Eylem: Hayatın Dönüm Noktaları ve Seçimlerin Gücü

Babamın antikacılık atası olan merakı olmamış olsaydı, Ali Demir çöp yığınlarının arasında garip bir parıltı gören bir şişe parçasını atlayıp geçebilirdi. Fakat merakı ona çalanın peşine düştü; eğilip yakut renginde, koyu siyah bir nesneyi eline aldı.

O, eski zamanların karanlık gümüşünden yapılmış bir mühür halkasıydı; üstünde zamanla solmuş büyük bir taş. Fenerin ışığında taş, derin kadifemsi bir maviyle hafifçe titredi.

Genç Ali, insanları tanımasından çok eski eşyaları çözerdi. Parmakları, halkanın iç kısmındaki çentikleri ve solmuş oyma detayları buldu. Kalbi bir çınar gibi çarptı. Çevresine baktı; sokak bomboştu. Hemen cebine koydu.

Eve döndüğünde, büyüteç altında şüpheye yer kalmadı. Gerçek bir safirdi. Babası ona defalarca bu taşın inanç, umut ve sevgi tılsımı olduğunu söylerdi.

Mühür eski bir işaretti; taş, yumuşak bir bezle temizlendikten sonra gerçek rengini gösterdi: yoğun gök mavisi bir safir, hafif dumanlı ama pırıl pırıl. Kendi mütevazı bütçesi için büyük bir meblağdı; yüz bin lira civarı bir tutar, bir evin peşinatı ya da lüks bir seyahatin bedeli kadar.

Şimdi geriye bakınca, ne yapardım diye düşünürüm.

Ali, bulduğu şeyi kimseye söylememek için bahane aramaya başladı. Halkada çöp yığını içinde bulunmuş, ev sahibi yok; çöp sahasına atacaklar, bulduğum benim diyerek hak iddia etti.

Akla gelen tek isim Gülçin Özkandı. Bir ay önce gözyaşları içinde ona Sen güvenilir bir saat gibisin, ama hayat sadece güvenilirlikten ibaret değil; çılgın riskler de gerekir! Üzgünüm, Serkana gidiyorum demişti.

Çılgın bir eylem mi? diye alayla güldü Ali, halkayı avuçlarına yuvarlarken. Sana öyle bir çılgınlık yapacağım ki bütün Serkanların kıskanacak. Bodruma uçup altı ay orada kalacağım, fotoğraf atacağım, sen de izleyip haykıracaksın.

Halkanın fiyatını tam olarak bilmese de, aradığı antikacı dükkan ona tahmini bir rakam verdi; bu hediye kaderin ona sunduğu bir armağandı. İçini bir tatlıcının altındaki bir kaşığı gibi hissetti, elini sıkıca tuttu, elleri titredi.

Gerçek bir inceleme yaptı: mühürün tarihini araştırdı, taşın fotoğraflarıyla karşılaştırdı; her şey uyuyordu. Sonra oturup planlar kurdu; o gece gözünü bir kez bile kapatmadı, kendini deniz, palmiye ağaçları arasında hayal etti.

Siz de uyuyabilir miydiniz?

Ali, pencere kenarında oturup düşündü: Satmak demek, onunla sonsuza dek vedalaşmak demek. Oysa bu bir tarih. Pratik aklı üstün geldi. Değerini takdir edecek bir alıcı bulmalıyım, sadece taşı eritmek için değil.

Bu tür bir mücevherin sahibi ne düşünebilir ki? Hayal gücü bir yana, Bodrum kesin karar.

Sonra ne olacak?

Tamir yapabiliriz, üç senedir biriktirdiğim objektifi alabilirim diye düşündü, pencereye yaklaştı, uykulu şehri izlerken Ya da parayı mevduata koyup yarınla ilgili endişe etmemek dedi.

Sabah, her zaman yürüyüşe çıkmak için ısrar eden bir arkadaşının telefonunu duydu; bu kez kabul edecekti, çünkü akşamüstü hâlâ elinde o ağır mühür duruyordu ve bir kez daha uykuya dalıp tatlı rüyalar görmeyi umut etti.

Uyandığında ilk işi halkayı bulmak oldu; hayal değil, gerçekti. Yeni bir başlangıcı kutlamak için şehrin panoramik manzaralı pahalı restoranına gitti; içine girmek bile fiyatları yüzünden zor olurdu.

Orada, tezgahın yanına oturmuş, yalnız başına kahve içen Gülçini gördü; yüzü hüzün ve kayıp doluydu.

Ali, geri dönmek istedi ama bir anda durdu, aklından bir kıvılcım geçti.

Servise yaklaştı:

O kızarı görüyor musunuz? fısıldadı. Hesabını ödemek istiyorum. Ve ona bunu verin.

Cebinden o ağır mührü çıkardı; avucunda bir sır gibi ağır, önceki sahiplerinin gizemini saklayan bir taş gibi.

Ne? Ama bu

Sadece verin. Kimseden birinin cesur bir insandan geldiğini söyleyin. Ve ona mutluluk dilediğimi ekleyin.

Yanıtı beklemeden dönüp çıktı, ayakları altındaki toprak sanki kayıyormuş gibi hissetti. Sadece bir halka değil, özgürlüğüne bir bilet vermişti. Neden? Kıskançlık mı, yoksa en büyük çılgınlığın bencillikte değil, bırakabilmekte olduğunu kanıtlamak mı?

***

Gülçin, boş restoranın köşesinde oturmuş, elinde o eski mühürü tutuyordu; ağır, soğuk, gerçek bir mücevher. Yanında, garsonun bıraktığı bir not vardı: Cesur bir insandan.

Her şeyini anladı. Bu, beklediği bir dönüş meselesi değildi; bir umut değil, bir fedakârlıktı. Ali, arabayı almadı, seyahate çıkmadı; halkayı ona bıraktı, sadece öyle. Bir tür… affetme, sevgi ya da özgürlük işareti miydi?

Serkanı hatırladı, dün kafede hesabı yüzünden tartıştıkları aklına geldi. Ve anladı ki, bu eylem çılgınlık değil, sessiz bir güçtü. Eylem sadece gösteriş değil, bir kalbin sessiz cesaretiydi.

***

Ali o sabah sarhoştu; kıyafetleriyle uyuyakalmıştı. Rüyasında kumsalda yürürken ayaklarının altında kum yerine dağılan safirler vardı. Başı ağrıyordu, cepleri boştu; her şeyi hatırladı: halka, restoran, çılgın jest.

Gözlerini açtığında odasının kapı boşluğunda Gülçin duruyordu, elinde aynı mühür.

Sen Neden? diye başladı Ali.

Serkanın hediyelerini iade ettim diye fısıldadı Gülçin. Bu halkayı uzattı. Şimdi ortak. Satıp Bodruma gidebiliriz ya da tutabiliriz. Senin de fikrin varsa.

Ali sessizce ona baktı. Tamamen ayık, tamamen mutlu. Bir eylem gerçekleştirmişti ve bu eylem ona bir servet kadar değerli olmayan, ama bir ömür boyu sürecek bir hazine kazandırmıştı.

Rate article
Lifequest
Eylem: Hayatın Dönüm Noktaları ve Seçimlerin Gücü