Son Anlarda Bile Elden Ele Tutunan Aşk

İstanbulun sessiz bir akşamında, büyükannemin hayatının son aylarında evimizdeki gürültü azaldı, zaman kırılgan bir ince dantel gibi gerildi. O anlarda, daha önce hiç kavrayamadığım bir gerçeği izledim. Bu bir dramatik patlama değildi; gürültülü bir sahne de değildi. Geniş jestlerle süslenmemişti. Aksine, altmış yılı aşkın bir sürede birbirine sıkı sıkıya tutunmuş iki insanın paylaştığı, küçük ve istikrarlı anların içinde saklıydı.

Dede Hasan ve büyükannem Emineyi bir bütün gibi tanıdım; ritimleri öyle iç içe geçmişti ki ayrılamazdı. Fakat onların bağının derinliğini, rollerini yıllarca aynı şekilde oynarken birdenbire tersine döndüklerinde anlayabildim.

Evliliklerinin büyük bir bölümünde Emine ev işlerini bir saat gibi yönettı. Yemek, çamaşır, doğum günü organizasyonları, faturalar, bayram sofraları Hayatlarını sorunsuz akıtan bütün detayları onun ellerindeydi. Hasan ise sessizce yanına oturur, onun yönettiği bu düzenin keyfini çıkarırdı. Onu hep sen olmadan bir hafta bile geçirmezsin diyerek tiye alırdık.

Hayat ise tahminlerimizi alt üst etmeye bayılır. Emine bir gün hastalandığında, en çok desteğe ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz kişi, herkesi bir arada tutan bir dayanak hâline geldi. Doktorlar bile onun ne kadar sabit durduğunu fark etti.

Hastalığın ilk belirtileri sinsi sinsi yaklaştı. Sonra, hazırlıksız olduğumuz bir tanı geldi: kanser. Kemoterapi, onun gücünü tüketti. Bir zamanlar evin içinde hızlıca dolaşan bu kadın, şimdi odanın ortasında dinlenmek zorundaydı. Bakıcı, bakıma muhtaç bir hâle geldi.

Hasan ise içgüdüsüyle öne çıktı; sanki bu an için yıllardır hazırlanmıştı, farkında bile olmadan. Elli yıldır mutfağa adım atmazken, tarif kitaplarını karıştırıp, her adımı sesli tekrar ederek yemek yapmayı öğrendi. Çamaşır makinesini nasıl çalıştıracağını, her tuşun ne işe yaradığını fısıldayarak hatırladı. Emineyi her randevuya götürdü, bekleme odalarında elini sımsıkı tutup, parmak uçlarını nazikçe ovdu. Hemşireler, her hastanın böyle bir eşe ihtiyacı var diyerek birbirlerine fısıldadılar. Tanımadıkları bile, iki kişiyi yan yana gördükçe yumuşuyordu.

Emine hastaneye konulduğunda, Hasan sabah akşam demeden orada kaldı. Huzurevine taşındığında ise onunla birlikte gitti; sevdiği yastığı, sevdiği çarşafları yanına alıp, her hareketinde onu okşadı. Hemşireler ona dinlenmesini söylese de, O onsuz uyanamaz düşüncesi gözünden geçince dayanamazdı.

Bir gece, titrek bir sesle beni aradı; umut dolu, narin bir sesle Evine hoş geldin yazılı tabelalar hazırlamama yardım et dedi. Eminenin yüzüne bir tebessüm konduracak renkli kurdeleler, kalemler, eski fotoğraflar topladık. Yemek masasında çalışırken, ellerinin titreştiğini gördüm; bu yaşlanmadan değil, derin bir sevgiyle titriyordu.

Huzurevinin odasında otururken, yüzünü okşar, hayatının her köşesini hatırlattı. Emine artık yanıt veremezken bile ona fısıldar, nefesini dikkatle izler, rahatsız bir anı yakalamamak için gözleri dolu dolu olurdu. Gözlerinden süzülen yaşlar, onun acısını görmekten daha ağır bir yükti.

Gözümde hâlâ genç, o ilk günlerde bisiklet kulübünde tanıştığımız gibi diyerek bir gün sessizce bana fısıldadı. Gençliklerinde Kapadokyanın rüzgarlı tepelerinde, dağların yamaçlarında pedal çevirmiş, birbirlerini iterek zirvelere ulaşmışlardı. Hayat onlara beklemediği savaşlar çıkarmıştı; ama her zaman omuz omuza mücadele etmişlerdi. Şimdi, bu son çıkışta bile, pedalı çevirmeyi bırakmıyordu.

Huzurevi personeli kapıdan dışarı bakıp, iki yaşlı insanı izlerken adeta bir tablo gibi duruyordu. Ziyaretçiler, bu adam asla eşinden ayrılmıyor diye suskun bir hayranlıkla fısıldıyordu. Emine bazen bilinçlenip, bazen kaybolduğunda, Hasan ona anılarını anlatır, maceralarını hatırlatır, sessizliği anılarla doldururdu.

Gelecek ay, evliliklerinin altmışıncı yıl dönümü olacaktı. Altmış yıl kahkaha, yemek, tartışma, uzlaşma, ortak iş ve sessiz sevinç dolu bir yolculuk. Hasan ise Bu bile yetmez; bir daha altmış yıl isterim diyordu.

Eminenin son gecesinde, nefesi düzensizleştiğinde, Hasan yanaştı, kulağına son bir sözcük fısıldadı:

Ah canım, sen benim için çok kıymetlisin. İyi geceler, sevgilim.

Birkaç dakika içinde, Emine gözlerini kapattı Hasan, nabzı kaybolmuş olsa bile elini uzun uzun tutmaya devam etti, gözyaşları sessizce akıyordu. Bu anları kameraya kaydettim; bir merak değil, bu odadaki aşkın kutsallığını belgelemek içindi. Hava, sıcak bir ışıkla doldu.

Birkaç gün sonra, büyükannemin vefatını anlayınca, en büyük aşk hikâyelerinin yüksek sesle bağırmadığını, dramatik bir sahne olmadığını fark ettim. Onlar, mutfaklarda, hastanelerde, koridorlarda, sessiz bir gündelikte sessizce inşa olur. Küçük jestlerde, affetmede, rutin içinde büyür. Hastalıkları, yaşı, yavaşlayan bedenini aşar.

Aşkları mükemmellik üzerine kurulmaz; şefkat ve sadakat üzerine kurulur. Altmış yıl boyunca daima birbirini seçmek, dağları ve vadileri el ele aşmak

Rate article
Lifequest
Son Anlarda Bile Elden Ele Tutunan Aşk