonra da kendine dinlenmesi gerekir. Elif iğneyle ipliği alır.
***
On yıl önce Elif, o zaman 18 yaşındayken Mehmetle evlenir. Ne aklı, ne tecrübesi vardır. Mehmet para harcamada cömerttir, elinde olanı sağa sola savurur. Naif bir genç kız olan Elif, onun para kazanmayı bildiğini düşünür.
Düğünden sonra Mehmetin, ailesinden kalan daireyi satıp elde ettiği parayı harcadığını öğrenir.
Başka evin kalmadı mı? diye sorar Elif.
Neye gerek? Senin geniş dairen var. der Mehmet.
Sen ev sattın da, sadece harcayacak para mı kalacak? diye şaşkınlıkla sorar Elif.
Ah Elif, sıkma beni! Bir kez yaşa! diye aldırmaz.
Uzun süre, bu davranışın başka bir sebepten olduğunu düşünür; normal bir insanın böyle yapmayacağını varsayar. Ancak gerçek böyleymiş.
Ali ve Ahmet doğunca, Mehmet bir dönem iş bulur, ama uzun sürmez. Çocuklar iki yaşına gelince tekrar iş aramaya döner; istediği değeri bulamaz.
Sonra Selin doğar. Elif çok çocuk sahibi olmayı hayal eder, fakat kızının gelişi, bir şey yapmazsak ailelerin aç kalacağını fark ettirir. Karar verir: daireyi kiraya verip, köye taşınırlar. Beş yıl önce, teyzesinden kalan boş bir ev vardır köyde.
Mehmet bu teklifi alayla karşılar:
Hayır, hayır! Sen git, ben şehirde kalayım.
Elif sinirlenir.
Kalabilirsin ama bu daireye dokunma. Yarın burada yeni komşular taşınacak.
Delirdin mi? Nasıl yani komşular? diye bağırır.
Ben soruyorum, bu benim dairem! der Mehmet, burnunu kıvırarak köye gider.
Altı ay köyde iş arar; çiftlik, kereste fabrikası gibi yerlerde çalışır ama iş ona hiç yetmez. Kadınlar arasında dolaşmak ise onun hâlâ hoşuna gider.
Elifin yakın arkadaşı Meryem, Mehmetin tembellik yaptığını söyler. Elif bu söze aldırmaz:
Belki beni mutlu eder, genç bir kızla birlikte olur.
Meryem başını sallar:
Delirmiş bir anne! Üç çocukla ne yapacak?
Elif, Mehmet olmadan hayatın daha kolay olacağını düşünür.
Kapı çalar, bir adam girer, Elif paltosunu çıkarıp masaya oturur, dikişine devam eder.
Anlamadım Adam eve geldi Bana yemek mi pişireceksin? der.
Elif dikişi bırakıp ona bakar.
Mehmet, neden para aldın?
Ha, zaten gelmişti, para! Bira içmeye çağırdılar, ben de ücretsiz bir şey mi istemeyim?
O zaman kazan, aileyi destekle, kendine de bir şey bul.
Neden rahatça eve gelip, akşam yemeği yiyip, yatağa gidemiyorum?
Akşam sadece senin almış olduğun şeyi yiyebilirsin. Odun almam lazım, Ahmetin ceketi yırtıldı!
Mehmet şaşkınlıkla bakar.
Şimdi ne, aç karnına uyuyacağım mı?
Elif omuz silker, Mehmet bir süre oturur, sonra giyinir, Bir gün pişman olacaksın! diyerek geceye karışır.
Elif iç çeker. On yıl geçmiş, Mehmet hâlâ genç, yakışıklı. Ellerindeki tırnaklar kısa, derisi sert; soğuk suda yıkamayı düşünür.
Köye geldiğinde en çok peynirci kadınına para ödenir. Elif ineklerle hiç ilgilenmemiştir ama başka seçeneği yoktur; bir şeyler öğrenir.
Sevdiği tek iş, resim yapmaktır. Bir gün atölyeden çıkıp fırça alır, çocukları duvara bakar. Tamamlamak zorundadır.
Yine örtüyü serer, uyumaya gider.
Ertesi gün eve döndüğünde odada iki büyük bavul görür. Çocuklar kanepede sessizce oturur, Mehmet sandalyede oturur. Elif içeri girince Mehmet ayağa kalkar:
Ne oldu? Şimdi dirseğini ısıracaksın, çok geç. Çocukları babasız bıraktın, hepsi senin kötü karakterin yüzünden!
Elif birden hafifler, gülümser ve sorar:
Daha aptal bir dertli bulabildin mi?
Mehmet kızarır, bavulları alıp çıkmak ister, ama kapıdaki tahtaya takılır, defalarca söylediği gibi bir daha çıkamaz.
Daha çabuk bir şeyler yapar, kapıyı çarpar, camlar titrer. Selin annesine döner:
Anne, baba artık gelmeyecek mi?
Muhtemelen gelmez, güzel kızım.
Selin düşünür, sonra sorar:
Artık kimse şekerlerimi yemeyecek mi?
Artık kimse yemeyecek.
Elif sanki kendisi şekerleri yediğini düşünür.
Ertesi gün öğrenir ki Mehmet köyden ayrılmış. Hava daha temiz olacak. Şehirde ne yapacağını bilmez, ama artık onun işi değil.
Bir hafta geçer, Elif endişelenir: köylüler para göndermiyor, iki gün gecikmiş, telefon da açılmıyor. Şehirde bir yolculuk planlar, tatil izni alır. Çalışma planını incelerken Ali söyler:
Anne, birisi kırıldı, tam yanımızda.
Elif pencereden donmuş bir çatı penceresinden bakar. Evlerinin önünde bir araba, etrafında bir adam koşuyor; hâlâ çok soğuk.
Donacak, araba çalışmıyor mu?
Hayır anne, çalışmıyor. Yarım saattir izliyorum. Çay ikram edelim mi?
Tabii evlat, koş, ben çay demleyeyim.
İki dakika içinde Ali genç bir adamı içeri alır; otuz beş yaşında, belki biraz daha. Dudakları soğuktan titrek, şunları söyler:
Teşekkür ederim! Biraz ısındıktan sonra gideceğim. Benim adım Kemal.
Buyurun, çay ikram edeyim. Ben Elif
Kemal çay içerken çocuklar kanepede izler. Utangaçça sorar:
Bu kadar genç misiniz, hepsi sizden mi?
Tabii ki.
Şanslısınız! Ben ise hep büyük bir aile hayalini kurmuşum.
Nasıl yani?
Kemal başını sallar:
Eşim çocuk istemedi, boşandık, sonra bir şeyler ters gitti.
Tam çayını bitirirken telefonu çalar.
Evet? der. Şaka mı yapıyorsunuz? Ne yapmamı söylüyorsunuz?
Çekici gelmek üzereydi, ama kar fırtınası dedi, sabaha kadar gelmeyecek.
Üzülmeyin, burada çay koyarım, sabah gideriz.
Peki, ya eşiniz?
O da bir şey söylemez, kaçtı.
Kemal şaşkınlıkla ağzını açar:
Sizinle mi? Yani üç çocuğu bırakıp gitti?
Evet Ama biz üzülmüyoruz, onsuz da iyiyiz.
Sabah Kemal bir şey karıştırdığını fark eder; bir kız çocuk, Sıla (dün tanıştıkları), ona yastığının altına bir şeker koyar. Kemal gözyaşına boğulur; şekerlerin bir ailede ne anlama geldiğini düşündürür.
Tüm aile ona veda eder, Kemal Elife bakar ve geri dönmek için bir bahane bulacağını bilir.
İki gün sonra tanıdık bir araç köy kapısına gelir. Mert, her zamanki gibi ilk gören olur.
Amca Kemal geldi!
Ali sevinçle bağırır; geçen sefer annesi görmediği halde Amca Kemal ona eski bir oyun konsolu getireceğini söylemişti. Şimdi ise Kemal sadece konsolu değil, iki paket hediye de getirmiştir. Evi girerken Elif yalnız değildir; yanında Meryem de vardır, merakla Kemale bakar. Elif işten çıkmış gibi giyinmiştir.
Kemal Üzgünüm, çay ikram edemiyorum, Meryem halledecek, ben otobüse kaçırdım.
Şehre mi gidiyorsunuz?
Evet.
O zaman çay iptal. Seni arabayla götürürüm.
Meryem sessizce arkadaşını iterek uzaklaştırır.
Yolda Elif, Kemale şehirdeki seyahat nedenini hafifçe açıklar. Kemal söyler:
Ben de sizinle gelirim. Orası önemli değil, sadece destek olmak istiyorum.
Çok teşekkür ederim, gerçekten. İnsanlar nazik ama yine de
Elif, seninle sen diyebilir miyiz?
Kadın gülümser.
Tabii! Bu arada, bizim burada bir marangoz atölyemiz var. Küçük ama şehirde tanınmış. Doğal ahşaptan mobilya yapıyoruz. Şimdi bir arsa almayı planlıyoruz. Amcam bunu satın almış, henüz bakmadık.
Arabanın önünde evin önüne gelirler, Elif anahtarı takar, kapıyı açar. Zili çalmadan içeri girer, şeylerin nerede olduğunu anlar. Girişte Mehmetin ayakkabıları, biraz ileride kadın ayakkabıları. Mehmet havlu içinde, bir şişe şampanya tutarak odaya yönelir.
Elif? Nereden geliyorsun?
Şampanyayı neredeyse düşürür.
Nereden? Sakıncılar nerede? Burası benim dairem ne demek?
Sakıncılar? Tabii ki taşındılar. Ben bir yer bulmam lazım!
Benim dairem burada ne demek?
Aslında o da benim!
Nasıl bir korku bu?
On yıldır seninle yaşıyorum! Ve benim köşemde bir köşem bile kalmadı?
İnanmazsın ama
Elif odaya geçer, yataktan genç bir kadın çıkar.
Mehmet! Bu kim?
Elif ona bir elbise verir.
Bu dairemden çıkın! Mehmeti de al!
Ne? Bu Mehmetin evi! Sen beni kandırdın mı? Ben aptalım! Şampanyayı sana alıyorum.
Kadın çabucak giyinir ve daireden çıkar. Mehmet kanepede oturur.
Gidip bir yere gitmeyeceğim. Sen beni geri getirmek istiyorsan daha ilginç bir plan bulmalıydın. Düşündün mü, beni buraya geri getirmemi? Kim seninle?
Mehmet, Kemale sert bakar. Kemal gülümser:
Güvenlik görevlisi. Beş dakikan var, sonra boks eğitimi sayesinde sana bir ders vereceğim.
Elif mutfağa gider, Kemali beklemenin zor olduğunu bilir, ama bir şey yapamaz.
Kısa bir süre sonra kapı çalar, Kemal telefonda konuşur, Elifin adresini not eder.
Biraz bekleyin. Şimdi kilitleri değiştirecekler.
Çok teşekkür ederim, Kemal. Seni olmadan ne yapardım bilmiyorum. Kader beni sana getirdi!
Elif, sen demiştik ya?
Unuttum
Bu sözler üzerine Kemal Elife bakar, Elif utanıp kızar.
***
Üç yıl geçer.
Meryem ve Elif çay içerken Meryem bakar:
Şanslısın, bu ev senin kocan yıktı!
Evet, Kemal bizim için her şeyi yapıyor.
Ne güzel!
Meryem ters çevirir, Elifin uzun zamandır tamamladığı çocuk portresine bakar.
Dinle, benim de bir resmimi çizebilir misin?
Tabii ki! Şimdi fazla boş vaktim var.
Meryem şaşkın bakar.
Ne demek istiyorum? İki aydır
Elif duymaz; o anda erkek odaya girer, her şeyi duyar. Sırtını tutan güçlü eller onu koltuğundan kaldırır, evin içinde döndürür.
Bir erkek çocuğu ve bir kız çocuğu istiyorum! Sonunda büyük bir aile kuracağız!




